zemin zemin Web ile ilgili ne var ne yoksa..

Rize'den Kasımpaşa'ya göç etmiş mütevazı bir ailenin çocuğu olan Recep Tayyip Erdoğan'ın hayat öyküsü, son 50 yıllık Türkiye'nin siyasi ve sosyal tarihinin de bir özeti. Çok partili yaşamın ilk yılları, Menderes'in idamı, siyasi çatışmalar, 12 Eylül darbesi, Özal'la başlayan liberal dalga, RP'nin yükselişi, 28 Şubat süreci, klasik sağ partilerin çöküşü ve AKP'nin doğuşu. Tayyip Erdoğan, bu olayların bir kısmında izleyici ama çoğunda rol oynayan bir aktördü. Türk milletinin önemli bir kısmı, 1990'lı yıllarda yıldızı parlayan bu adamı, her geçen gün kendine daha yakın gördü ve son seçimlerde yüzde 47'ye varan bir oyla iktidarı ikinci kez ona emanet etti. O, milyonlarca insan gibi yokluk nedeniyle köyünü kasabasını terk edip büyük bir kente göç eden bir ailedendi. Okumak, ailesine yük olmamak için küçük yaşta sokaklarda çalışmak zorunda kalan bir çocuktu. Futbol aşkıyla yaşayıp, çoğunluktan farklı bir okulda okuduğu için ayrımcılığa uğramış bir öğrenciydi. Darbe döneminde siyasi görüşleri nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalan bir işçiydi. Düşünceleri nedeniyle hapishanede yatmış bir düşünce mahkûmuydu. Olgunluk yaşlarında birçokları gibi geçmiş radikal görüşlerini bir kenara bırakıp daha gerçekçi politikalar üreten bir siyasetçiydi. Milletin değerleri ve devletin kurucu ilkeleriyle çatışmadan, daha demokrat ve liberal bir Türkiye için mücadele veren bir devlet adamıydı. Bu dizide Erdoğan'ın çocukluğundan günümüze her yönüyle portresini bulacaksınız. Recep Tayyip Erdoğan'ı siyasetin zirvesine taşıyan olayların ve Menderes- Özal geleneğinin mirasçısı haline getiren ilginin sırlarını okuyacaksınız.

Takvimler, 1954 yılının 26 Şubat'ını gösterdiğinde İstanbul'un Kasımpaşa semtinde mütevazı bir hayat sürdüren Erdoğan ailesini büyük bir mutluluk sarmıştı. Ahmet Erdoğan'ın Tenzile Erdoğan'la olan ikinci evliliğinden bir erkek çocuğu olmuştu. Rize'nin eski adıyla Potamya, yeni adıyla Güneysu ilçesinden yokluk, işsizlik nedeniyle 13 yaşında İstanbul'a göç etmiş babanın bir önceki evliliğinden iki çocuğu daha vardı. Deniz Hatları'nda kıyı kaptanı olarak çalışan "Reis Kaptan" lakaplı baba Ahmet Erdoğan, oğluna babasının adı olan Tayyip adını koydu. Eski takvime göre Recep ayında doğan bebeğe Recep adı da verildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin 28. başbakanı olacak bebeğin kulağına ezan okundu, üç kere Recep Tayyip adı söylendi.

DAHA 66 GÜNLÜKTÜ
Türk siyasi hayatının ikinci özgür seçimleri arifesinde dünyaya gelen Recep Tayyip, sıkı bir Demokrat Partili olan baba Ahmet Erdoğan'ın hayatında mutlu bir dönemin kapısını aralamıştı. Recep Tayyip, henüz 66 günlük bebekken Demokrat Parti büyük bir seçim zaferine imza atmıştı. 1950 seçimlerinde yüzde 52.7 oranında oy alarak tek başına iktidar olan Menderes, 2 Mayıs 1954 yılında iktidarda geride bıraktığı dört yıla rağmen CHP karşısında oy oranını artırarak ikinci kez seçimleri kazandı. DP, bu seçimlerde yüzde 57.6'lık oy oranıyla çok partili hayatın seçim rekorunu kırıyordu. Ahmet Erdoğan, o tarihlerde hayal edebilir miydi bilinmez ama yıllar sonra başbakan olacak oğlu Tayyip Erdoğan da tıpkı çok sevdiği Menderes'ten 53 yıl sonra girdiği ikinci seçimleri de kazanarak CHP'yi bir kez daha büyük yenilgiye uğratacaktı. Aynı tarihte Tayyip Erdoğan'ın milli görüş gömleğini çıkardıktan sonra ekolünü takip ettiğini iddia ettiği bir başka isim Turgut Özal ise bürokrasinin basamaklarında yükseliyordu. ABD'de mühendislik ekonomisi tahsilini yaparak yurda henüz dönmüş olan Turgut Özal, Elektrik İşleri Etüd Dairesi'nde devlet memuru olarak çalışmaya başlamıştı. Erdoğan her ne kadar siyasi çizgi olarak Menderes ve 1946 ruhunu taşıyan Turgut Özal'a liberal yaklaşımlarıyla benzese de, geldiği sosyo ekonomik çevreye, eğitim gördüğü okullara ve çalıştığı kurumlara bakıldığında onlardan farklılaşıyor. Menderes, geniş arazileri olan, elit okullarda okumuş, CHP içinden çıkma bir politikacıydı. Özal'ın babası banka memuru, annesi ilkokul öğretmeni, bürokrasinin yani devletin içinde yetişmiş bir politik liderdi. Gazeteci Can Dündar'ın altını çizdiği gibi, "Erdoğan, Kasımpaşa'dan çıkıp -Belediye başkanlığı dışındabürokrasinin örseleme tezgahından geçmeden hükümete ulaşmayı başaran yegane sağcı lider..." Bir başka ifadeyle Menderes ve Özal'ın tabanları millete dayansa da akıllarında hep devlet geleneği vardı. Erdoğan'ın sağ kulvarda siyaset yapması ve Menderes sevgisinin kökenlerinde hiç kuşkusuz babası Ahmet Erdoğan'ın önemli bir etkisi var. Devletçi seçkinlerin partisi olarak adlandırılan o zamanki CHP karşısında Anadolu'nun muhafazakar değerlerine saygılı bir siyaset yürüten Adnan Menderes'in darbeciler tarafından 1961 yılında idam edilmesi, Demirkırat'a bağlı olan Reis Kaptan'ı gözyaşlarına boğmuştu.

EVDEKİ DUYGULU ANLAR
Babasının üzüntülü halini gören yedi yaşındaki Recep Tayyip de fazla anlayamadığı bu durum karşısında gözyaşlarına hakim olamadı. Erdoğan, o gün yaşadıklarını gazeteci Göksel Özköylü'ye şu cümlelerle anlatıyordu: "Rahmetli Menderes'in elleri arkasına bağlı, idam gömleğiyle o yürüyüş resmi vardır. Hayat mecmuasındaki resimler, mahkeme sefahati filan, babam, onların olduğu sayıyı eve getirmişti. Ben de karıştırırken o tabloyu gördüm. O arada çok anlamlı, duygulu ifadeler de yer alırdı. O zaman ben bunları pek anlamıyordum. Ama idama giden böyle bir insan, babamın ve annemin duygulu anı, yani evde bir duygu var. Bu kadar hizmet eden bir insanın idama götürülüş olayı var.

İMAM HATİP'E GİDEN YOL

Piyale Paşa İlkokulu beşinci sınıfta din dersine giren Okul Müdürü İhsan Aksoy'un bir sorusu, Tayyip Erdoğan'ın belki de tüm siyasi hayatını şekillendirecek sonuçlar doğurdu. Din dersi esnasında bir anda Haliç kıyılarındaki bir camiden ezan sesi duyuldu. İhsan Aksoy, öğrencilere 'Kim namaz kılmayı gösterecek?" diye sordu. Başları önlerine eğilen öğrencilerden çıt çıkmadı. Bir an tereddütten sonra Recep Tayyip Erdoğan elini kaldırdı ve "Ben namaz kılarım" dedi. Öğretmen hemen bir gazete kağıdını yere sererek öğrencisinden namaza başlamasını istedi. Ancak Erdoğan'ın bir itirazı vardı. Üzerinde resimler olan gazete üzerinde namaz kılınmazdı, kılamazdı. Bu tavır öğretmenini hem şaşırttı, hem de sevindirdi. Öğretmen masasının üstündeki örtüyü alan Tayyip Erdoğan, sınıf arkadaşlarına sabah namazının nasıl kılındığını gösterdi.

ADI 'HOCA'YA ÇIKTI
Artık adı okul içinde "Hoca"ya çıkmış, popülaritesi iyice artmıştı. Namaz sayesinde hocasından beş almayı başarsa da diplomasında din dersi hanesinde notu iyi yazıyor. Bu olaydan kısa bir süre sonra İhsan Aksoy, en sevdiği öğrencisi Tayyip'i sınıfın penceresinin önüne çağırdı ve ona Piyale Paşa İlkokulu'nun tam karşısında bulunan bir binayı gösterdi; İmam Hatip Lisesi'ni. "Seni bu okula gönderelim" dedi omzundan tuttuğu öğrencisine. Hayatında ilk kez bu okulun adını duyan Tayyip Erdoğan hocasına itiraz etmedi, "Olur hocam" dedi. Ertesi gün babasıyla okula geldi. Demokrat Partili olan baba Reis Kaptan da imam hatip hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Ama "Bu okullardan sadece imam yetişmez, inançlı gençler yetişir" sözlerini çevresinden duyduktan sonra ilkokulu bitiren oğlunu 1965'te İmam Hatip Lisesi'ne kaydetti. Artık Tayyip Erdoğan için yepyeni bir hayat başlıyordu.

SİMİT VE SU SATTI

Baba Reis Kaptan'ın geliri, biri kız beş çocuğun yeme, içme ve okul masraflarını karşılamaya yetmiyordu. Piyale Paşa İlkokulu'na başlayan Tayyip Erdoğan, okul harçlığını kazanmak için çocuk yaşta sokaklarda çalışmak zorunda kaldı. İlkokuldayken derslerden arta kalan vakitlerinde kah su satarak, kah kağıtlı şeker satarak beş çocuk büyüten ailesine yük olmadan eğitimini sürdürüyordu. Ekmek parası için verilen mücadele ister istemez okuldaki derslerini de etkiliyordu. Yazı, beden eğitimi ve hal ve gidiş derslerinin notları dışında karnesinde pekiyi yoktu. Din dersi ise iyi idi.

TİCARİ ZEKÂ
İlkokulda başladığı ticaret hayatını daha sonra tüm öğrencilik yılları boyunca sürdürdü. Fakirlik ve çalışma zorunluluğu Tayyip Erdoğan'a bir yandan hayatta ve siyasette kazanmak için hırs duygusu yaratıyor, bir yandan da yoksul halkın ruh halini anlaması için bir araç oluyordu. Babasının verdiği "okuyup adam olun" öğüdünü her zaman tutan Erdoğan, kıt kanaat geçinen ailesine yük olmamak için İmam Hatip Lisesi'ni yatılı okudu. Babasının verdiği haftalık 2.5 lira harçlıkla yaşaması, öğrenimini sürdürmesi mümkün değildi. Devir kemerleri sıkma dönemiydi. Soğuk günlerde dahi okula giderken otobüse binmez, Kasımpaşa'dan sahile yürürdü. Oradan sandalla Balat'a geçer, Balat'tan da İmam Hatip Lisesi'ne kadar yürürdü. Hafta sonları ise Kasımpaşa'dan Eminönü'ne yürüyerek gider, limon alıp satardı. Ticari zekasını kullanarak kendi çapında iyi para kazanacak bir yöntem daha bulmuştu. Simit fırınlarına gidip bir gün önceden kalan bayat simitleri yarı fiyata alıyor, akşam annesi simitleri buharda ısıtıyor, yumuşacık yapıyordu. O da piyasada 10 kuruşa satılan simitleri 5 kuruşa satarak para kazanıyordu. Yatılı okulda yaptığı ticari faaliyetlerinden biri de kartpostal satışlarıydı. Yatılı okuyan öğrenciler sürekli ailelerine kart gönderiyor, o da bu işten iyi para kazanıyordu. Eğitimini sürdüren Tayyip Erdoğan, harçlığını kazanabildiği gibi artık ailesine maddi olarak destek de olabiliyordu. Kazandığı ilk parayı sağda solda çarçur etmek yerine kitap alıyordu.
200 karakter kaldı

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış