zemin zemin Web ile ilgili ne var ne yoksa..

BEYİN GÖÇÜ

 

Kısaltmalar:

 

GOÜ: Gelişmekte Olan Ülkeler

GÜ: Gelişmiş Ülkeler

 

Belli bir bilgi birikim düzeyinin, teknik/teknolojik altyapının, kültürel/kurumsal çerçevenin, hammaddelerin ve üretilen ürünlere yeterli talebin varolduğunu varsayalım. Böyle bir ortamda, firmaların veya ülke ekonomisinin rekabet edebilmesi, gelişip büyüyebilmesi, verimliliğini ve kârlılığını arttırabilmesi için gereksinim duyduğu en önemli araç veya üretim girdisi emek, daha somut bir ifadeyle, "emeğinin niteliğidir. Doğal kaynaklar, araç-gereç-makine gibi üretimin fiziksel girdileri ne kadar bol miktarlarda olursa olsunlar, gerekli miktar ve nitelikte işgücü, veya bazılarının dediği gibi "beşeri sermaye", olmadan uzun dönemde rekabet edebilmek çok zor, hatta olanaksızdır.

Bir ülke ekonomisinin büyümesine en büyük katkıyı sağlayan unsurun nitelikli işgücü olduğunun çok iyi bilincinde olan gelişmiş ülkeler, sahip oldukları işgücünün niteliğini arttırmak için sürekli önlemler alır, çaba sarf ederler. Nitelikli emeğe kısa sürede sahip olabilmenin en kolay yolu, göç almaktır. Sıradan işgücünün küresel serbest dolaşımına birçok kısıtlamalar getirilmiş olmasına rağmen, Gelişmiş Ülkeler (GÜ), her yıl on binlerce nitelikli insanın ülkelerine göç etmesine izin vermektedirler. Bu küresel göç nedeniyle gelişmekte olan ülkeler (GOÜ), kıt olan ve çok zor koşullarda yetiştirdikleri, nitelikli işgücünün bir kısmını, asıl ihtiyaç sahibi olan kendileri iken, GÜ'e kaptırmaktadırlar. Böylece, küresel beyin göçünden GÜ kârlı çıkarken, kaybeden taraf GOÜ olmaktadır.

GOÜ'in kaybını göstermek için şöyle bir benzetme yapmak herhalde yanlış olmaz: İki farklı yapıda insan olduğunu varsayalım. Birincisi, güçlü-kuvvetli, oldukça sağlıklı, iyi gelişmiş ve adaleli bir bedene sahip iken, diğeri daha güçsüz ve zayıf, bedenen gelişebilmesi için bazı engelleri olan biri olsun. Bu arada, ikinci ve daha güçsüz olanın, beslenip gelişmesi için en gerekli ama kıt olan kendi besin maddelerini sürekli olarak birinci ve bir anlamda rakibi olan kişiye verdiğini veya vermek zorunda kaldığını varsayalım. Zaman içinde daha güçsüz olan kişinin, rakibin gücüne erişmesi şansı var mıdır? Varsa, bu ne kadar zaman alacaktır? Kıt olan besin maddelerini eğer rakibine vermez, kendi kullanırsa, rakibinin gücüne erişme potansiyeli artar mı? Herhalde bu soruların yanıtları üstünde yorum yapmayı gerektirmeyecek kadar açık ve bellidir.

Beyin göçü, sadece GOÜ'den, GÜ'e doğru bir olgu değildir. Aslında beyin göçü kavramının ilk olarak Britanya Krallık Bilim Akademisi tarafından 1950'li yıllarda ABD ve Kanada'ya göç eden bilim adamlarını tanımlamak amacıyla kullanıldığı söylenir. Ama Britanya adalarından göç dalgası ne ilkti, ne de günümüz küresel beyin göçünü açıklamaya yeterlidir. Bu yazıda, küresel bir olgu olan beyin göçü incelenirken, göçten mağdur oldukları düşünülen GOÜ'in durumuna ağırlık verilecektir.

Küresel beyin göçü genelde GOÜ aleyhine bir seyir izler ama, bu arada GOÜ ekonomilerine bazı olumlu vardır. Örneğin, göç sonrası:

  1. Göç veren GOÜ'e yapılan işçi döviz transferleri, kıt olan döviz kaynaklarını arttırır, büyüme için gerekli araç-gerecin ithalat finansmanına katkıda bulunur.
  2. Göç veren GOÜ'de işsiz sayısında, dolayısıyla sosyal bakılarda, azalma olur.
  3. Bazen, az miktarda da olsa, gidenlerin, daha deneyimli ve bilgili olarak geriye göçü, yani "tersine beyin göçü" olabilir.

Ancak, GOÜ ekonomilerinin küresel göçten gördüğü zarar, olumlu katkılardan daha yüksektir. Çünkü, GOÜ en değerli ve en kıt üretim girdileri olan, zor koşullarda yetişmiş, nitelikli insan gücünün bir kısmını kaybetmektedir.

GÜ arası göç, göç veren ülke açısından da bazı sorunlar içermektedir. Ama bu sorunlar ve hasarları, GOÜ'inkinden çok daha küçük boyutlardadır. Çünkü:

  1. GÜ arası göç eden nitelikli emek sayısı, toplam nitelikli işgücünün göreceli olarak daha küçük bir oranı olduğundan, GÜ'in beyin gücü kaybı, GOÜ'in kaybına kıyasla oransal olarak daha küçüktür.
  2. GÜ arası beyin göçü genellikle kısa vadeli olmakta ve belli bir süre sonra göç eden kişi daha deneyimli ve bilgili olarak ülkesine dönmektedir.
  3. GOÜ'den, GÜ'e sürekli bir beyin göçü olduğundan, GÜ'den başka ülkelere göçle kaybedilen nitelikli emeğin telafisi mümkündür.

"Beyin gücü"-"Beyin göçü"

Beyin gücünden kastedilen, bireyin sahip olduğu emeğin niteliğidir, bazı kişilerin deyişiyle, emeğin "beşeri sermaye"si. Bu nitelik, bireyin okulda aldığı resmi eğitim, yaşadığı çevresinden aldığı gayrı resmi eğitim ve yaşamında kazandığı deneyimlerin, kişisel beceri/ yetenekleri tarafından yoğrulup, özümsenmesiyle oluşur.

Beyin göçü ise belli niteliklere sahip işgücünün doğal ortamından kopup, başka bir yere göç etmesiyle ortaya çıkar. Göçten sonra emeğin niteliğinden yararlanan çevre, artık "doğduğu yer" değil, "doyduğu yerdir".

Beyin göçü, bir ülke içinde bir yöreden başka bir yöreye göç şeklinde olabileceği gibi bir ülkeden başka bir ülkeye göç şeklinde de olabilir. Bu yazının ana konusu, ikinci tür olanıdır, yani beyin gücünün başka ülkelere "gönüllü göçü", özellikle de gelişmekte olan ülkelerden (GOÜ), gelişmiş ülkelere (GÜ) yapılan göç. Sıfır nitelikli emek olmadığına göre, her kişinin bir bilgi-beceri düzeyi vardır. Bu nedenle göç eden herkesin emeği az veya çok niteliklidir. Ancak, burada araştırmaya esas olan, en az lise seviyesinde veya  daha üstü bir eğitim almış kişilerin küresel göçü ve bu göçün büyümeye etkileridir.

Beyin-gücü (emeğin niteliği=beşeri sermaye) neden önemlidir?

 

Bir ülke ekonomisinin, daha doğru bir ifadeyle ülkedeki firmaların, rekabet edebilmesi, gelişip büyüyebilmesi, uluslararası piyasalarda söz sahibi olabilmesi, verimliliğini ve kârlılığını arttırabilmesi için fiziksel yatırım gereklidir, ama yeterli değildir. (Nitelikli) işgücü olmadan üretim de olmaz. Ekonomik açıdan başarılı olabilmenin en önemli ve etkin yolu, yapılacak üretimin gerektirdiği nitelikte beceri ve bilgiye sahip işgücüne sahip olmaktır. Başka bir deyişle, firmaların uzun vadede başarısı, sahip olunan insan gücü kaynaklarının nitelikleri ve miktarı ile yakından ve doğrudan ilişkilidir. Nitelikli işgücü olmadan ne ülke ekonomisinin ne de firmaların, uzun vadede sürdürülebilir bir başarıyı yakalayabilmesi olası değildir.

Eğitimli (nitelikli) işgücünün, gelişmişlik ile ilişkisini Çizelge:1-1'e bakarak görmek mümkündür. Çizelge, OECD ülkelerinde 25-64 arası nüfusun aldıkları eğitime göre dağılımını göstermektedir. Kişi başı ortalama geliri en düşük OECD ülkesi olan Türkiye'de ilköğretim veya daha altında eğitim almış olanların oranı yüzde 77 iken, bu oran Almanya'da yüzde 16, ABD'de yüzde 14'tür. Buna karşın, yüksek öğrenim sahibi kişilerin oranı Türkiye'de sadece yüzde 8 iken,  Almanya'da yüzde 23, ABD'de yüzde 33'tür. Sayısal açıdan var olan bu uçurumun yanı sıra, işgücünün nitelik düzeyleri arasındaki farklar da çok önemlidir.

Beyin göçünün nedenleri ve boyutu

 

Beyin göçünün birçok nedeni olabilir. Beyin göçü, geçici bir süre için eğitim almak ve deneyim kazanmak amaçlı olduğu zaman, göç veren ülke ekonomisine zarar bir yana, çok yararlı olduğu söylenebilir. Çünkü, geçici olarak göç eden kişiler, belli bir süre sonra daha deneyimli ve bilgi-beceri açısından daha donanımlı olarak geri gelecekleri için, ülkelerinin bilgi havuzuna önemli katkılarda bulunma potansiyeline sahiptirler. Bilgi, paylaştıkça artma özelliğine sahiptir. Bilgi havuzu ne kadar büyürse, bilgiden yararlanma potansiyeli de o kadar büyük olur.

Çizelge:1-1   OECD Ülkelerinde 25-64 Yaş Grubu Nüfusun Tamamladıkları Eğitim Kademelerine Göre Dağılımı, 1995,  %

 

Kaynak: DPT, 2001,  "Ortaöğretim: Genel eğitim, meslek eğitimi, teknik eğitim": Özel İhtisas Komisyonu Raporu: s.5, Çizelge-2.            

Ancak, geçici göç olgusunun daha çok GÜ arasında yaşandığını biliyoruz. Örneğin, 1990-91 yılında bilim ve teknoloji alanlarında doktora sahibi olan Hindistan vatandaşlarının yüzde 79'u, Çin vatandaşlarının ise yüzde 88'i, 1995 yılında hala ABD'de çalışmaktaydılar. Oysa, doktoralı Korelilerin yüzde 11'i, Japonların ise yüzde 15'i 1995 yılında hala ABD'de çalışmaktaydılar. 2000 yılında, yaklaşık 1,500 yüksek nitelikli Hindistanlı ABD'den, ülkesine geri geldi. Ama her yıl bu rakamın 30 kattan fazlası ülkesini terk etmektedir (Cervantes-Guellac, 2002). Göç veren ülke, GOÜ olduğunda, geçicilik, yerini kalıcılığa bırakma eğilimindedir.

GOÜ'den, GÜ'e "kalıcı" amaçlı göçün birçok nedenleri vardır. Bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

  1. İşsizlik
  2. Daha yüksek bir yaşam standardına kavuşmak arzusu.
  3. Eğitime uygun iş bulamamak.
  4. Yapılan işin takdir edilmemesi.
  5. Kötü çalışma koşulları.
  6. Araştırma yapamamak.
  7. Siyasal sorunlar (etnik dışlanma, siyasal istikrarsızlık, vb.).
  8. Yolsuzluklar.

Yukarıda sayılan gönüllü göç nedenlerinden en önde gelenleri ilk ikisidir; işsizlik ve daha iyi bir yaşam standardı elde etmek. Bu durumda, GÜ ile GOÜ arasında gelir ve refah uçurumu varlığını sürdürmeye devam ettikçe, "ekonomik amaçlı göç" de kaçınılmaz olacaktır.

GÜ'in beyin göçüne karşı yaklaşımı ilginçtir. GÜ kaynaklı iktisadi kuramlara göre, sermayenin ve işgücünün hareketliliği (mobilitesi) küresel kâr oranının ve işçi ücretlerinin arasındaki farkın kapanması, küresel refahın eşitlenmesi için gerekli önkoşullardandır. Ama gerçek ekonomik ilişkilerde hareketlilik serbestliğine sahip olan sadece sermayedir. Sermayenin küresel serbestliğinin daha da artması için sürekli olarak GOÜ'e çeşitli yollardan baskılar yapılır. Ama iş işgücünün serbest hareketliliğine gelince birden her şey değişiverir. Bırakın işgücünün serbest dolaşımını, gezi amaçlı olarak bile serbest dolaşım kısıtlanır. Türkiye buna çok iyi bir örnektir. AB-adayı olan Türkiye pasaportlu kişiler, AB ülkelerinde seyahat amaçlı turist vizesi bile almakta zorlanmaktadırlar.

Diğer taraftan, GÜ "çifte standart" uygulayarak, sahip olmayı arzu ettikleri "nitelikli işgücünü" (beşeri sermayeyi) kendi ülkelerine çekebilmek için istedikleri zaman çok esnek ve teşvik edici göç politikaları uygulayabilmektedirler. Örneğin. ABD Kongre'si, 2000-2003 arasında "yüksek nitelikli işgücünün" ABD'de geçici olarak çalışması için gerekli H1B vize adedini 115,000'den 195,000'e çıkarmıştı. 1990'lı yılların başından beri 900,000 civarında yüksek nitelikli işgücünün Hindistan, Çin, Rusya, Kanada, Britanya, Almanya gibi ülkelerden ABD'ye göçüne izin verildi (Cervantes-Guellec, 2002). Almanya, 2000'li yıllarda, bir çeşit "yeşil-kart" projesiyle on binlerce nitelikli işgücünü ülkesine çekme gayreti içinde. Avustralya-Kanada gibi ülkeler zaten belli bir göç politikası uyguluyorlar. Bu arada İngiltere de, benzer bir göç programı çerçevesinde nitelikli beyinleri ülkesine çekmeye çalışıyor.

Çizelge:1-2, seçilmiş 12 OECD ülkesinde göç ederek gelmiş insanların sayılarını ve toplam nüfusa oranlarını göstermektedir. 1988 yılında 42 milyon civarında olan göçmen nüfus, 1998 yılında yaklaşık 54 milyona çıkmıştır. Göçmen nüfusun, toplam nüfus içinde en yüksek oranlarına Avustralya ve Kanada gibi bilinen göçmen ülkeleri yanı sıra İsviçre'de rastlanmaktadır. Göçmenlerin büyük bir kısmı diğer OECD ülkelerinden gelmektedir. Ama göçmenlerin sadece yüzde 10'unun GOÜ'den geldiğini varsaysak bile, bu bize 1998 yılında 12 OECD ülkesinde yaklaşık 5.4 milyon GOÜ kökenli insanın olduğunu göster ki bu, GOÜ açısından, hiç de küçümsenmeyecek bir rakamdır.

Çizelge: 1-2    12-OECD Ülkesinde Yabancı veya Yabancı Kökenli Nüfus

Kaynak: J.Coppel- J.C.Dumont- I.Visco,  2001, Trends in Immigration and Economic Consequences: OECD-Working Paper No:284, s. 10, Çizelge:2

Çizelge:1-3, bazı OECD ülkelerinde yüksek eğitimli, yetişkin göçmen ve yerli nüfusun, toplama oranlarının göstermektedir. ABD'deki yüksek eğitimli göçmen nüfusun, toplam göçmen nüfusa oranı yüzde 41'e yakın iken diğerlerinde bu oran çok daha düşüktür. Bu durum, yüksek eğitimli nüfusun en çok tercih ettiği ülkenin ABD olduğunu ortaya koymaktadır.

Çizelge: 1-3    Bazı OECD Ülkelerinde Yetişkin Yüksek Eğitimli Nüfusun Oranları, 1995-1998 ortalaması,  %

Kaynak: J.Coppel- J.C.Dumont- I.Visco,  2001, Trends in Immigration and Economic Consequences: OECD-Working Paper No:284, s. 11, Çizelge:3

* Toplam göçmen nüfusun yüzdesi                  

** Toplam yerli nüfusun yüzdesi

Küresel beyin göçünün etkileri

Küresel beyin göçünün, göç alan ve göç veren ülke ekonomilerine değişik etkileri olur. Şimdiki haliyle küresel beyin göçünün GOÜ ekonomileri aleyhine, GÜ, özellikle de ABD ekonomisi lehine olduğu bir gerçektir. Çünkü, nitelikli emek göçü alan ülkeler hiçbir yetiştirme maliyetine katlanmadan eğitilmiş ve ihtiyaçları olan işgücüne kavuşmaktadırlar. Diğer bir deyişle GÜ, hiçbir bedel ödemeden GOÜ'in en değerli üretim kaynaklarını kendi ülkelerine transfer etmektedirler. Gerçi göç sonrası, göç alan ülkede bazı sosyal-kültürel adaptasyon sorunları yaşanıyor. Ama bunlar aşılamayacak sorunlar değildir, özellikle nitelikli emek göçü söz konusu olduğunda. GÜ arası göçün ise, genelde ABD lehine olmasına karşın, büyük oranda geçici olması özelliğiyle zarar bir yana, faydalı olduğu bile söylenebilir. Çünkü, göçmenler daha donanımlı olarak ülkelerine dönmektedirler.

Küresel açıdan bakıldığında, göç veren GOÜ'in kayıpları büyüktür. Ama göçün, göç veren ülke açısından bazı olumlu etkileri de yok değildir. Şimdi kısaca, GOÜ açısından beyin göçünün olumlu-olumsuz etkilerini inceleyeceğiz.

Beyin göçünün olumsuz yanları

GOÜ'den beyin göçünün temel olumsuzluklarını iki ana başlık altında toplamak mümkündür.

1.  Beyin-gücü yetiştirme (eğitim) maliyeti

Eğitim amacıyla yapılan yatırımlar yakından incelendiğinde ortaya ilginç bir tablo çıkar. GÜ, genellikle, eğitim sorununu çok uzun yıllar önce çözmüşler. işgücünün neredeyse tamamı okur-yazar, önemli bir kısmı da çağdaş üretim ilişkilerinin gerektirdiği bilgi ve beceriye sahip kişilerden oluşur. Henüz eğitimlerini sürdüren, öğrenci grubuna bakıldığında ise, okullaşma oranının yüzde 99-100 olduğu, yüksek eğitim gören kişilerin oranının ise oldukça yüksek olduğu görülür.

GOÜ'de ise eğitim durumu çok farklıdır. Gerçi GOÜ homojen bir yapıya sahip değiller, ama işgücünün nitelik düzeyi, hepsinin ortak sorunudur.  Bazı ülkelerde okur-yazar olmayanların oranı büyük bir sorunken, bazılarında mesleki eğitimli kişilerin sayısı yetersiz, hemen hemen hepsinde ise verilen eğitimin kalitesi, çağdaş üretim ilişkilerini karşılamaya yetmeyecek düzeydedir.

Birçok sorunlarla boğuşmak zorunda olan GOÜ, kıt kaynaklarının bir kısmını gelecek nesilleri yetiştirmek amacıyla eğitime ayırmak zorundadır. Bilindiği gibi, bir kişinin okul öncesi eğitimden başlayarak lise veya yüksek öğrenimini tamamlayıncaya kadar geçen eğitim süresi için büyük yatırımlar gerekir. Normal veya mesleki lise eğitimi tamamlanıncaya kadar, kişiler en az 17-18, yüksek öğrenim tamamlanıncaya kadar da  en az 21-22 yıl boyunca genellikle salt tüketicidirler ve bu esnada üretime hiç değilse bile çok az katkıları olur. Türkiye'de yapılan bir araştırmaya göre, okul öncesi eğitim amaçlı öğrenci başına harcama 171 Dolar iken, genel lisede bu rakam 1,240 Dolara, mesleki-teknik lisede 1,471 Dolara, yüksek öğrenimde ise 3,428 Dolara yükselmektedir (Çizelge: 15-4).

Türkiye'de olduğu gibi, okul öncesi eğitimin bir yıl, ilköğretimin 8, lisenin 4, yüksek öğrenimin de 4 yıl olduğunu varsayarak bir hesap yapacak olursak, bir öğrenciye lise bitene kadar yapılan eğitim yatırımı en az 9,115 Dolar, yüksek okul bitene kadar yapılan eğitim yatırım? ise en az 22,827 Dolardır. Bu rakamlara doğumdan, okul bitene kadar yapılan sağlık, beslenme, giyinme gibi masraflar dahil değildir. işte bu kadar büyük yatırımlar yapılan kişiler, küresel göç nedeniyle GOÜ için ciddi bir kayıp oluştururken, GÜ bu kaynaklara hiçbir masraf yapmadan sahip olabilmektedirler. Eğer GÜ aynı eğitimi kendi ülkelerinde verselerdi, eğitim maliyetleri çok daha yüksek olacaktı. Dolayısıyla, GÜ'in küresel beyin göçünden eğitim maliyeti kazancı, GOÜ'in kayıplarından çok daha yüksektir (bak. Çizelge:15-5). 

Çizelge: 15-4  Eğitim Kurumlarına Göre Öğrenci Sayısı ve Harcama 2003-2004

Kaynak: DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı-2004; s.103 ve 110'daki   Çizelgeler: 6.2 ve 6.9'dan yararlanılmıştır.

Türkiye'de öğrenci başı yüksek eğitim maliyeti 3,428 Dolar olarak görünmektedir. Oysa, beyin göçüne tabi olan yüksek öğrenim sahibi kişilerin bir kısmı yurt dışında eğitim almış kişilerdir ve dolayısıyla öğrenci başına eğitim maliyeti çok daha yüksektir. Örneğin, yüksek öğrenim için en çok tercih edilen ülke olan ABD'de bir öğrencinin yıllık okul maliyeti ile yıllık kişisel giderleri toplamı yaklaşık 20-25,000 Dolar civarındadır. Dolayısıyla, yurt dışında eğitim aldıktan sonra ülkesine geri gelmeyen öğrencilerin, göç veren ülkeye maliyeti, ülke içindeki maliyetten çok daha yüksektir.

Çizelge: 15-5  İsveç'te Eğitim Harcamaları 1997 *    

             

 

Kaynak: OECD, 2000, Investing in Education, s.159, Çizelge:21 


* Satın-alma gücü paritesine göre.

2.  Potansiyel üretim kaybı

Beyin göçünün ekonomik kalkınma açısından en olumsuz etkisi, üretimin en önemli girdisi olan nitelikli işgücü kaybıdır. Yeterli sayı ve nitelikte işgücü yoksa, çağdaş üretim teknolojilerini etkin kullanmak, uluslar arası piyasalarda rekabet edebilecek ürünler üretmek mümkün olmayacaktır. Nitelikli işgücü olmadan, nitelikli üretim de gerçekleştirilemez.

Varsayalım sihirli bir değnekle sanayileşmiş bir ülkedeki, örneğin Almanya'daki tüm üretim tesislerini bir anda Türkiye'ye aktarmamız mümkün olsun. Türkiye'deki işgücünün sayısal ve niteliksel özellikleriyle, Türkiye'nin üreteceği ürünlerin miktarı ve kalitesi, Almanya'nın ürettiği ürünlerin miktar ve kalitesi düzeyinde olabilir miydi?

Sorumuzun yanıtı ne yazık ki HAYIR olacaktır. Türkiye'deki işgücünün bilgi ve beceri düzeyi, Almanya'daki işgücünün seviyesine çıkana kadar, varsayımsal olarak transfer ettiğimiz üretim tesislerinden elde edilen üretimin miktar ve kalitesi daha düşük olacaktır. Bunun nedeni Türk insanının daha yeteneksiz olması değil, Alman işgücünün eğitim düzeyinin yüksek olmasıdır.

Bu basit örnekten şu sonuca varırız; özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde insan gücünün eğitimine yapılan yatırımlar son derece önemli ve kalkınmanın vazgeçilmez bir unsurudur. Gelişmekten vazgeçmeden bu tür yatırımlardan vazgeçilemez. Küresel rekabetin en önemli unsuru insana yapılan yatırımdır. Ama, GOÜ bu en değerli üretim girdilerinin bir kısmını göç nedeniyle GÜ'e kaptırmakta, GÜ'in refah artışına katkı yaparken, kendileri mağdur olmakta, adeta bindikleri dalı kesmektedirler. GOÜ'den göç eden her nitelikli işgücü, aynı zamanda "potansiyel" üretim kaybıdır.

Beyin Göçünün olumlu yanları

 

Olumsuz yanları yanı sıra, beyin göçünün GOÜ'e bazı olumlu katkıları da vardır. Aşağıda bunları kısaca inceleyeceğiz.

1-  İşçi dövizi transferleri

Göç veren ülkenin en çok fayda sağladığı alan olarak işçi gelirlerinin bir kısmının transferinden kaynaklanan döviz gelirleri sayılabilir. 

Çizelge: 15-7   Bazı Ülkelerin İşçi Döviz Gelirleri, 1998

Kaynak: J.Coppel- J.C.Dumont- I.Visco,  2001, Trends in Immigration and Economic Consequences: OECD-Working Paper No:284, s. 25, Çizelge:9

Bilindiği gibi GOÜ, GÜ'den araç-gereç-makine ithal ederler ve bunu için dövize ihtiyaçları vardır. Ama döviz de çoğu zaman kıt kaynaklardan biridir. Göç eden işgücünün, anavatana gönderdiği işçi gelirlerinin bir kısmı sayesinde, GOÜ bir çok ekonomik ihtiyaçlarını giderme şansına sahiptirler. Çizelge: 15-7, bazı ülkelerin elde ettiği işçi döviz gelirlerini göstermektedir. Sadece 1998 yılında çizelgedeki ülkelere 41.3 milyar dolarlık civarında döviz girişi olmuştu ve bu rakam toplam mal-hizmet ihracatının yaklaşık yüzde 12'sine eşitti.

2-  Göç veren ülkede istihdama etkisi

Çizelge: 15-8'e göre, 1999 yılında Türkiye'den yaklaşık 4.6 milyon kişi başka ülkelerde çalışmakta veya yaşamaktaydı. Eğer bu kişiler göç etmek yerine Türkiye'de yaşamaya devam etselerdi, nüfus ve istihdam ile ilgili veriler çok daha farklı olacak ve Türkiye'de nüfus 66 milyon değil, yaklaşık 71 milyon kişi olacaktı (Çizelge:15-9). Bu durumda kaçınılmaz olarak işsizlik çok daha büyük miktarda olacak, beraberinde bir çok sosyal sorunlar getirecekti. Dolayısıyla, göçün, göç veren ülkede istihdam sorununu hafiflettiği söylenebilir.

Çizelge: 15-8   Yurt DIŞInda Yaşayan ve Çalışan T.C. Vatandaşları, 1999

Kaynak: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı: aktaran DPT, 8.Plan, s.131, Tablo: 23?ten yararlanıldı.

 Çizelge: 15-9  Türkiye'nin ile ilgili Nüfus ve İstihdam Verileri

Kaynak: DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı-2004; s.148; Çizelge: 10.1'den.

* Bak. Yukarıda Çizelge:15-8

**işgücüne katılım ve işsizlik oranları olarak 2000 verileri kullanılarak hesaplanmıştır.

3-  Göç edilen ülkede lobi faaliyetleri

Uluslararası ilişkilerin hızla değiştiği bir dönemde yaşıyoruz. Göç eden insanlar, yaşadıkları yerde göçmen olarak geldikleri ülke lehine çeşitli lobi faaliyetlerinde bulunarak önemli katkılar sağlayabilirler. Örneğin, Avrupa'da yaşayan Türkler, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde siyasal ve ekonomik açıdan çok büyük bir rol oynayabilir. Fransa, Almanya, Avusturya gibi ülkelerde esen ve Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı olan rüzgarlar, etkin lobicilik faaliyetleri sonucu çok daha farklı bir şekle gelebilir, hatta Türkiye lehine dönüşebilir.

4-  Göç veren ülkeye yatırımlar

Göç eden kişilerin küçük bir kısmı da olsa bazıları ülkesine dönüp, yatırım yapmakta, bazıları ise geri dönmeden yatırım yaparak üretime ve istihdama, dolayısıyla büyümeye katkı yapmaktadır. Örneğin, Almanya'da ticari faaliyete başlayan bazı Türk kökenli kişilerin, Türkiye'de turizm, tekstil gibi çeşitli alanlarda büyük yatırımları vardır ve bunların ülke ekonomisine çeşitli açılardan ciddi katkıları olduğu tartışılmaz  bir gerçektir.

5-  Yeni bir küresel kültürel sentez:

Kültürel farklılıklar, aslında bir kültürel zenginliktir. Göç alan ülkelerde farklı ülkelerden ve kültürlerden kişiler birbirlerinden pek çok şey öğrenerek yeni bir kültürel sentezin oluşumuna katkı sağlarlar. Uygarlıklar çatışmasından sıkça söz edilen çağımızda, farklı kültürlerin oluşturacağı küresel bir sentez, çağımıza özgü birçok sosyo-kültürel sorunların daha kolay bertaraf edilmesine katkı yapacaktır. Kültürel zenginlik, doğrudan olmasa da, dolaylı olarak küresel refah artışına katkı sağlar.

6-  Turizm elçileri:

Göç eden kişilerin özellikle birinci nesilden büyük bir çoğunluğu, genellikle çok kuvvetli sosyo-kültürel bağlarla göç ettikleri ülkelerine bağlıdırlar. Bu kişiler, yeni ülkelerinde Fahri Turizm Elçileri olarak eski ülkelerinin tanıtımını yapabilirler. GOÜ'de genellikle döviz kıt kaynaklardan biri olduğundan, artan turizm hareketliliği sayesinde bir yandan turizm gelirlerinin ödemeler bilançosuna katkısı olurken bir yandan da istihdam olanaklar? artar. Potansiyel turizm elçilerinden yararlanmasını bilen göç veren ülkeler, bundan kazançlı çıkacaklardır.

GOÜ'DEN BEYİN GÖÇÜNÜ DURDURMAK

 

GOÜ'de nitelikli işgücünün kıt olduğu, nitelikli işgücü olmadan gelişmenin mümkün olamayacağı ve küresel beyin göçü ile GOÜ'in çok ciddi kayıpları olduğu gerçekleri göz önüne alındığında, GOÜ'den beyin göçünün önlenmesi için mutlaka bazı önlemlerin alınması gerekir. Özellikle üç önlem çok önemlidir:

  1. Yeni bir küresel göç politikası;
  2. GOÜ'de eğitim seferberliği; ve
  3. GOÜ'de hızlı nüfus artışının denetimi.

Yeni bir küresel göç politikası

Yeni bir küresel göç politikasının temel amacı GOÜ'den, GÜ'e olan "kalıcı" beyin göçünü engellemek, hatta tersine göçü teşvik etmek olmalıdır. Beyin göçünü engellemek, GÜ'in çıkarları doğrultusunda olmayacağı için bu konuda inisiyatifi GOÜ'in ele alması gerekir. Ama her şeyden önce, GOÜ karar mekanizmalarının, beyin göçünün kendi ekonomik gelişmeleri için ne kadar zararlı olduğunun bilincinde olması gerekir. Türkiye örneğine bakacak olursak, ne ülke yöneticileri ne Devlet Planlama Teşkilatı ne de aydın kişiler henüz bu konunun bilincinde değillermiş gibi görünüyor. Göçü durdurmak bir yana, resmi ve gayrı-resmi olarak göç teşvik edilmektedir. Her şeyden önce bu tür yanlış hatta bilinçsiz yaklaşımlara bir son verilmesi gerekir. Bilinçli GOÜ-yöneticileri bir araya gelerek, GÜ-yöneticileri ile pazarlık masasına oturmalı ve beyin göçünün engellenmesi için önlemler almaya zorlanmalıdır. Özellikle GÜ'de eğitim amaçlı bulunan GOÜ öğrencilerinin geri dönmesi mutlaka sağlanmalıdır. Kısa süreli ve bilgi-beceri, deneyim kazanmaya yönelik "geçici" beyin göçü ise hem GOÜ hem de GÜ tarafından teşvik edilmeli ama geriye dönüş mutlaka sağlanmalıdır.

GOÜ'den, GÜ'e göçün bir an için durdurulabildiğini varsayalım. Bu, GOÜ adına elbette ileri yönde atılmış büyük bir adım olurdu. Ama, yeterli bir önlem olur muydu? Elbette yeterli olması mümkün değil. Çünkü GÜ ile GOÜ işgüçleri arasındaki nitelik farkı çok büyüktür ve aradaki farkın kapanabilmesi için, GOÜ işgücünün, GÜ işgücü kadar verimli olması gerekir. Bu ise, çok büyük eğitim yatırımı, uzun zaman ve deneyim gerektirir. Daha önce de vurgulandığı gibi, orta dereceli eğitim sahibi olabilmek için en az 11-12 sene, yüksek öğrenime sahip olabilmek için ise en az 14-16 sene gerekir. Alınan eğitimin kalitesi ise ayrı bir sorundur. Bu durumda, beyin göçünü durdurmaya çalışmanın yanı sıra, daha kısa vadede sonuç verebilecek başka önlemlerin GOÜ'e büyük katkıları olacaktır. Bunlarda biri "tersine beyin göçü"dür.

1-a: GOÜ'e tersine beyin göçü

Kısa vadede, beyin göçü veren GOÜ'in yararlanabileceği çok büyük bir insan gücü potansiyeli vardır: göç verilen ülkelerde, özellikle de sanayileşmiş OECD ülkelerinde yaşayan, orada deneyim kazanmış, eğitim almış veya hala almakta olan göçmenler. En gelişmiş teknolojik ve sosyal yenilikleri yakından tanıyan bu kişilerin, geleneksel beyin-göçü akımının tersine çevrilmesi, yani GÜ'den, GOÜ'e doğru çekilebilmesi mümkün olursa, GOÜ ülke ekonomilerine ve firmalarına paha biçilemeyecek bir bilgi-beceri-deneyim aktarımı gerçekleşebilir.

Ancak göç etmiş nitelikli insan gücünün yalnızca milli-kültürel duygulara seslenerek, veya salt bazı ekonomik çıkarlar sağlayarak kazanılabileceğini düşünmek çok yanlış olur. Duygu ve kültür sömürüsü üzerine kurulu bir yaklaşım bazı değerli kişilerin geri göçüne neden olabilir, fakat bu yeterli değildir. GÜ'in koşullarından çok farklı niteliklere sahip olan GOÜ'deki çalışma ortamı, hoşgörü eksikliği, işverenlerin tutumu, yüklenen sorumluluklarla kıyaslanamayacak oranda az verilen yetkiler, çeşitli altyapı eksiklikleri, vb. faktörler, beyin gücünün yeniden yitirilmesine neden olabilir, tabii gerekli önlemler önceden alınmazsa. Geriye göçe teşvik etmeye başlamadan önce yurt dışındaki nitelikli emek potansiyelinin nasıl bir sosyo-kültürel altyapıya sahip olduklarının ve geri dönerlerse "beklentilerinin" neler olacağının çok iyi bir şekilde incelenip, hazırlıklar yapılması gerekir. Tersine beyin göçü, bir yandan gelişmiş teknolojik ve örgütsel becerileri GOÜ'e kazandırırken diğer yandan da ülke refahının daha hızlı ve istikrarlı bir şekilde büyümesi için gerekli olan altyapıya çok büyük katkı yapma potansiyeline sahiptir.

1-b: GÜ'den, GOÜ'e beyin göçü

Gelişmiş ülkelerin beyin gücünün, GOÜ'e göçü ilk bakışta bir ütopya gibi gelebilir, ama gerçekleşmesi imkansız değildir. Aslında günümüzde bu tür bir beyin gücü transferi gerçekleşmiyor değil. Bir çok eğitimli GÜ vatandaşı, çeşitli uluslar arası kuruluşlar aracılığıyla gönüllü ve geçici olarak GOÜ'e gitmekte ve önemli katkılar yapmaktadırlar. Bu tür katkılar teşvik edilerek daha da arttırılabilir. Özellikle eğitime ve üretime yönelik GÜ beyin gücü katkılarına GOÜ ekonomilerinin çok ihtiyacı vardır.

Bazı kişilere göre GOÜ'e doğrudan yapılan yatırımlar (DYY) da bir anlamda beyin göçüne neden olur. Bu görüşe göre, DYY ile GOÜ'e yeni teknolojiler ve örgütlenme modelleri götürülmekte, DYY tesislerinde çalışan "geçici" yabancı personel sayesinde yeni bilgi ve beceriler GOÜ'e aktarılmaktadır. Bu sav sadece kısmen doğrudur. DYY sahibi firmalar, hiçbir zaman kendilerine rakip olacak bilgi ve becerileri, başka ülkelere aktarma çabası içinde olmamışlardır, olmazlar da. Yapılan işin mantığı gereği olamazlar. DYY firma çalışanlarının amacı üretim yaptıkları ülkeyi kalkındırmak değil, çalıştıkları firmayı daha kârlı ve rekabetçi yapmaktır. Dolayısıyla, DYY ile gerçekleşen beyin göçünün katkısı çok sınırlıdır.

1-c: Kıdemli beyin göçü

GÜ'de nüfus giderek yaşlanırken, yaştan dolayı emekli olan veya aktif işgücü piyasasından bir şekilde ayrılmış olan eğitimli ve deneyimli kişilerin sayısı giderek artmaktadır. "Kıdemli" vatandaş olarak tanımlayabileceğimiz bu kişiler, daha uzun yıllar aktif olarak yararlı olabileceklerken, işgücü piyasalarından çeşitli nedenlerle ayrılmaktadırlar. Bu durum, uzun yıllar çalışıp, üretken olmuş kişilerin psikolojilerini de olumsuz etkilemektedir. Çünkü, onlara artık kendilerine ihtiyaç olmadığı hissi verilmektedir. İşte bu kıdemli vatandaşlar, GOÜ'in kalkınması için önemli bir "beyin gücü havuzu" oluşturabilirler. Böylece bir yandan hala üretken olmak isteyen kişiler bu arzularına kavuşurken, diğer yandan GOÜ büyük bir bilgi-beceri ve deneyim gücüne erişme olanağına sahip olabileceklerdir.

"Kıdemli" beyin göçü aracılığıyla üretime katkıda bulunmayı amaçlayan küresel faaliyetleri olan bazı kâr amacı gütmeyen kuruluşlar yok değil. 1964 yılından beri küresel hizmet veren ve şimdiye kadar 24,000 teknik ve yönetim danışmanlığını gerçekleştirdiğini söyleyen International Executive Service Corps (IESC) bunlardan biridir. IESC'nin temel amaçlarından biri küresel piyasa ekonomisinin gelişmesi için katkıda bulunmaktır. Bu tür kuruluşların "piyasa ekonomisini geliştirmek" gibi ideolojik bir hedefi olmadan ve ABD resmi kurumlarıyla "organik" ilişkilere girmeden faaliyette bulunmaları, GOÜ açısından çok daha yararlı olabilir. Aksi durumda, GÜ'in uzantısı kurumlar görüntüsü vererek, GOÜ üzerinde hegemonya kurmak istedikleri yönünde bir şüphe ile bakılmaları için bir neden oluşabilir.

GOÜ'de eğitim

Görünüşe bakılırsa, GOÜ eğitim konusunda kıt olan kaynaklarını pek verimli kullanamıyorlar. Öncelikle ülkelerin potansiyel rekabet avantajı olduğu sektörler belirlenmeli ve bu doğrultuda bir eğitim ve öğretim politikası uygulanmalı, kıt olan kaynaklar israf edilmemelidir. Örneğin, DPT'ye göre, Türkiye'nin 2005 yılında, ihtiyaçtan fazla on-binlerce inşaat, jeoloji, metalürji ziraat mühendisi olacaktır (bak Çizelge: 15-9). Yüksek öğrenimde öğrenci başına maliyet yaklaşık 3,500 Dolardan hesaplanırsa, sadece Çizelge:15-10'da belirtilen alanlarda 2005 yılında ihtiyaç fazlası olan toplam 40,700 öğrenci için yapılan yatırımın Türkiye'ye yıllık maliyeti 142,450,000 Dolar civarındadır. Yüksek eğitimi tamamlamak için en az 4 yıl gerektiğine göre, söz konusu ihtiyaç fazlasının toplam maliyeti yaklaşık 570 milyon Dolardır. Bu rakama diğer alanlarda yapılan ihtiyaç fazlası eğitim harcamaları katıldığında, her yıl yüz milyonlarca Doların yanlış eğitim politikaları sonucu israf edildiği görülecektir.

Çizelge: 15-9 Teknik personel arzı ve ihtiyacı projeksiyonu

       (Bin Kişi)

  

Kaynak: DPT, 7. Plan, Tablo:6, s.32 ve 8. Plan, Tablo: 19, s.103.

Özellikle ihtiyaçtan çok fazla sayıda ziraat mühendisi yetiştirilmektedir. DPT verilerine göre 2000 yılında 25,100, 2005 yılında ise 23,900, toplam 49,000 ziraat mühendisi fazlası olacaktır. Bir ziraat mühendisinin en az 4 yıl eğitim aldığı düşünüldüğünde, Türkiye'nin ihtiyaç fazlası ziraat mühendisi yetiştirmesinin maliyeti yaklaşık 686,000,000 $'dır. Bu para ile Türkiye'nin asıl ihtiyacı olan alanlara eğitim yatırımı yapılabilirdi. Sadece durum tespiti yapmakla yetinen, önlem almayı önermeyen DPT, bir anlamda kıt olan finanssal kaynakların israfına göz yummaktadır veya olayın vahametinin henüz farkında değildir. Türkiye'nin geleceğini planlamak amacıyla kurulmuş olan DPT'nin, gelecekte ne kadar ihtiyaç fazlası teknik personel olacağını vurgulamak yerine, hangi eğitim politikasının, neden ve nasıl uygulanması gerektiğine dair önerileri olmalıydı.

Diğer GOÜ'de eğitim harcamaları ile ilgili benzer sorunlar vardır. İhtiyaç fazlası personel, işsizlik nedeniyle GOÜ'den göç için önemli bir etkendir. Yanlış eğitim politikası güden GOÜ, bir anlamda GÜ için eğitimli personel yetiştirme görevi yapmaktadırlar.

Sonuç

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 2000 yılında aldığı ve insan trafiğini tanımlayan kararına göre, bazı kişiler veya örgütler, insanları zorla veya kandırarak, çıkar amaçlı olarak göçe (trafficking) yönlendirmektedir (Laczko-Gozdziak,Ed., 2005). Alınan kararla, yasadışı olarak tanımlanan bu tür eylemlerle küresel mücadele edilmesi istenir. Ancak, gönüllü göç ile zorunlu göç arasında net bir çizgi çekmek çok zordur. ABD'ye yasadışı yollardan girerek çalışmak isteyen Meksikalıları veya Çinlileri organize edip, bundan para kazanan kişiler veya örgütlerin yaptığı iş şüphesiz yasadışıdır. Ama göç eden kişilerin "zorunlu" göç ettirildiklerini veya kandırıldıklarını iddia etmek ve bunu kanıtlamak çok zordur. "İnsan trafiğini" önlemeye yönelik ABD veya AB veya bir diğer GÜ politikaları aslında daha çok ülke içi emek-piyasalarını denetlemeye ve düzenlemeye yönelik eylemlerdir. Çünkü amaç, "insan trafiğini" tamamen önlemek değil. Amaç, istedikleri nitelikte kişileri, istedikleri zaman, istedikleri miktarlarda "trafiğe katabilmek" için istedikleri uygun koşulları ve ortamı yaratmaktır. Ve GÜ'in bu konuda son derece başarılı oldukları söylenebilir.

Küresel göçten kim kârlı çıkıyor? sorusunun yanıtı çok nettir: Gelişmiş Ülkeler.

GOÜ'den beyin göçü, GÜ'e doğru yapılan "en büyük kaynak transferidir. Ve bu çok değerli kaynak için GÜ, GOÜ'e bir bedel ödememektedirler. Hatta bazı gaflet içindeki bazı ülkeler, nitelikli emek-gücü kaybının ne kadar önemli bir kayıp olduğunun farkında olmak bir yana, göçü resmen teşvik eden politikalar uygulamaktadırlar. GOÜ'den küresel beyin göçünün durdurulması, hatta tersine çevrilmesi için ivedilikle önlemler alınması gerekir. GÜ bencil davranmayı bırakmak ve bu konuda küresel önlemler alıp, uygulanmasında GOÜ'e ellerinden gelen katkıyı sağlamak zorundadırlar.

 

Geçmişte de fakirlikten, baskılardan kurtulmak, yeni bir hayata başlamak amacıyla küresel göçler olmuştur. Ama bugün, doğal olarak küresel göç ve sonuçları, 250-300 yıl öncesine göre daha farklı özellikler taşıyor. Eskiden küresel nüfus daha azdı, Amerika, Avustralya gibi yeni yerleşim alanları vardı, daha da önemlisi, küresel açıdan zengin ve fakir ülkeler arasındaki uçurum bugünkü kadar büyük değildi. Küresel refah eşitsizliği bu boyutlarda devam ettiği sürece, refah bölgelerine doğru "insan trafiği" kaçınılmaz ve engellenemez bir olgu olarak devam edecektir.

 


200 karakter kaldı

Bu yazıya hiç yorum yapılmamış