İnsan Nedir? Dinler İnsan İçin Ne Diyor?

İnsan Nedir? Dinler İnsan İçin Ne Diyor?

 

Öğretmenlik mesleği, insan yetiştirme ve insan kazan¬dırma mesleğidir. Dolayısıyla, bir insanlık mesleğidir.

Öğretmen, kendisine emanet edilen insana istenilen dav-ranışları kazandırmak, onu en iyi şekilde yetiştirmek ve de-ğişen dünyanın yaşamına hazırlamakla (Özdemir, Yalım, 1998:14) görevlidir.

Öğretmenlik hem kutsal, hem zevkli ve hem de riskli bir meslektir. Çünkü öğretmen yaptığı işle toplumun ve ülkenin geleceğini belirlemektedir.

Yapılan bir yanlışlık veya isabetli bir çalışma yalnızca bir kişiyi değil, bütün toplumu ilgilendirmektedir. Bu da son derece sorumluluk ve dikkat gerektirmektedir.

Öğretmenin insan yetiştirme ve onu geleceğe hazırlama işini en iyi bir şekilde yerine getirebilmesi için, öncelikle in-sanı çok iyi tanıması lazımdır. İnsanın mana ve mahiyetini bilmeden; duygularını, istek¬lerini ve beklentilerini anlamadan; maddî ve manevî yönleriyle ortaya koymadan; neci ve kim olduğunu tespit etmeden; insan nasıl eğitilebilir ve ona nasıl bir eğitim uygulanabilir? Başka bir ifadeyle bir öğretmen, elindeki insan unsurunu ta¬nımadan ve onu çözmeden ona nasıl bir eğitim modeli biçebi¬lir? Veya insanı bütün yönleriyle değerlendirmeden ona uy¬gulanacak bir eğitim anlayışı ne derece başarılı olabilir?

Öncelikle insanın bütün boyutlarıyla bilinmesi ve tanın-ması lazımdır. Bu konu eksik bırakılırsa veya ihmal edi¬lirse, insanın eğitimi ve ona kazandırılacak güzel davranış¬lar da eksik olur.

 

Öyleyse, insan nedir?

“İnsanın mahiyeti, sırları, vazi¬fesi ve kim olduğu…” şeklindeki sorular tarih boyunca düşünen beyinleri meşgul etmiştir. Felsefe ve düşünce tarihi, bu ve buna benzer soruların arayışlarıyla doludur.

Özellikle kendi akıl ölçüleriyle insanı değerlendirme ve çözmeye çalışan birçok bilim adamı, isabetsiz tespitlerde bu¬lunmuşlardır. (Bolay, 1996:240)

Bunlardan bazıları, insanı ekonomik bir varlık ve madde yığınından ibaret zannetmişlerdir. Bazıları da “İnsan dü¬şünen bir hayvan” demişlerdir. Bazı bilim adamları in¬sanı, “tapılacak(!) ulu varlık” olarak vasıflandırırken, bazıları ise, “insanın bir hiç olduğu” yorumunu yapmış¬lardır. Bunlar arasında “insanın meçhul olduğu”na ka¬rar verenler de yer almıştır. (Sert, 1995:76)

 

Görüldüğü gibi, kaynağını yalnızca şahsî değerlendirme-den alan yorumlar ve tespitler insanı gerçek anlamda or¬taya koymakta çok yetersiz kalmıştır. Yetersiz kalmaları¬nın en büyük nedeniyse, insanı bir veya birkaç boyutla ele almış ol-ma¬larıdır. Hâlbuki insanın tam ifade edilebilmesi için maddî ve manevî olarak bütün yönleriyle ele alınıp, değerlendiril-me¬si lazımdır. (Şimşek, 1980:88. 90)

 Günümüzde insan nasıl tanınmakta ve nasıl de-ğer¬len¬di¬ril¬mektedir? Bu konuyu iki açıdan ele almakta yarar vardır. Birincisi, “Bilimler insan için ne diyor?”; ikincisi de “Dinler insan için ne diyor?” mülahazalarıdır.

Bu iki görüş yan yana getirildiğinde, insanla ilgili önem¬li tespitlerin ortaya çıkacağı muhakkaktır.

Bilimler İnsan İçin Ne Diyor?

İnsanla meşgul olan bazı bilimlerin insanla ilgili tespit¬leri kısaca şöyledir:

1. BİYOLOJİ AÇISINDAN İNSAN

Biyolojik olarak insan, canlıların en mükemmel olanıdır. Hayret verici bir düzen, bir uyum ve bir planlama içindedir.

İnsanın vücudunda harikulâde çalışan sistemler vardır. Bunlardan dolaşım sistemi, sinir sistemi, sindirim sistemi, kas sistemi, haber verme sistemi, mikroplarla mücadele ve yok etme sistemi gibi in¬san yaşamında bir an bile görevini aksatmadan vazife ya¬pan sistemler, olağanüstü bir çalışma disiplini sergilemekte¬dir.

İskelet sistemi vücudun çatısını kurmuştur. Hareket ve iç organlarını koruma yeteneğinde ve en uygun bir şekilde ya-pılmıştır. Bir tek kemik eksik veya fazla konmamıştır. Planlamada en ince ayrıntılar düşünülmüştür.

Kalp ise hiç durmadan işleyen muntazam bir pompadır. Anne karnındayken çalışmaya başlar, son emre kadar vazi-fesini büyük bir titizlikle sürdürür.

Özel olarak biyolojik açıdan insan en mükemmel bir ya¬pıya, en ayrıntılı bir planlamaya, en hassas bir çalışma sis¬temine sahiptir. Bu harikulâdelik, insan aklının, bilgisinin ve tasarımının çok üstündedir. (Özyazıcı, 1979:10. 14)

2. KİMYA AÇISINDAN İNSAN

İnsan vücudunda çeşitli ve karışık formüllü maddeler imal eden, türlü kimyasal reaksiyonlar meydana getiren, a¬na¬liz yapan, tedavi eden, tasfiye eden, zehirleri yok eden, yaraları onaran, türlü maddeleri süzen ve enerji sağlayan kimyasal oluşumlar ve dönüşümler vardır.

İnsan vücudunda, her dakikada yüzlerce reaksiyon mey-dana gelir. Her bir reaksiyon, insan aklını hayrete düşüren bir düzenle gerçekleşir. Bu öyle bir organizasyondur ki, en küçük bir yanlışlık, yüz binlerce faaliyeti bir anda içinden çıkılmaz hale getirir. Ama planlama ve çalışma o kadar muntazam yürütülmüştür ki, bugüne kadar böyle bir olay ol-ma¬mış¬tır.

Dışarıda alınan besinlerin yenilmesi, sindirilmesi, emil-mesi ve artıkların dışarı atılması harika bir çalışmayla yü-rütülür ve sonuçlanır. Bu konuyu gözleyen bilim adamları, şaşırmaktan kendilerini alamamışlardır. (Yeğin, 1980:72-75)

3. FİZYOLOJİ AÇISINDAN İNSAN

Fizyolojik yönden insanın uyumlu, düzenli hareket kabi-liyetine müsait, esnek ve kullanışlı bir vücut şekli vardır ve vücut çok sağlamdır. Her iklime, kuraklığa, rutubete, kutup bölgelerinin soğuğuna, tropikal bölgelerinin sıcaklığına uyabilmektedir. Aynı zamanda gıdasızlığa, kötü hava şartlarına, yorgun¬luğa, üzüntüye de tahammül etmekte¬dir. Ayrıca insanın derisi de her türlü şarta adapte olmaktadır. Gaz ve su geçirmemekte, yüzeyinde yaşayan mikrop¬ları özel bir salgıyla öldürmekte ve içeri girmelerine engel olmaktadır. Yapısı, nemli ve elastikidir. Tam insanın kul¬lanışına ve hareketine elverişli bir şekilde imal edilmiştir. (Alexis, 1997:87)

Kısaca, Allah’ın yarattığı en dengeli ve en yüce varlık olan insan vücudu, hayran olunacak yetenekler içinde, her türlü şartlara uyum sağlayacak bir şekilde düzenlenmiştir. (Ergün, 1996:160)

Öte yandan kafa, vücut, kol ve bacaklar birbirini destek-lemekte, eksiklerini tamamlamakta ve eksiksiz bir uyum içinde çalışmaktadırlar. Göz, kulak, burun, ağız, el, kol, ba¬cak ve parmaklar arasında hayret verici bir iş bölümü var¬dır. Be-yin, kılı kırk yarıcı, hassas bir görev üstlenmiştir. Bu kadar kullanışlı ve işlevsel bir planlama, tek kelimeyle olağanüstüdür.

İnsanların iç ve dış organları birbirini koruyan, kolla¬yan, yardımcı olan harika bir alışveriş sistemi üzerine kurulmuştur. İnsan vücuduna bakıldığında, hiçbir organın fazlalığı görülmediği gibi, eksik bir organa da rastlanamaz. Öyle ki insan; en seri, en çabuk ve en verimli sonuç alacak bir planlamaya göre tanzim edilmiştir.

İnsanın hareket kabiliyetini en üst düzeye çıkaran dış or-ganların yanında; her biri fabrikanın çarkları gibi muntazam çalışan; yapım, yıkım, koordinasyon ve haberleşme olayla-rında rol oynayan ve sürekli uyum içinde bulunan iç organla-rına sahiptir.

İnsanın dış görünüşü ise, olabileceğin en güzeliyle düzen-lenmiştir. En sevimli, en çekici, en estetik ve en zarif bir ya-pıya sahiptir. Kısacası, mükemmellik açısından insan “in-san”a hayran kalıyorsa, insanüstü bir planlama ve bir dü¬zen¬¬leme var demektir.

Kısacası, insanın her bir organının mükemmelliği, insanı hayrete düşürecek derecededir. İnsan aklına sığışmayan bu oluş şekli, çok büyük bir aklın planlamasına işaret etmekte-dir. (Songar, 1979:46)

4. ANATOMİ AÇISINDAN İNSAN

İnsanın anatomik yapısı, hayat şartlarına ve vücut hare-ketine en uygun bir şekilde planlanmıştır. Örnek olarak; belkemiğinin, kaburgaların ve göğüs kafesinin oluştuğu böl-gede, kalp ve ciğerler asılı durmaktadır. Karaciğer, dalak, böbrekler, mide, bağırsak periton kıvrımları ile oyuğun yüzeyine bağlıdır. Bu oyuğun dip tarafı basenden, yan tarafları karın kaslarından, üst tarafı ise, diyaframdan teşekkül etmiştir. Bütün organların en hassası olan beyin ve ilik, kemik kutu içine kapatılmış ve kapların sertliğine karşı da, sıvı tabakası ve zar sistemi ile muhafaza edilmiş¬tir. (Alexis, 1997:178)

Görüldüğü gibi, insan vücudunun ve organlarının tanzim edilişinde mükemmel ince bir plan, akıl ve uyum görülmek-tedir.

5. SİBERNETİK AÇISINDAN İNSAN

Haberleşme, kontrol, ayarlama ve denge kurma bilimi olan sibernetik açısından insan, tek kelime ile kusursuz ve olağanüstüdür.

Bu bilime göre; evrenin en büyük hareketinden en küçük mikroorganizmanın yaşayışına kadar her şey, sibernetik esaslar içinde olmaktadır. İnsan vücudunda da mükemmel bir haberleşme, kontrol, ayarlama ve denge sistemi vardır.

İnsan, üşüyünce titrer, sıcakta terler, beden ısısını sürekli 36. 5 derecede tutar. Bu denge bozulunca insan hasta olur. Isı yükselmesi ve düşmesi belli bir seviyeyi aşınca da insan ölür.

Koşarken veya bir iş yaparken vücut hızlı çalışınca, kaslara ve hücrelere gerekli enerjiyi sağlayıcı kan dolaşı¬mını hızlandırmak için kalp daha hızlı çalışır. Akciğer, kendisine fazla miktarda gelen kanı temizlemek için hızını arttırır ve nefes nefese kalır. Bu arada beden, ısısını da terleme yoluyla düşürmeye çalışır. Ayrıca insan vücudunda bulunan sayısız denge koruma sistemleri, dengeyi aşırı dere¬cede bozan uyarılara karşı sansür uygular. (Ergün, 1996:163)

İnsan beyninde 10 milyar karar merkezi vardır. Bu mer-kezlerin her birinde, sayıları 2. 000’e varan sinapslar mev-cut¬tur ve sinapslarda her an yüzlerce olay cereyan eder. Ay-rıca her sinaps, diğer milyarlarca sinapstan haberdar ola¬rak ve bir¬birini karşılıklı kontrol ederek çalışır.

Beynimiz ve sinirlerimiz işte böylesine göz kamaştırıcı bir “harikalar ülkesi”dir. Sinir sisteminde nereye gözü¬nüzü çevirirseniz, Ulu Yaratan’m muhteşem sanatını görürsü¬nüz. (Son¬gar, 1979:30-31)

6. ANTROPOLOJİ AÇISINDAN İNSAN

İnsanın fizikî ve kültürel mazisini araştıran antropoloji, insan ırkının özelliklerini, tasnifini, insan genetiğini, muka-yeseli insan fizyolojisini, insan topluluklarının kültürlerini ve zaman içindeki seyrini incelemektedir.

Antropologların eski insanlara ait çeşitli kalıntılar üze-rinde yaptıkları incelemeler, insanların her devirde hay-vandan apayrı bir tür olduğunu ortaya koymaktadır. (Şener, 1994:2)

7. FELSEFE AÇISINDAN İNSAN

Felsefeye göre insan daima doğruyu, güzelliği ve hakkı arama özlemi içindedir. Evrenin bir bütün olarak gerçek du-rumunu, insanın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini bilmek istemektedir.

İnsan, aklı vasıtası ile dünyayı ve evreni aydınlatmaya çalışır. (Ergün, 1996:90) İnsan aklı, kuvvetli inanç ve ahlâk sistemleri ile desteklenmezse, “Doğruyu arıyorum!” diye daha da yanlışlara sapabilir. Bunun felsefe dünyasında çok çarpıcı örnekleri vardır. Bunların bir kısmı, ya her şeyi in¬kâr eden bir “ateist”, ya da her şeyi maddede arayan bir “materyalist” olmuşlardır. (Yörük, 1998:73)

8. SOSYOLOJİ AÇISINDAN İNSAN

İnsan toplumsal bir varlıktır. Birlikte yaşama, birlikte pay¬laşma, yardımlaşma ve dayanışmaya muhtaçtır. İnsan¬daki bu duyguların pekişmesi lazımdır. Çünkü huzurlu top¬lumlar, iyi eğitilmiş ve toplum kurallarına uyan insanlar¬dan oluşur. İnsan toplum normlarına, inançlarına, ahlâk ya¬sa¬larına ve yaşama biçimine ne kadar iyi entegre olursa, hem kendini, hem de toplumu o kadar mutlu eder. Tabii ki bütün bunlar insanın kendini tanıması, bilmesi, geldiği ve gideceği yerin hesabı ve muhakemesi içinde olması ile mümkündür. (Şener, 1994:3)

9. PSİKOLOJİ AÇISINDAN İNSAN

İnsan doğumundan ölümüne kadar bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal bir gelişme içindedir. İnsan değişik şart-lar¬da, farklı davranışlar gösteren bir canlıdır. Maddî ve manevî yaşantısı, şuuru ve şuuraltı dünyası vardır.

İnsanın taşıdığı emeller, arzular, beklentiler ve istekler dün¬yaya sığmayacak kadar geniştir. Çünkü insan tek zaman bo¬¬yutunda yaşamaz. Geçmiş ve geleceğe doğru bir zaman sey¬-ri içinde yaşar. Bu nedenle insanın davranışları, geçmi¬şi¬ni, şimdiki durumunu ve gelecek hakkında planlarını ve ümitlerini yansıtır. (Ergün, 1996:131) İnsan maddeden ma¬naya büyük-küçük her şeyi görmek, bilmek ve yaşamak is¬ter. Bu anlamda çok zaman ona dünya bile dar gelir. Bunun için, insan küçük bir kâinat, kâinat da büyük bir insan olarak gö¬rülmüştür. (Nursî, 1976:79)

İnsanın psikolojik dünyası ıslah edildiğinde, bütün insan-ların hayranlıkla izleyeceği örnek bir hayat anlayışı sergi-leyecek yetenektedir. Zararlı yönlendirmeler yapıldığında ise, ca¬navar hayvanları bile ürküten bir tahribat içinde bu¬lu-na¬bil¬mek¬tedir. Bunun için, insanın “insan” olabilmesine yö-nelik çalışmalar yapılmalıdır. Bu da ancak insanı, yara¬tanı¬nın mesajı ile başbaşa bırakmakla mümkündür. (Ka¬sapoğ¬lu, 1997:17)

Görüldüğü gibi, fen ve sosyal bilimlerin insanla ilgili gö-rüşleri incelendiğinde insanın mükemmel bir varlık olduğu ve yaratılmışların en üstünde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Maddî ve manevî olarak harikulâde bir yapıya sahip olan insanın, kendisine ve topluma faydalı olabilmek için, kendini iyi tanıması ve yaratılışındaki amacı iyi bilmesi lazımdır. (Yörük, 1998:36)

 Dinler İnsan İçin Ne Diyor?

İnsan, tarih boyunca çeşitli din ve inanç sistemlerinin de konusu olmuştur. Bütün semavi dinler insanın, “bir gaye için yaratıldığını, yaptıklarının hesabını da Al¬lah’a vereceğini” (Akseki, 1963:20) beyan etmişlerdir.

Bütün meselelerde olduğu gibi, insan hakkında da detaylı ve doyurucu bilgiyi İslam dini ortaya koymuştur. Bu konuda İslam dininin görüşleri, fen bilimleri ve makul felsefeyle de çelişmemektedir.

Kur’an-ı Kerim, insanın menşeini Hz. Âdem olarak göste-rir. Hz. Âdem, ilk yaratılan insandır. Hz. Âdem’in cesedi, topraktan bir hülasadan yaratılmış. (Mü’minun Suresi, 12. ayet) Sonra bu cesede ruh verilmiştir. Diğer insanların yara¬tılışını anlatan bir ayette, “Sizi topraktan yaratması, O’nun ayetlerindendir. (Rum Suresi, 20. ayet) denilmesi gerçekten düşündürücüdür. Çünkü Hz. Âdem’i topraktan yara¬tan İlahi kudret eli, diğer insanları da topraktan yetişen gıdalarla yaratmaktadır.

İslam dinine göre insan, ucu bucağı bilinmeyen varlık âlemi içinde, eşsiz bir konuma sahiptir. Ruhuyla, cesediyle Allah’ın en antika bir sanat eseridir. Kur’an-ı Kerim, insanı bu özelliğinden dolayı, “En güzel şekilde yaratıldı” (Tin Suresi, 4. ayet) diye ifade etmektedir.

En güzel şekilde yaratılan insan, dünyanın halifesidir. (Bakara Suresi, 30. ayet) Yani içinde yaşadığımız şu dünya sa-rayının halifesi, sultanı, insandır. Yeryüzüne halife ola¬rak gönderilen insan, bu yüce rütbesinden ve önemli vazife¬sinden dolayı “Kiramen Kâtibin” (İnfitar Suresi, 11, ayet) denen meleklerce yakın takibe alınmıştır. Bu melekler insa¬nın, her sözünü ve her yaptığını kaydederler. (Kaf Suresi, 18. ayet)

Cismen küçük olan insan, manen bir âlemdir. Çünkü insan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. (Nursî, 1976:336) Âlemde ne varsa numuneleri insanda var¬dır. Ruhu, ruhlar âleminden; hafızası, Levh-i Mahfuz’dan; hayali, Âlem-i misalden haber verir. Elementleri kâinat¬taki ele-mentlerdendir. Vücudundaki tüyler, yeryüzündeki ağaçlar-dan; kemikler, yeryüzündeki taş ve kayalardan; be¬de¬nin¬de cereyan eden kan ve gözünden, kulağından, burnun¬dan ve ağzından akan ayrı ayrı sular; yeryüzündeki nehir¬lerden ve çeşmelerden, madenî sulardan haber verir. (Nur¬sî, 1976:337)

İnsan mahlûkatın en şereflisidir. At ve deve gibi hay-vanlar, insandan daha büyük olduğu halde insana itaat et-mek¬tedir. O büyük deve, küçücük bir çocuğun bile önünde diz büküp, onu sırtına almaktadır. Yeşil ot ve sarı saman yiyip süt veren hayvanlar, insana süt gibi bir gıdayı verirler. Hatta canlarını satmaktan bile kaçınmazlar. Gagasıyla yerden her türlü tanecikleri kursağına indiren tavuk, yu¬murta gibi lezzetli bir hediyeyi insana getirir. Bal arısı, çi¬çekten çiçeğe dolaşıp, şifalı bir balı insana yedirir. Bundan dolayı insanın bu dünyaya bir memur ve bir misafir olarak gönderildiği anlaşılmaktadır.

İslam inancına göre insan, ruh ve cesetten meydana gel-miştir. Ruh, meçhul bir mevcuttur. Yani varlığını bilmemize rağmen, nasıl bir şey olduğunu bilemeyiz.

“Sana ruhtan sorarlar. De ki: ‘Ruh Rabbimin emrindedir ve ilimden size çok az bir şey veril¬miştir. ’ (İsra Suresi, 85. ayet) ayeti, ruhun hem mevcudiye¬tine ve hem de meçhu¬liye¬tine işa-ret eder. Beden, ruhun ülke¬sidir. Bu ülkede ruh, sultan hük-mündedir. Bütün azalar, duygular ruhun tasarrufundadır. Mesela, “Göz bir hasse¬dir ki, ruh bu âlemi o pencere ile sey-reder. ” (Nursî, 1997:25)

Binlerce farklı elektrik cihazının beraber çalıştığı bir fabrika düşünelim. Bu fabrikadaki bütün faaliyetler elek-trikle olduğu gibi, vücut fabrikamızdaki bütün faaliyetler de ruh vasıtasıyladır. Ölüm olayında ruh cesetten ayrılır ve bütün faaliyetler sona erer. Ölüm, ruhun cesetten irtibatının kesilmesidir. Bir ampulü parçaladığımızda, o ampul artık ışık vermez. Fakat elektriği parçalayamayız. Ölüm, cesedin parçalan¬masını netice verir. Fakat ruh, berzah âleminde ya¬şa-ma¬sına devam eder.

İnsan, hem ruhuyla harikadır, hem de cesediyle. Mesela cesedimiz en antika bir sanat eseridir. Gelişen tıp ilmi, in¬san vücudunun mükemmelliğini göz önüne sermektedir. Kan, ilk bakışta kırmızı bir sıvı görülürken, gerçekte o bir âlem¬dir. Onun tahliliyle, insanın pek çok özelliğini okumak mümkündür. İnsanın sadece dişi için üniversitede beş yıl okunmakta, ayrıca on binlerce doçent, profesör, dişi daha iyi anlamak için yoğun bir gayret göstermektedir. İnsanın bütün azaları aynı şekildedir.

Bedeniyle harika olan insan, ruhî yönüyle apayrı bir ha-rikadır. Bedene göz, kulak, el, ayak takan İlahi kudret; ruha da his, merak, sevgi, korku gibi duygular takmıştır. Bu duyguları maddeye icra etmek mümkün değildir. Mesela, in-sanda merak olmasaydı, ilimler ortaya çıkmazdı. Nitekim merak duygusu olmayan hayvanlar, yaratıldıkları günden bugüne, hiçbir ilmî keşif yapmamışlardır. Onların ilgi alanları, son derece sınırlıdır. Ot yiyen hayvanlar, sadece yeşile ilgi duyar. Fakat insan, ayaklarıyla yerde gezerken akıl ve haya¬liyle semalarda uçar. Hatta kâinat bile dar gelir, “Acaba daha ötesinde ne var?” diye merak eder.

Gerek ilimlerin gerekse dinlerin insan hakkındaki tespit-lerine bakıldığında, insanın ne kadar önemli bir varlık ol¬duğu anlaşılmaktadır.

YORUMLAR