Gençlik Nereye Gidiyor

GELECEĞİMİZİ EMANET EDECEĞİMİZ
GENÇLER NEREYE GİDİYOR?

Sevgili hemşehrilerim bu konu ile alakalı yazmayı uzunca bir zamandır düşünüyordum. Bilgisayarımın başına oturup yazmaya başladığımda araştırma notlarımdan dikkatimi çeken önemli 2 notu size aktarmadan duramayacağım. Bunlardan ilki; Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen Alkol Madde Bağımlılığı Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde tedavi gören 323 çocuk ve ergen üzerinde yapılan araştırmadaki aşağıdaki sonuçları okuduğumda inanın hayretler içinde kaldım ürkütücü sonuçlara baktığımızda ise şunu görüyoruz;
Merkezde izlenen 323 çocuktan sadece 201'inin sokak yaşantısının olmadığının saptandığını, İzleme yapılan gençlerin 171'inin adli sorunu bulunmazken, 152'sinde adli sorun saptandığı, 305'i sigara kullanıyor, 18'i hiç sigara kullanmamış. 303 kişide sigara dışı madde kullanımı var. 126 esrar, 101 uçucu madde, 58 alkol, 11 extacy, 3 benzo, 1 kokain kullanımı, çok düşük olarak da eroin tespit edilmiş. Deneklerin eğitim yılı 7,7, sigaraya başlama yaşı 12,5, maddeye başlama yaşı 13,6 Yatarak tedavi gören 2'si kız 98 çocuk ve ergenden 34'ünün sokak yaşantısı, 42'sinin adli sorununun bulunduğu yer almakta raporda.
Araştırmalarımda karşılaştığım ikinci not ise; Üstat can Dündar'ın bir yazısıydı yazıyı değişiklik yapmadan aynen aşağıda aktarıyorum;

“”Son zamanlarda bir lise mezuniyet balosunda bulundunuz mu hiç?
Gitseniz, gördüğünüz ağır makyajlı, cesur dekolteli, yüksek topuklu, cep
telefonlu kızların 16 – 17 yaşında olduğuna inanabilir miydiniz acaba?
Levent'te bir estetik kliniğinde görevli bir uzmanla görüştüm. Dinlediklerime inanamadım 14 – 15 yaşında kızlar, ana babalarından habersiz gelip kaşlarını kaldırmak, fazla yağlarını aldırmak, Selülit tedavisi yaptırmak istiyormuş. Geçenlerde bir kız elinde Angelina Jolie'nin fotoğrafıyla gelmiş ve"Bunun ki gibi dudak istiyorum" demiş 18'lik bir kız da göğüslerini büyütmesi için yalvarmış. "En büyük istekleri" neymiş biliyor musunuz?
Zara'nın ya da Diesel'in 34 bedenine sığmak. Bunun için
yarışıyorlarmış: Çünkü televizyon da gördükleri mankenler 34 beden
giyiyor. Onu giyebilmek için 44 kilo kalmaları lazım. Bunun için resmen aç
geziyorlar. Gün boyu yedikleri, bir kâse yoğurt, iki tas salata, sigara,
kahve ve kola.500 kaloriyle yaşamaya çalışıyorlar. O yüzden vücutlarında demir, sodyum eksikliği var. Yanlış beslendikleri için vücutları hızla deforme oluyor, müdahale için de bize geliyorlar... Uzman, bunun son
3 yılda gözlenen bir "patlama" olduğunu söylüyor: "Ben de anneyim, 18'lik 'lipolu' (yağ aldırmış) kızları görünce dehşete kapılıyorum diyor uzman.
Biriktirdiği 300 – 500 milyonla gelip 'Dudağımızı şişir' diyenleri
'Bırakın dudağınızı da gidin kafanızı şişirin' diye geri yolluyorum.
Genelde üst gelir grubundan hastaları bulunan bir jinekoloğun gözlemleri
daha da çarpıcı: "Genç nüfusta müthiş bir uyanma var" diyor.
17- 18 yaşlarında lise öğrencilerinin kürtaj için başvurduğunu
söylüyor ve bazı gözlemlerini aktarıyor: Batı'da ergenlik yaşı 16 - 17'den
11 -12'ye geriledi. Amerika'da 10 yaşa kadar düştü. Genç kızlar
annelerinden çok daha erken adet görüyor artık... Bunun, iklimden
beslenmeye kadar pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedenlerinden biri "psiko - seksüel uyarımın artması"... Yani okulda , çevrede ve özelliklede medyada cinsel teşhirin yaygınlaşması. Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü diziler, çıplaklığa çağıran reklâmlar, beyinde ergenliği erken uyandırıyor,cinselliğin keşfini hızlandırıyor. Özellikle varlıklı kesimden gençler,
lise çağında, özentiyle büyük ve seksi görünme derdine düşüyor.
Karşı cinsi de sadece bir seks nesnesi olarak görüyor.
Anneleri mi? Onlar da kızlarının ponponlu çorapları ve lastik ayakkabılarıyla genç görünme çabasında... Küçükler büyük, büyükler küçük görünmek için yarışıyor adeta... Kimseyi suçlamayalım; bu tablo bizim eserimiz: İyi bir kalça sahibi olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkeden ne bekliyordunuz ki? Kafasını çalıştıranların kafasını koparırken, kalçasını çalıştıranları baş tacı eden bir toplumda nasıl çocuklara "Göğsünü değil, kütüphaneni büyüt" öğüdü verebiliriz ki? Yasak çare değil... Beyin faaliyetine itibar kazandırmaya ve öncelikler konusunda top yekün bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var””
Sevgili Dostlar gençlerimizin, içinde bulunduğu bu ürkütücü ve korkutucu tabloyu gözler önüne seren yazıları sizinle paylaşmayı istedim. İnanın yüreğim sızlıyor, içim acıyor, ellerim titriyor yazarken GENÇLER; bizim gençlerimiz, onlar bizim çocuklarımız Hepsi pırıl pırıl zekâlarıyla, ışıl ışıl bakan gözleriyle dünyayı anlamaya, sorgulamaya yetmeyen düşünceleriyle, sevgisiz, ilgisiz belki de kendi iç dünyalarındaki zayıf ve savaşamayan sorunlarıyla baş başa bıraktığımız, terk ettiğimiz ÇOCUKLARIMIZ… Belki Yazımı okuyan dostlardan benim çocuğum öyle değildir diyenler olacaktır. Araştırmalara dikkat ettiğimizde görüyoruz ki uyuşturucu tedavisi gören çocukların büyük bölümü sizin benim gibi insanların çocukları . Aslında onlar şanslı çünkü olanlar farkedilip tedavi edilmeye başlanabilmişler ya farkında değilsek ya farkedemediğimiz yanlarında bu tarz veya farklı bir yaşam içinde iseler veya komşumuzun çocuğu bu davranış bicimi içinde ise etkileşiminin bizim çocuklarımıza yansıyışını bilebilirmiyiz? Peki, NEDEN; neden acaba, küreselleşen yaşam içinde korkulu kâbuslarımız olmaya başlayan bu yazması bile çirkin durumlar. Ben sesli düşünerek sorguluyorum bu konuyu acaba sevgisiz ve ilgisiz kalan yüreklerimi onları bu noktalara getiren.
Yeterince anlaşılamamaları mı, aileleriyle ve çevresiyle kopuk, sağlıksız bir iletişim problemi yaşamalarımı, kötü arkadaşlarının kurbanı olmalarımı, sosyal uyumsuzlukları mı, kendilerinden kaygılarından kolayca kaçışlarımı, kişilik problemlerimi, Yalnızlıkları mı? Yoksa bilinçsizlikleri mi? Onları üzen, yaralayan ve yaşamdan koparan, intiharlara kadar sürükleyen acılarına, dertlerine, kederlerine, çaresizliklerine çok mu duyarsız kalıyoruz acaba? Onları nasıl anlayabiliriz! nedir istekleri, nedir hayalleri, nedir düşleri biliyor muyuz? …
Nasıl mutlu, sağlıklı tehlikelerden uzak ve aydınlık bir hayat verebiliriz onlara? bu bataklık içine düşmeden önce üzerimize düşen görev ve sorumluluklarımız nelerdir biliyor muyuz? yoksa onlara iyi birer model olamıyor muyuz?, sorunlarına yeterince çözümler bulamıyor muyuz? Sorumsuz ve sınırsız bir özgürlük mü tanıyoruz? ya da çok mu baskıcı, şiddete dayalı bir eğitim veriyoruz?…;onları dinleyecek, anlayacak, saçlarını okşayacak, yanaklarına öpücüklerimizi konduracak, sevgiyle bağrımıza basacak zamanları yaratamıyor muyuz?…; işte sorular, sorgular bunları çoğaltabiliriz elbette ki fakat herşeyden önemlisi hayattaki en önemli varlıklarımız olan çocuklarımıza sahip çıkmalıyız unutmamalıyız ki ilgisiz, sevgisiz, özgüveni eksik, gelenek göreneklerini bilmeyen toplumunun değerlerinden ,kültüründen uzak mutsuz ve yalnız kalan bireyler, her türlü uçurumlara ve tehlikelere açıktır!… asıl suçlular, suçu yaratan ortamlarda yetişir, bunu unutmayalım!… çocuklarını seven, hayatı da seven kişilerdir çocuklarımızın yüreğinden sevgimizi, şefkatimizi, hoşgörümüzü, güvenimizi ve yüzümüzden gülümsemeyi asla eksik etmeyelim. Bizim için ne kadar önemli ve özel olduklarını söylemek için nedenler aramayalım...

Bu makale Nevzat ERDAĞ
Duygularla söyleşi kitabından alınmıştır

YORUMLAR

HIV/AIDS tedavisinde kötü haber
Sağlık

HIV/AIDS tedavisinde kötü haber

Sadece emniyet ayağı yok
Haberler

Sadece emniyet ayağı yok

Arseniy Yatsenyuk istifa etti
Dünya

Arseniy Yatsenyuk istifa etti

Ağız Kokusundan Kurtulmanın Yolları
Sağlık

Ağız Kokusundan Kurtulmanın Yolları

Sivilcelerinizden Hızlıca Kurtulmak İstiyorsanız !
Sağlık

Sivilcelerinizden Hızlıca Kurtulmak İstiyorsanız !