Anasayfa > Ekonomi > Dünyada Yabancı Sermaye Akımları
Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar

Dünyada Yabancı Sermaye Akımları




DÜNYADA YABANCI SERMAYE AKIMLARI

Bir yeni Merkez Bankası eğitim seminerinde sizlerle birlikte olmanın bende yarattığı mutluluğu ifade ederek ve hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum. Bu kez konu Avrupa Birliği veya euro değil, yabancı sermaye. Biraz daha açık ifade etmek gerekirse, dolaysız yabancı yatırımlar veya dolaysız yabancı sermaye olarak seçildi ve bunun bir yandan istikrar programıyla bir yandan ekonomik büyümeyle olan ilişkileri seminere katılan çok değerli konuşmacılar tarafından işlendi ve işlenecek. Konu Türkiye açısından gerçekten çok önem taşıyan bir konu. Önem halen her yıl ülkemize gelen bu yabancı dolaysız yatırımların büyüklüğünden veya ülkemizde bu konuda birikmiş stoğun öneminden kaynaklanmıyor. Bu konuda bazı rakamları dünya ülkeleriyle birlikte karşılaştırmalı olarak inceleyeceğiz. Konunun önemi Türkiye'nin bir yandan bu istikrar programı uyarınca ekonomik istikrarı sağlamaya çalışırken bir yandan da nüfusunun beklentileri, işsizlerin sayısı vs. gibi birçok sorun karşısında ekonomik büyümesini hızlandırma zorunluluğundan kaynaklanıyor.

Ekonomik büyümeyi hızlandırabilmek için yurtiçinde mevcut kaynaklar maalesef yeterli değil. Dolayısıyla yabancı kaynaklara ve özellikle bunlar içinde en sağlam, en güvenilir, en uzun vadeyle gittiği yerde kalan üretim ve istihdam yaratan yabancı tasarruflara ihtiyacımız vardır. Bunlardan bugüne kadar kullandığımızdan çok daha fazla yararlanmak zorundayız. Bunu da yapabiliriz. Birtakım ülkelere ne kadar sermaye gittiğini tablolarda göreceğiz ve bunlar bizi çok düşündürecek. Beni çok düşündürüyor şahsen. Yani Çek Cumhuriyetine 5 milyar dolar dolaysız yatırım yapıldığı bir yerde Türkiye'ye 7 - 800 milyon dolar anca geliyorsa burada bir yanlışlık var, yanlışlık da bizde diye düşünüyorum. İşin politika kısmını herhalde son on beş dakikada tartışma fırsatı bulacağız. Küresel çağda yaşıyoruz. Küreselleşme sizin de bildiğiniz gibi her şeyden önce malların ve giderek büyük ölçüde hizmetlerin ülkeler arasında serbest dolaşımı anlamına geliyor. Fakat bu iki büyük gruba giderek katılan ve adeta engelleri ortadan kaldıran bir başka önemli üretim faktörü sermayedir. Yani malların ve hizmetlerin yanında giderek sermaye hareketlerinin de çeşitli engellerden arındığını, ülkeler arasında çeşitli sermaye hareketleri türlerinin serbest dolaşıma kavuştuğunu, özellikle enformasyon teknolojisindeki gelişmelerden de yararlanarak istediği yere istediği miktarlarda, istediği biçimlerde gidebildiğini görüyoruz, bunu rakamlar da bize gösteriyor. Bunu söyledikten sonra sermaye hareketi nedir veya sermaye hareketlerinin türleri nelerdir konusuna değinmek gerekiyor esas itibariyle. Size rakamlarını anlatmaya, aktarmaya çalışacağım. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı Sekretaryası'nın, ki Cenevre'dedir bildiğiniz gibi kısaca UNCTAD diye anılan bu konferansın, her yıl çıkardığı şu gördüğünüz yeşil raporu var. "World Investment Report" Dünya Yatırım Raporu, 1999 Dolaysız Yabancı Yatırımlar ve "The Challenge of Development" (Kalkınmanın Meydan Okuması) başlığını taşıyor. Bu rapor 27 Eylül 1999'a kadar ambargoluydu benim de elime ondan sonra geçmiştir. Dolayısıyla en yeni rapor, rakamları 1998'e kadar geliyor.

Ondan sonra bir-iki rakam daha var elimde, ama resmî değil fakat bazılarını kullanacağım. Mesela, Çek Cumhuriyeti ile, Meksika ile ilgili bazı rakamlar var, dünya basınından, dergilerden zaman zaman aldığımız. Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili rakamlar var, bunlara da değinme fırsatımız olacak. Esas itibariyle bu rapordan yararlandım tebliğimi hazırlarken onu ifade edeyim. Her yılın ikinci yarısında bu rapor çıkıyor, dolayısıyla  her halde Ağustos, Eylül aylarında yeni rakamlarla tanışacağız, fakat şimdilik bu rakamlarla yetinmek durumundayız. Demin de dediğim gibi bu raporda dolaysız yabancı yatırımlar (İngilizce; foreign direct investment) denilen  ve kısaca FDI kelimeleriyle anlatılan yabancı sermaye türü ele alınmış ve ülkeler arasındaki bu türün dolaşımı, buna ilişkin veriler tablolar şeklinde sunulmuş. Tabii arada bu yatırım şekliyle kalkınma arasındaki ilişkilere de geniş olarak değiniliyor, ben onlara mümkün olduğunca değinmeyeceğim, çünkü benim tebliğimin konusu "Dünyada Dolaysız Yabancı Yatırım ve Sermaye Akımları" başlığını taşımaktadır.

Bu türden başka sermaye hareketleri de var uluslar arasında. "Bunların bir listesini nasıl sunayım veya bundan başka ne tür sermaye hareketleri var?" diye düşünürken imdadıma Avrupa Birliği'nin sermayenin serbest dolaşımı konusunda birlik içinde 1988 tarihinde çıkarttığı Konsey direktifi geldi. Avrupa Birliği hepimiz biliyoruz, malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımına yani dört özgürlük diye ifade edilen bu dört serbestliğe dayalı bir entegrasyon hareketi olarak başlamıştır ve bugüne kadar da bu doğrultuda, özellikle 1985-1992 yılları arasında uygulamaya konulan tek pazar programıyla gelişmesini sürdürmüştür. 1985-1992 yılları arasında bu dört özgürlüğün sağlanması için o zamana kadar ortadan kaldırılamayan, hala duran ne tür engeller varsa bunların kaldırılması amacıyla toplam 292 tane bu tür direktif çıkarıldığını görüyoruz. Yani müthiş bir yasama faaliyet cereyan etmiştir. Sermayenin serbest dolaşımıyla ilgili direktif de bu bağlamda çıkarılmıştır. Aslında Roma Antlaşmasının 67 ila 73. maddeleri arasında, Avrupa Birliği'nde sermayenin serbest dolaşımı düzenlenmişti. Roma Antlaşmasında ilke konulmakla birlikte-örneğin malların serbest dolaşımı konusunda olduğu gibi-bir takvim verilmediğini, birtakım oldukça gevşek ilkelerin konulduğunu görüyoruz. Topluluk organlarına hedef verilmiştir, "Sermayenin serbest dolaşımını sağlayabilmek için direktif çıkartınız." diye. İşte bu konuda sermayenin serbest dolaşımı konusunda ilk direktifin 1960 yılında çıkarıldığını görüyoruz. Komisyon hazırlamıştır. Konsey onaylamıştı. Daha sonra 1962 yılında bu direktifin biraz daha genişletildiğini görüyoruz, fakat iş orada kalmıştır uzun yıllar özellikle Avrupa entegrasyonunun 1970'lerde içine girdiği duraklama, hatta yer yer geri gitme, döneminde sermayenin serbest dolaşımıyla ilgili fazla bir gelişme de kaydedilemediği görülüyor.

Fakat, 1985 yılında başlayan veya başlatılan tek pazar programı çerçevesinde sermaye hareketlerinin de bu ivmeden payını aldığını görüyoruz. 1986'da bir direktif, üçüncü direktif oluyor AB tarihinde, çıkarılıyor ve nihayet 1988'de çıkarılan bu 1988/361/ees sayılı direktifle Avrupa Birliği'nde her türlü sermaye hareketinin serbest olması ilkesi getiriliyor hiçbir istisna olmadan. Yalnız İspanya, Portekiz, Yunanistan, İrlanda gibi Topluluğun o zamanki yoksullarına bu direktifi biraz daha geç yürürlüğe koyma yetkisi veriliyor. Direktifin aslında bu istisnadan yararlanmayan üye devletler için ulusal mevzuatın bir parçası haline getirilmesi tarihi, kendi koyduğu tarih 1 Temmuz 1990'dır. Onun için Avrupa Birliği'nde sermayenin serbest dolaşımı 1 Temmuz 1990'da başlamıştır denir. Bunların ayrıntılarına girmeyeceğim. Bu direktifte sermaye hareketleriyle ilgili bir liste var. Bizim bugün üzerinde duracağımız dolaysız yabancı yatırımları da içeren bu liste on üç başlıktan oluşuyor. Yani, sermaye hareketlerinin çeşitlerini ifade edebilmek amacıyla bu direktiften yararlandığımı söyledim.

Bakınız bu başlıklar şöyle: Bir; dolaysız yatırımlar-dolaysız yabancı yatırım demiyor Avrupa Topluluğu-dolaysız yatırım, direct investment deyimini kullanmış. İki; taşınmaz mal yatırımları. Üç; normal olarak sermaye piyasasında işlem gören senetlere ilişkin transferler. Dört; kollektif yatırım şirketleri katılma belgelerine ilişkin transferler. Beş; normal olarak para piyasasında işlem gören senetler ve diğer araçlara ilişkin transferler. Altı; mali kurumlardaki cari ve mevduat hesaplarına ilişkin işlemler. Yedi; Toplulukta oturan bir kişinin taraf olduğu ticari işlemlere veya hizmet edimine ilişkin krediler. Sekiz; ticari ikraz ve krediler. Dokuz; teminat mektupları, diğer garantiler ve rehinatı. On; sigorta sözleşmelerinin ifasına ilişkin transferler. Onbir; kişisel sermaye hareketleri. Oniki; mali kıymetlerin fiziki ithal ve ihracı. Onüç; diğer sermaye hareketleri. Görüyorsunuz ne kadar geniş bir liste ve direktife göre gerektiğinde de genişletilecektir, yeni sermaye hareketleri türleri ortaya çıktığında, ülkeler arasında uygulaması başladığında bu liste kolayca genişletilebilecektir. Dolayısıyla bizim burada ele alacağımız dolaysız yabancı yatırımlar Avrupa Birliği'nin kabul ettiği hiç olmazsa on üç kalem sermaye hareketinden sadece birincisi olmaktadır. Ama çeşitli açılardan en önemlisi denebilir. Bir defa sayısal büyüklük olarak, gerçi portföy yatırımları zaman zaman daha büyük meblağlara varabiliyor ama geçicidir, benim tespit edebildiğim kadarıyla en büyük kalemdir. İkincisi, gittiği ülkede uzunca süre kaldığı, yatırıma katkıda bulunduğu, istihdam yarattığı için arzu edilen bir sermaye hareketi şeklidir yani öteden beri diğer birtakım, özellikle spekülatif amaçlı veya kısa vadeli sermaye hareketlerini kısıtlayan ülkeler, dolaysız yabancı yatırımlar konusunda son derece liberal davranmışlardır, bu konuda liberal yasalar çıkarmışlardır,

Bunlardan bir tanesi de Türkiye Cumhuriyetidir. Bizde yabancı sermayeyi teşvik adıyla ve özellikle bu dolaysız yabancı yatırımları özendirmek amacıyla çıkartılan ilk yasanın tarihi 1954'tür. 1954'te Türkiye bu yasayı çıkartırken bugün Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin çoğu daha bağımsızlığına kavuşmamıştı, ama konunun önemini bu kadar erken görebilmiş olamamıza karşın dolaysız yabancı yatırımlarda bugüne kadar 12 milyar dolar bir yarar sağlamış olmamız son derece düşündürücü. Türkiye'nin nesi eksik ki bu yabancı yatırımcılar ülkemizi seçmiyorlar, ülkemize gelmiyorlar, gelmeleri için ne yapılması gerekir? Galiba tartışılması gereken en önemli sorunlar bunlar. Avrupa Birliği on üç kalemde toplamıştır sermaye hareketlerini ama bunların bir de alt bölümleri var. Bunların hepsini okumayacağım, sadece bu dolaysız yatırımlar başlığı altında neleri kapsıyor direktif, bunların türleri nelerdir, bunları okuyacağım ve bunları birazdan UNCTAD raporunda yer alan tanımlamayla karşılaştıracağım, ki aşağı yukarı birbirlerine uymaktadırlar.

Dört çeşit dolaysız yabancı yatırım türü olduğunu söylüyor direktif Avrupa Birliği'nde, ki dünyada da esas itibariyle böyle bunlar. Bir; tümüyle sermaye sağlayan şahsa ait şubeler açılması, bunların genişletilmesi veya yeni firmalar kurulması ve mevcut firmaların bütünüyle satın alınması. İki; kalıcı ekonomik bağlar oluşturmak veya sürdürmek amacıyla yeni veya mevcut bir firmaya iştirak etmek. Burada iştirak oranı konusunda bir açıklık yok. Üç; kalıcı ekonomik bağlar oluşturmak veya sürdürmek amacıyla uzun vadeli kredi açmak. Uzun vadeli krediler vadeleri beş yıldan daha uzun kredilerdir, deniliyor. Örnek, bir ana şirket tarafından yabancı ülkedeki iştirakine açılan kredi, bu da bir dolaysız yatırım şekli oluyor yeter ki kredi beş yıldan daha uzun bir vadeyle açılmış olsun. Yine mali kurumların, ki aralarında hiç kuşkusuz bankalar da var, kalıcı ekonomik ilişkiler kurmak ya da sürdürmek amacıyla açtıkları krediler de bu gruba dahildir diyor Avrupa Birliği direktifi. Dolayısıyla bu kalıcı ekonomik ilişki kurma ibaresi dolaysız yabancı yatırımların gittiği ülke açısından bir yerde önemini ve bence yararını da ortaya koymaktadır. Burada bir görünüp kaçmak, vurup kaçmak, alıp kaçmak düşüncesi yok. Bu dolaysız yabancı yatırımlarda önemli olan kalıcı ekonomik ilişki kurma düşüncesi. Yani bunu isterseniz bir evliliğe de benzetebilirsiniz. Halbuki diğer sermaye hareketlerinde biraz flört belki biraz nişanlılık-işte yüzük bir süre sonra atılabiliyor gibi-birliktelikler söz konusu oluyor.

Ama burada bir nikah vardır esas itibariyle. Kalıcı ekonomik ilişki kurmak amacıyla sermayenin bir ülkeden öbürüne gitmesi, firma satın alması, firma kurması, mevcut firmaya iştirak etmesi, ona kredi açması gibi çeşitlerden Avrupa Birliği bahsetmektedir. Diğer sermaye hareketlerinin de çok çeşitli alt bölümleri var.

Şimdi UNCDAT raporunda yer alan bilgilere ve verilere sözü getirmek istiyorum. UNCDAT raporu bu dolaysız yabancı yatırım olgusunu uluslar arası üretimin neden olduğu mali akım veya akımlar olarak görmektedir ve burada çokuluslu şirketler dediğimiz Türkçede-esas itibariyle İngilizcede de var multinationals diyoruz-fakat UNCTAD raporunda TNC deniliyor-transnational corporations-belki başka biçimde Türkçeye çevrilebilir fakat alıştığımız için ben yine "çokuluslular" veya "çokuluslu şirketler" deyimini kullanmayı yeğledim. Rapora göre dolaysız yabancı yatırımlar esas itibariyle bu çokuluslu şirketler arasında günümüzde cereyan etmektedir. Özellikle ana şirketlerle, onların yabancı ülkelerde kurulu filialleri, yavru şirketleri, yahut iştirakleri arasında. Yine raporda bu tür şirketlerin yani transnational corporations denilen çokuluslu şirketlerin gerçekleştirdikleri, çeşitli ülkelerde yaptıkları üretime uluslararası üretim, international production ismi verilmektedir. Rapor bugün yaşanan küreselleşme sürecenin merkezinde bu uluslararası üretimin yer aldığını söylüyor ve dolaysız yabancı sermaye hareketlerini de bu uluslararası üretim olgusuna bağlıyor, ondan kaynaklanan ona neden olan akımlar olarak gösteriyor ki doğrudur.

Yine rapora göre uluslararası üretim merkezleri başka ülkelerde bulunan firmaların çok büyük ölçüde kontrol ve yönetiminde. Bu ülkeler dışında-yani daha başka ülkelerde mal ve hizmet üretimi olarak tanımlanıyor, böyle bir tanım da verilmiş-bu tür üretime girişen firmalara da dediğim gibi "çokuluslu şirketler" adı veriliyor. Bugün dünyada, rapora göre uluslararası üretim yapan altmış bin ana şirket-parent company denilen İngilizce-ve bunların yabancı ülkelerde kurulmuş beş yüz binden fazla iştiraki var, bunlara da foreign affiliates deniliyor, ki bunlara iştirak derim ben. Bu şirketlerin ayrıca çok sayıda yabancı şirketle sermaye ilişkisi, yani ortaklık ilişkisi içermeyen anlaşmaları, ilişkileri var. Bu çokuluslular dünyasında, çoğu gelişmiş ülkelerde kurulmuş büyük firmalar yanında gelişmekte olan ülke firmaları, son zamanlarda geçiş ekonomilerinde kurulmuş bulunan firmalar ve hatta yer yer KOBİ'ler, küçük-orta boy işletmeler de yer alabiliyor. Fakat bu firmalar topluluğuna baktığımızda bu çokuluslu şirketler içinde az sayıda büyük firma duruma egemen görünüyor, yani bir yoğunlaşma olgusu, oligopol piyasasında rastladığımız şekilde söz konusudur. Şöyle ki, mali sektör dışında dünyanın en büyük yüz çokuluslu şirketinin yabancı ülkelerdeki varlıkları, yani iştirakleri, 1.800 trilyon dolara ulaşmıştır. 1998 rakamı, 1.8 trilyon dolar. Bunlar 2.1 trilyon dolar ihracat yapıyorlar, ki dünya ihracatı o yıl 7 trilyon dolar civarındadır ve yabancı ülkelerdeki bu yüz büyük firma yabancı ülkelerdeki iştiraklerinde-1997 rakamı yalnız bu-6 milyon kişi istihdam ediyorlar, 6 milyon insana iş yaratmış durumdalar.

Yine bu yüz çokuluslu şirket, tüm çokuluslu şirketlerin yabancı ülkelerdeki varlıklarının %15'ine sahip ve satışlarının da %22'sini yapar durumdalar. Bu çokuluslu şirketler arasında halen merkezi Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan bir Amerikan elektrik firması en büyük durumda. Yine bir başka veri: Bu en büyük yüz çokuluslu şirketin %90'a yakını Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avrupa Birliği'ne ait. Yine enteresan bir olgu raporda dikkat çekiliyor; bu yüz en büyük şirkette çokuluslu şirkette 1990'lardan beri pek değişme olmamıştır. Yani sıralamalar belki çok az değişiyor fakat bu lige girebilen şirket sayısı çok az, bu ligden çıkan şirket sayısı gene az gerçi. Son zamanlarda çok yoğunlaşan, benim de biraz değinmek zorunda kalacağım şirketler arası özellikle sınır ötesi birleşme ve devralma faaliyetleri tabloda değişiklik yapabilmektedir. Ama yine bakıyorsunuz bu ilk yüzden iki şirket birleşerek gene yüz içinde bir büyük şirket olurlar. O zaman en alttan bir tanesi yukarıya itilebilir yüze dahil olmak üzere. Bu enteresan. Yine bu yüz büyük şirket esas itibariyle otomotiv, elektrik, elektronik cihazlar, petrol, kimya, ilaç endüstrilerinde çalışmaktalar.

Gelişmekte olan ülkelerde de tabii bu tür çokuluslular var çok fazla olmamakla birlikte. Yine UNCTAD raporuna göre elli mali olmayan- yukarıda da mali olmayan yani bankacılık sektörünü, finans sektörünü dışarıda bırakan şirketlerden bahsetmiştik- gelişmekte olan ülke çokuluslu şirketinin 1997 yılındaki yabancı varlıkları toplamı, yani yabancı ülkelerdeki iştiraklerinin değerleri toplamı 105 milyar dolar. Yani öbür gruba göre hayli cılız bir durum var. Hani o bir aslana benzetilebilirse, burada ufak bir kedi veya kedi yavrusu var, fakat var. Bunlar, az sayıda ülkede kurulmuş durumda. İlk büyük yüz nasıl Triat'larda yoğunlaşmışsa, gelişmekte olan ülkelerin çokuluslu şirketleri de esas itibariyle Hong Kong, Kore, Çin, Venezuella, Meksika ve Brezilya'da görünüyor. Yani biraz Doğu Asya biraz da Latin Amerika bu şirketlere vatanlık edebilmekte, diğer yerlerde pek rastlamıyoruz. Bunların uğraş alanları da gelişmiş ülkelerin o ilk yüz şirketinin demin sıraladığım alanlarından biraz farklı. Bunlar gıda ve içki, petrol, inşaat sektörlerinde ağırlıklı olarak faaliyet gösteriyorlar. Bu  çokuluslu şirketler şimdiye kadar esas itibariyle sermaye iştiraki sağlıyorlardı ve dolaysız yabancı yatırımlara da bu nedenle aracı oluyorlardı, bu yatırımların temel nedenini oluşturuyorlardı. Fakat daha yenilerde bu dünyada, bu çokuluslu şirketler dünyasında, stratejik ortaklıklar, teknolojik ortaklıklar gibi sermaye ortaklığı içermeyen birtakım ilişkiler de görüyoruz. Bunlar özellikle enformasyon teknolojisi, ilaç ve otomobil sanayilerinde karşımıza çıkmaktadır.

Bir de enteresan Amerikan örneği var, bu yatırımların korunması veya bunların korunmaması konusunda onu zikredeceğim. Bana çok enteresan geldi. Birkaç gün önce Financial Times gazetesinde haber çıktı, onu size ifade etmek istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri dünyanın her tarafında bu dolaysız yabancı yatırımları korumaya çalışırken, bu konuda birtakım hukuki tedbirler alırken kendi içinde ne yapmış çok enteresan bunu sizinle paylaşmak istedim. Bu uluslararası üretimle ilgili bazı boyutlar var. Tabii bunları bu dolaysız yabancı yatırımlar bağlamında çok kısa olarak gözden geçirmemizde yarar var. Bir defa bu ana şirketler ve bunların yabancı iştirakleri olarak çokuluslu şirketlerin üretim değeri, dünya üretiminin bugün yaklaşık %25'idir. Yani dünyada dört birim mal üretiliyorsa bunun bir birimi bu çokuluslular aleminde üretilmektedir. Bu üretimin 1/3'ü de iştirakler tarafından, yani çokuluslu ana şirketlerin kurulu oldukları ülkeler dışında yaptıkları iştirakler tarafından meydana getirilmektedir. Bu yabancı ülkelerdeki, gene iştiraklerin bulundukları ülkelerde veya uluslararası piyasalarda yaptıkları satışlar 1998'de 11 trilyon dolara ulaşmıştır, ki aynı yıl dünya ihracatı 7 trilyon dolardır.

Son on yılda yabancı iştiraklerin üretim ve satışları dünya gayrisafi yurt içi hasılasından ve ihracatından daha hızlı artmıştır. Gelişmiş ülkelerde yapılan bu uluslararası üretimin çoğu hizmetler alanında yer almaktayken, gelişmekte olan ülkelerde daha çok imalat sanayinin çokuluslu şirketler tarafından seçildiğini görüyoruz. Ama gelişmekte olan ülkelerde de hizmet üretimi çokuluslu şirketler tarafından, uluslararası üretim şeklinde bir faaliyet giderek ivme ve önem kazanmaktadır. Tabii bu değişmeler de dünya ekonomisindeki yapısal değişiklikleri olduğu kadar firmaların ve ülkelerin rekabet üstünlüklerindeki değişmeleri ve bu çokulusluların küreselleşme ve liberalizasyon olgularına koydukları tepkileri de yansıtmaktadır. Uluslararası üretimde Türkiye gibi ülkeler açısından çok önemli teknoloji akımları büyük rol oynamaktadır. Know-how ödemeleri ve lisans ücretleri şeklindeki teknoloji ödemelerinde. Teknoloji bedava değil, o da bir mal gibi satın alınıyor. Onların da royalty ödemeleri, lisans ücretleri gibi isimleri ve çeşitleri var.Bu ödemelerde 1980'lerin ortalarından beri sürekli artış olmaktadır ve ana firma ile yabancı ülkelerdeki iştirakleri arasındaki ödemeler de sürekli yükselmektedir.

Burada tabii gözden ırak tutmamak lazım ana firma yabancı ülkelerdeki yavrularına herhangi bir ana gibi-nasıl analar sütü bedava verirse-teknolojiyi bedava vermiyor, teknolojiyi satmaktadır. Dolayısıyla iyi bir ana mıdır, değil midir, tabii o açıdan tartışılabilir fakat bu ana şirketlerle yavruları arasındaki teknoloji ödemelerinin sürekli yükseldiğini görüyoruz. Bu tabii aynı zamanda bu doğrudan yabancı yatırımların giderek teknoloji yoğun alanlara ve işlere yöneldiğini de bize göstermektedir. Bu Türkiye açısından çok önemli. Teknolojimizi üretemiyor isek satın alacağız. Ama bu satın alma ülkemize gelecek dolaysız yabancı yatırımların ana şirketlerin teknoloji satın almaları şeklinde olursa tabii bizim işimize gelir, parayı biz vermeyiz onlar verirler. "Kendi aralarında ne verirlerse versinler" diye düşünülebilir. Gelişmiş ülkelerde bu royalty ödemeleri ve tahsilatı doğrudan yabancı yatırım akımlardan da hızlı artıyor, yani giderek teknoloji yoğun alanlara yöneldiğini, yönelindiğinin bir kanıtıdır. Daha fazla rakam ayrıntısına bu bağlamda girmeyeyim.

Bir başka boyutu bu uluslararası üretimin ve sermaye hareketlerinin yenilik ve ar-ge dediğimiz araştırma-geliştirme, bugün dünyada bu kadar çok sayıda firmayı uluslararası üretime iten temel nedenler arasındadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Japon çokuluslu şirketlerine bakılırsa ar-ge harcamalarının büyük bölümü ana firmalar tarafından kendi ülkelerinde yapılmaktadır. Bu da iyi bir şey, yani orada ar-ge harcaması yaparsa buradaki iştiraki bu harcamalardan kurtulmuş olur, ama sonra, ar-ge sonunda bulduğu yenilikleri, ele geçirdiği teknolojik üstünlüğü iştirakine ana kuruluş satmaktadır. O ayrı konu ama yavru şirketler genelde doğrudan doğruya ar-ge harcamaları yapmamaktadırlar. Yabancı ülkelerdeki iştirakler çok daha az ar-ge harcaması yapıyorlar, bunu rakamlardan anlıyoruz. Uluslararası üretim çokuluslu şirketlerin ticari faaliyetleri nedeniyle hiç kuşkusuz uluslararası ticareti artırmaktadır. O işin bir başka boyutu. Bazı durumlarda da uluslararası ticaret mümkün olmadığı için uluslararası üretime başvurulmaktadır. Mesela bazı hizmet alanlarında, müşteriye yakın üretilmesi gereken uluslararası ticareti pek olmayan alanlarda, çokulusluların kurulduğunu görüyoruz. Ama çokuluslu şirketler arası ticaret bugün dünya ticaretinin yaklaşık 2/3'ünü ve firma içi ticaret de, yani ana kuruluşla yavruları arasındaki ticaret de, yine uluslararası ticaretin 1/3'ünü oluşturmaktadır. Bunların uluslararası üretim ve ticaret alanına kapladıkları boy, yer son derece büyük, son derece önemli hale gelmiştir.

Bu uluslararası üretim kuşkusuz Türkiye gibi işsizlik oranı yüksek, hatta işsizliğin gerçek rakamlara yansımadığı, çünkü insanların işgücüne katılmadığı veya işgücüne katılıp yıllarca iş aradıktan sonra bulamayıp cesareti kırılmış vaziyette gidip kahve köşelerinde oturduğu ülkelerde çok olumlu karşılanması gereken istihdam olanakları yaratmaktadır. Son yıllarda bütün olarak bu çokuluslu şirketlerde istihdamın pek artmamasına karşın, yani belli bir seyir izlemesine karşın, yabancı iştiraklerde çalışan sayısında artma olmaktadır. Bu özellikle gelişmekte olan iştiraklerde dikkati çeken bir husustur. Fakat şu da var, bu ülkelerdeki iştiraklerin, çokulusluların iştiraklerinin, yarattığı istihdam genelde toplam istihdamın küçük bir bölümüdür. UNCTAD'ın verdiği rakamlara göre çokulusluların gelişmekte olan ülkelerde yarattığı istihdam toplam iş gücünün %2'si dolaylarındadır. Bu imalat sanayiinde daha yükselen bir rakam. Buradan, UNCTAD raporunda demin Avrupa Birliği direktifinde verilen tanıma benzer bir dolaysız yatırım tanımı yer aldığını görüyoruz. Diyor ki rapor "Uluslararası üretimin neden olduğu mali akımlar, dolaysız yabancı yatırımlardır."

Onun için uluslararası üretim ve bunu gerçekleştiren çokuluslu şirketler üzerinde bu kadar durulmaktadır. Nedir bunlar? UNCTAD'a göre tekrarlayayım; yabancı iştiraklerin kuruluşunu, devralınmasını ya da genişletilmesini mümkün kılan fon hareketleridir. Fon kaynakları esas itibariyle bu çokuluslu şirketler olmaktadır. Ana şirketten sermaye, kredi ve/veya yabancı iştirakin şirket bünyesinde bırakılan karı şeklinde birtakım akımlarla karşı karşıyayız. Bunlar dolaysız yabancı yatırımlardır, yani ana şirketlerden gelen sermaye, ana şirketlerden gelen kredi-Avrupa Birliği de krediyi kabul etmiş: Beş yıl uzun vade olmak şartıyla-Türkiye'de bunu yaşadığımız bir olgu. Türkiye'de çalışan yabancı sermayeli şirketler genelde kar transferi yapma yerine karlarını büyümeye, yeni yatırımlara yönlendiriyorlar.

İştirakler tabii bulundukları ülkelerde ya da uluslararası sermaye piyasalarından fon da bulabilirler. Bulundukları ülkede fon buluyorlarsa bu tabii bir doğrudan yabancı yatırım sayılmayacaktır, ama uluslararası sermaye piyasalarından fon bulurlarsa ve bu fonları Avrupa Birliği direktifinin koyduğu ölçüye göre beş yıldan daha uzun vadeyle ülkeye getirirlerse, bunu da bir yabancı dolaysız yatırım saymamız gerekiyor. Dünya üzerindeki ülkeler bu dolaysız yabancı yatırımlardan tabii eşit olarak yararlanmıyorlar. Bunlardan en çok yararlanan ülkeler gene gelişmiş ülkelerdir, hatta Amerika Birleşik Devletleri de denebilir.

UNCTAD'ın bu konuda geliştirdiği, yani ülkeler ne kadar yararlanıyorlar yabancı sermayeden diye bir uluslararası üretim, yabancı sermaye- Transnationality index diyor buna-bir kavram var. UNCTAD nasıl hazırlamış bunu izah ediyor: Dört orana göre bu indeks düzenleniyor. Bir; son üç yıldaki gayrisafi sabit sermaye birikiminin yüzdesi olarak dolaysız yatırım girişleri. Uluslararası üretim endeksi deyimi uygun düşerse, ben epeyce düşündüm daha uygun bir deyim bulamadım, birinci rasyo bu son üç yıldaki gayrisafi sabit sermaye birikiminin yüzdesi olarak doğrudan yabancı yatırım girişleri. İkinci rasyo, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzdesi olarak ülkeye gelmiş doğrudan yabancı yatırım stoğu. Üç; gayrisafi yurt içi hasılanın yüzdesi olarak yabancı iştiraklerin yarattığı katma değer. Dört; toplam istihdamın yüzdesi olarak yabancı iştiraklerin sağladığı istihdam. Bu dört rasyonun ortalamasını almış UNCTAD ve bu endeksi düzenlemiş. Bu endekse göre yabancı sermayeden en çok yararlanan gelişmiş ülke Yeni Zelanda'dır. Belçika, Lüksemburg, Yunanistan, Avustralya, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İsveç, Kanada, İspanya, Norveç, Danımarka, Portekiz, Fransa, İsviçre, Avusturya, Güney Afrika, Finlandiya, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri. Miktar olarak çok yüksek, ama gayri safi yurt içi hasılaları 8 trilyon dolar olduğu için ve rasyolarda da esas itibariyle ona atıfta bulunduğu için büyük ekonomilerin payı yahut endeks değeri küçük çıkıyor. Almanya, onun altında, İtalya'nın altında Japonya. Japonya yabancı sermayeden çok yararlanan bir ülke değil, yabancı sermaye gönderen bir ülke daha ziyade.

Gelişmekte olan ekonomilerde Trinidad ve Tobago, ondan sonra Singapur, Malezya, Mısır. Bakınız enteresandır. "Nesi yabancı sermaye çekiyor?" diye çok düşünmemiz lazım Mısır'ı. Çünkü Mısır'ın nüfusu 65 milyon, Türkiye kadar. Bugün Mısır, İran, Türkiye 65 milyonluk ülkelerdir hepsi de. Türkiye'de kişi başına gelir 3 bin dolara yakın, 2800 dolara düştü geçen yılki facialardan sonra. İran'da 1.100 doların biraz altındadır. İran bayağı yoksul bir ülke, hele bize göre iyice yoksul. Mısır'da da 1.400 dolar civarında, ama Mısır bakınız ne kadar yüksek. Kostarika, Hong Kong, Şili, Honduras, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Jamaika, Tayvan, Ekvator, Çin. Dev boyutlarına karşılık yılda 45 milyar dolar sermaye geliyor dolaysız yabancı yatırım için. Peru Meksika, Guatemala, Venezuella, Brezilya, Kolombiya, Arjantin, Bahama, Barbados, Filipinler, Tayland, Suudi Arabistan-petrol ağırlıklı. Türkiye, altımızda Hindistan ve Kore. Kore de fazla sermaye almıyor ama hayli düşündürücüdür. Türkiye ne kadar gerilerde, sondan üçüncü gelişmekte olan ülkeler arasında.

İşin bu yönüne şimdi biraz daha rakamlara bakacağız. 1998 gelişmelerine, rapor çünkü onu kapsamaktadır. 1998'de bulunduğu ülkeyi terk edip bir başka ülkeye giden doğrudan yabancı yatırım tutarı  644 milyar dolardır. ABD'ye 193 milyar dolar, İngiltere'ye 63 milyar dolar, Çin'e 45 milyar dolar, Hollanda'ya 31.8 milyar dolar-Hollanda'ya çoğunuz gitmişsinizdir; ülke nüfusu on beş milyona ancak geldi!-Brezilya'ya  29 milyar dolar-Fransa Brezilya'nın hemen altında-Belçika, Lüksemburg 20, Almanya 20'ye yakın, İsveç 19'un üzerinde, Kanada 16,5, İspanya 11.3, Finlandiya-dört milyon nüfuslu-11.1 milyon dolar, Meksika 10 milyar dolar, Singapur 7.2, Tayland 6.9. İrlanda-üç milyon nüfus-6.8 milyar dolar, Danimarka ona yakın, Avustralya 6,5 milyar dolar, Avusturya 6 milyar  dolar-belki azalır bu Avusturya'daki son hadiselerden sonra da düşebilir-Arjantin 5,5 milyar dolar.

Yani korkunç rakamlar var. Mısır 1 milyar doların üzerinde, Litvanya, Hırvatistan, Bolivya-rakamlar artık milyar doların altına düştü-Ekvador, Türkiye; 807 milyon dolar. Dünya içindeki payı %0.12 ve bir önceki yıl 805 milyon dolar. 1987-1992 yılları arasında ortalama 578 milyon dolar. Trinidad ve Tobago-bilmiyorum bu ülke hakkında bilginiz var mı? bir Pasifik adasıdır-Türkiye'ye yakın; 800 milyon dolar yatırım çekmiş, Ukrayna 743, Yunanistan 700 milyon dolar. Ama Yunanistan'ın 1987-1992 ortalaması Türkiye'nin çok üzerinde: Bizde 578 onlarda 938 milyon dolar. Dünya toplamında 1997'den 1998'e de çok büyük bir artış olduğu görülüyor toplam yabancı yatırımlarda: 464 milyar dolardan 643 milyar dolara. Bu tabii 1997'de patlak veren Asya krizinin, sonra Rusya'ya sıçrayan, oradan Latin Amerika'ya kadar inen olayların olduğu bir yılda meydana gelen gelişmedir ve o bakımdan şaşırtıcıdır. Fakat UNCTAD raporu diyor ki "Buna şaşırmayın, çünkü bu sermaye akımları esas itibariyle gelişmiş ülkeler arasında cereyan etmektedir ve dolayısıyla bunlar da krizden öyle fazla etkilenmedikleri için bu ara artış meydana gelmiştir." O bakımdan belki şaşırmamak gerekiyor.

Dünya toplamı 644 milyar dolara yakın. Gelişmiş ülkeler 460 milyar-yüzde %71,5'u gelişmiş ülkeler arasında cereyan ediyor-gelişmekte olan ülkeler 166 milyar dolar, %26'ya yakın bir pay ve bu ülkelerin de hepsini kapsamayan Asya krizinin 1997'den 1998'e bu yatırımlarda çok büyük bir sıçrama olmasını engellememiştir diye bakılabilir. Tabii girişlerin yanında çıkışlar da var, bunlar da önemli. Onunla ilgili UNCTAD'ın şu tablosuna bir göz atalım. Burada yine birincilik ABD'de 132 milyar dolarla 1998'de, onu İngiltere 114 milyar dolarla çok büyük bir yatırımcı olarak izliyor, Almanya 86,5 milyar dolar göndermiş. Türkiye'ye ne kadarı geldi? Almanya Türkiye'de hiç yatırım yapmıyor nedense, enteresandır. Daha ziyade Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini ve Amerika'yı- son zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri'ni-tercih ediyorlar. İşçilik orada daha düşük, iş gücü piyasaları daha esnek olduğu için. Bu sıralamada Avrupa ülkelerinin yer aldığını görüyoruz. İspanya 1998'de 18 milyar dolarlık dolaysız yatırım yapan bir ülke. Bir buçuk sene önce buradaki İspanyol büyükelçisiyle sohbet ediyorduk, rakamı o zaman vermişti. "Çok önemli ölçüde yatırım yapıyoruz. Fakat bir yandan Latin Amerika'ya gitmişiz, bir yandan Çin'e, Türkiye burnumuzun dibinde unutmuşuz! Bundan sonra Türkiye'ye geleceğiz." dedi. gelecekler inşallah!

Kore bakınız 4.7 milyar dolar dış yatırım yapabilmiş, Danimarka, Tayvan, Singapur, Avusturya, Portekiz. Rusya Federasyonu'nun ekonomik bakımdan durumu iyi olmamasına rağmen 1998'de 1 milyar dolarlık bir sermaye ihracatında bulunduğunu görüyoruz. Türkiye otuz dokuzuncu. 307 milyon dolarlık yatırım yapmışız biz doğrudan yabancı yatırım olarak. Enteresan bir tablo. Acaba Avrupa Birliği ülkeleri ve aday ülkelerde durum nedir? UNCTAD raporunda öyle bir tablo yok, ama verilerden çıkarmak mümkün hale geldi.

On beşler Avrupasına doğrudan yabancı yatırım girişleri 230 milyar dolar, doğrudan yabancı yatırım çıkışları 386 milyar dolar, net ihracatçı. Zaten euro'nun bugünkü içler acısı durumu biraz da bununla açıklanıyor. Tabii başka etkenler de var, Amerika ile Avrupa arasındaki büyüme farkları gibi. Avusturya 5.9'a 3 milyar dolar, Belçika 20'ye   23 milyar dolar net ihracatçı, Danimarka 6.6'ya   4 milyar dolar, Finlandiya 11'e 19 milyar dolar ihracatçı, Fransa 28'e 40 milyar dolar, Almanya 19'a 86 milyar dolar büyük ihracatçı, Yunanistan önemsiz. İtalya büyük bir ihracatçı. Hollanda yine net ihracatçı durumunda. Portekiz net ihracatçı. İspanya 11 milyar dolar alıyor 18 milyar dolar gönderiyor. İsveç 19'a  22 milyar dolar. İngiltere 63'e 114 milyar dolar; müthiş bir ihracatçı fakat bu durum poundun değer kazanmasını önlemiyor. Pound dünya piyasalarında özellikle euro karşısında son zamanlarda çok değerlendi. Türkiye; demin de gördük 807 milyon dolar almış 307 milyon dolar göndermiş.

Şimdi diğer adaylar. Bulgaristan 1998'de 401 milyon dolarlık doğrudan yabancı yatırım çekmiş, Çek Cumhuriyeti 2,5 milyar dolar. Çek Cumhuriyeti gerçekten son zamanlarda önemli yabancı yatırımlar alıyor. 1998'de 2,5 milyar dolar almış ve bugün itibariyle 4-5 milyar dolar bekliyorlar. Giderek katlanıyor Çek Cumhuriyeti'ne yapılan yatırımlar. Mesela dev bir Hollanda elektronik şirketi en son olarak bu cumhuriyete 200 milyon euro'luk bir televizyon resim tüpü fabrikası yapmaya karar vermiş. Bu yatırımını da 6 yıl içinde 600 milyon euro'ya çıkartacakmış. Ondan önce gelmiş olan bir Japon çokuluslusu, o da 1996 yılında 60 milyon dolarlık bir televizyon montaj fabrikası kurmuş ve bunu genişletmek için şimdi de 73 milyon dolarlık yatırım yapma kararı almış. "Niye bu küçük Avrupa ülkesine, AB adayı ülkeye yabancı sermaye çok gidiyor?" diye sormuşlar. Altyapısının iyiliği, Almanya-Avusturya pazarlarına yakınlığı, bu ülkenin makina mühendisliği ve teknolojik araştırma konusundaki geleneksel birtakım yerleşmiş kurumları ile insan gücü neden olarak gösteriliyor. Çekler bu işi halletmişler gibi.

Meksika 1998'de 10 milyar dolarda idi, fakat bu yıl 15 milyar dolar bekliyor. Bunları esas itibariyle NAFTA çerçevesinde ortağı durumunda bulunan ABD'den ve Kanada'dan çekmektedir. Yatırımların yarısından çoğu ABD ve Kanada'dan gelmektedir. Elimdeki kaynağa göre geçen yıl 12.4 milyar dolarlık yabancı yatırım alan bu ülke 2000 yılında 15 milyarı bulacağını söylüyor. Halen bu ülkede yatırım yapmak üzere kuyruğa giren çokuluslular arasında 700 milyon dolarlık bir projeyle bir Kore otomobil fabrikası, 1 milyar dolarla başka bir Alman otomotiv firması, 400 milyon dolarla da bir Japon-Fransız  otomotiv ortaklığı başı çekmekteymiş. Tabii Meksika son zamanlarda ekonomisini de bir hayli düzeltti. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'ya olan ihracatını yine NAFTA'dan yararlanarak %176 oranında artırmış bulunuyor 1994 yılındaki NAFTA'nın başlangıç yılı itibariyle. Şimdi Avrupa Birliği ile bir serbest ticaret anlaşması yaptı. Bu anlaşmanın Avrupa Birliği'nden de kendisine sermaye çekeceğini düşünüyor. Meksika'da ücretler düşük; saat başı ortalama işçilik ücreti 2.17 dolar (Türkiye'de 5 dolar olduğundan söz ediliyor. Bunları hesaplamak da tabii kolay değil). Meksika'daki saatlik ücretler ABD'nin hayli gerisinde. Dolayısıyla sermayenin buraya gidişi de açıklanıyor. Kendi iç pazarı da 98 milyon nüfus ve kişi başına gelir 4 bin dolar civarında.

Arupa Birliği'nin adaylarına devam edelim; Estonya 581 milyon dolar, Güney Kıbrıs 200 milyon dolar, Letonya 274 milyon dolar, Litvanya 926 milyon dolar-bunlar 2-3 milyon nüfuslu bildiğimiz Baltık Cumhuriyetleri!-Macaristan 2 milyar dolar, Malta-400 bin nüfuslu!-130 milyon dolar, Polonya 5 milyar doların üzerinde. Türkiye'nin ilk gelmesi gereken seviye burasıdır benim kanaatimce. 5 milyar dolar sermayeyi mutlaka çekmemiz lazım. Romanya'ya 2 milyar dolar sermaye gitmiş, deli olacağım! Adamların ekonomisini de biliyoruz, yani 2 milyar doları düşünebiliyor musunuz? Slovakya 466, Slovenya 165 milyon dolar.

Belki biraz içinizi kararttım bu seminerde bugün ilk konuşmacı olarak. Umarım değerli meslektaşım Profesör Karluk biraz daha iyi şeyler söyleyebilir. Özellikle bu istikrar programıyla Türkiye'nin yabancı yatırımcılar gözünde daha cazip bir ülke olacağını açıklayabilir.

Yabancı sermayenin gittiği ülkelerde bir güvence araması durumu var. Bu güvenceler bugüne kadar esas itibariyle yapılan ikili anlaşmalarla sağlanmaya çalışılmış. UNCTAD raporundan öğrendiğimize göre doğrudan yabancı yatırımlarla ilgili ulusal hukuk kuralları giderek liberalize ediliyor. Yani bizim de tahkime yeşil ışık yakmamız gibi. UNCTAD'a göre 1998'de doğrudan yabancı yatırımla ilgili 60 ülkede yapılan 145 yasal değişiklikten %94'ü doğrudan yabancı yatırım lehinde koşulları iyileştiriyor. Ülkeler arasında bu arada imzalanan iki taraflı yatırım anlaşmaları, ki bunlara güvence veriyor, koruyor vs. sayısı durmadan artmaktadır. 1998 sonunda bu sayı 1726'ya ulaşmış ve enteresandır bunların 434'ü de gelişmekte olan ülkeler arasında. Türkiye'de bu açılardan mı eksiklikler vardır, hukuki durumu tartışabilecek konumda pek değilim. Bu arada çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının sayısı, ki bu da yabancı yatırımlar için teşviktir, 1871'i bulmuş.

Ama yine bildiğiniz gibi 1998'de OECD çerçevesinde geliştirilmeye çalışılan çok taraflı yatırım anlaşması (Multilateral Agreement on Investment) kısaca MAI diye bilinen anlaşmanın müzakereleri hazırlığı da durduruldu ve bu iş benim bildiğim kadarıyla Dünya Ticaret Örgütü'ne havale edildi. OECD işin içinden çıkamadı. Durum böyle ve yabancı sermayenin gittiği ülkede belli güvenceler alması, MAI'nin çıkarılması vs. yolunda çaba sarf eden ülkelerin başında da dünyada en büyük sermaye alan ve gönderen ülke olan Amerika Birleşik Devletleri geliyor. Amerika Birleşik Devletleri bu konuda son derece liberal politikaları uyguluyor mu da diğer ülkelerin uygulamasını istiyor? Amerika Birleşik Devletleri'nin içinden size bir örnek vereceğim. Bari bu eğlenceli haberle bitireyim konuşmamı. Bu 3 Mayıs 2000 tarihli Financial Times gazetesinden kestiğim bir haber. "İki yıl önce," diye başlıyor haber, Amerikan İçişleri Bakanlığı (Interior Department)'ndan bir yetkili parlak bir fikirle ortaya çıktı. Çünkü o zaman Amerika'nın Batısında bulunan on altı eyalette sulama suyu sıkıntısı başlamış. Demek ki yağışlar iyi olmadı ve bu yetkilinin bulduğu çare nedir biliyor musunuz? Buralardaki yabancı sermayeli kuruluşların suyunun kesilmesi! "Bunlara su vermeyelim. Bunlar yabancı sermayedir, Japonlar vs." Japonlar da portakal bahçeleri satın almışlar, çiçek yetiştiriyor adamlar. Yatırım yapıyorlar. "Bunlara su vermeyelim." diye ortalığı bir karıştırmış ve bu uygulamanın ortadan kaldırılabilmesi için on ay geçmiş. Demek ki adamların portakalları, çiçekleri, her şeyleri kurudu! Yani bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?.

"National Traitment" diye "Aman yabancı sermayeyi de milli  muameleye tabi tutun, kendi şirketlerinize ne yapıyorsanız onlara da onu yapın." diyen Amerika bakınız neler yapıyor? Oysa bu ülkede yabancı çokulusluların Amerikan iş gücünün %5'ini istihdam ettiğini görüyoruz. Son rakamlara göre Amerika'da iş gücünün %5'i yabancı sermayeli kuruluşlarda çalışmakta. Bunlar sabit sermaye yatırımı olarak yılda 100 milyar dolardan fazla parayı Amerika'da harcıyorlar ve Amerikan ar-ge harcamalarına da 19.7 milyar dolarla katkıda bulunuyorlar. Yine şu rakam çok önemli: Amerikan ihracatının %20'si bunlar tarafından gerçekleştiriliyor. Bunu yapan adamların suyunu kesiyorsunuz!


Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız

Yazar & Kaynak: Nahit Töre

Digg this Post! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post!
Eklenme tarihi: 7-5-2007  Okunma: 2507

Ekleyen:  hasan günal

Bu Makaleye Verilen Puan:    Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar
Bu Makaleye Puan Ver  

Bölüm Başlık Kullanıcı Yorumları


Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !
Reklam Netinternet
Bazı hakları saklıdır: İçeriğin editör ve yazarlarımız tarafından oluşturulan kısımları ve site tasarımının hakkı saklıdır.  Bu sayfa en iyi 1280x1024 ve 1024x768 çözünürlükte izlenir.
Powered by BilgiPortal v2.2
Emlak Yorumlar Müzik estetik