Anasayfa > Hukuk > Türk Dış Politikası, Avrupalılaşmak ve Avrupa Birliği Macerası

Türk Dış Politikası, Avrupalılaşmak ve Avrupa Birliği Macerası




Uluslar arası ilişkiler açısından bir devletin herhangi bir örgüte üye olması dış politikada strateji anlamına gelir. Ülkenin hem dünya çapında bir yerinin olması hem de tabir-i caize “sırtını yaslayabileceği” bir dayanak olması bakımından her ülke bir şekilde bir örgüte üyedir. Tabi örgüte üye olan devletler arasındaki ortak fikir görüşü ve çıkarlar unutulmamalıdır.

Türkiye’de nitekim bu sebeplerden ötürü Avrupa Birliği’ne girmek istemektedir. Her ülke gibi “yalnız kalma” fobisi ve “çıkar” mevzusu Türkiye için de çoğu kez bir örgüte üye olma gereği hissettirmiştir.

1969’da kurulan İslam Konferansı Örgütü’ne Türkiye’nin üye olmasının sebebi; Kıbrıs sorunu hakkında uluslar arası çapta siyasal destek sağlamak ve 1973-1974 yılları arasındaki petrol krizinin etkilerini gidermekti.

Aynı şekilde 1979 İran İslam Devrimi sonrasında dünyada ortaya çıkan petrol fiyatlarındaki artış ve döviz sıkıntısı, Türkiye’yi petrol üreticileriyle, özellikle Ortadoğu ve Arap devletleriyle ilişkiye sokmuştur. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra da bu ilişkilere devam eden Türkiye, Suudi Arabistan ile iş birliği yapmıştır. Arabistan’ın 75 milyon dolarlık ekonomik yardımı ve 2 milyon ton petrolüne karşılık; Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin azaltılması istenmiştir. O günden beri de İsrail ile ilişkiler minimum dereceye inmiştir.

Ama gelin görün ki; 1990’lı yıllarda gelişen durumlar karşısında Ortadoğu’daki güvenlik arayışlarında Türkiye-İsrail askeri işbirliği ortaya çıkmıştır. Buna karşın Yunanistan-Suriye işbirliği meydana gelmiştir.

Ankara Üniversitesi SBF’de ULS bölüm başkanlığı yapmış Oral Sander’in belirttiği gibi bir milletin dış politikadaki işlevlerinin belirleyicisi; güvenlik endişesi, coğrafi konum, yönetim felsefesi ve ekonomik zorunluluklardır.

Bu örgütler arasında şüphesiz ki en önemli ve popüler olanı Avrupa Birliği’dir. Şu çok tartışılan bir konudur ki bu yazımda aslında anlatmak istediğim asıl tema da budur; Avrupa Birliği’ne girmek Avrupalılaşmak mıdır? Veya Avrupalılaşmak ile modernleşmek kelimesini bir tutabilir miyiz? Avrupalı olmak AB kriteri ise biz bu konuda köklü bir geçmişe sahibiz. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğmuştur. 700 yıl boyunca Avrupa’nın merkezini oluşturan şimdiki Amerika, İngiltere, Fransa değil Osmanlı’dır.

Veya Avrupalılaşmak modernleşmek ise hiç şüphe yok ki bundan 10-15 sene önceki Türkiye ile şimdiki Türkiye arasındaki modernleşmeyi görebiliriz. Ama yıllarca uğraşıp durduğumuz bu AB yolunda sanırım daha çok Avrupalılaşmak değil de, Amerikanlaşmak yolunu gizliden gizliye sürdürdük. Nitekim Türkiye 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile müzakerelere başladığında dönemin iktidardaki partisi Demokrat Parti (DP) idi. Ve 1950’lerden beri “Amerikanlaşan” bir toplum söz konusuydu.

1987’de AB’ye tam üyelik başvurusunu yapan Anavatan Partisi başkanı Turgut Özal yanlışlığı doğruluğu tartışılır ama maalesef belli kesimin ağızlarında “Amerikancı Cumhurbaşkanı” olarak kaldı.

AB’ye katılım sürecinde tartışmasız en önemli isimlerden biri de Tansu Çiller’di. Özal’dan daha fazla “Amerikancı” olarak anılan Çiller, başbakan olduğu dönemde Gümrük Birliği üyeliğini yapmıştı.

Nitekim Adnan Menderes’in de asılmasında kimi toplumlarca “Amerikancı” olmasının sebebi yatmaktadır.

Velhasıl kelam Avrupalılaşmak, modernleşmek, Amerikanlaşmak ve Avrupa Birliği terimlerinin aynı cümlede sık sık geçtiği bir dönemdeyiz. Çünkü Türkiye’de tüm çevrelerde AB üyesi olmak Avrupalılaşmanın bir parçası olarak gözüküyor. Haliyle modernleşmenin de… Her taşın altından çıkan ABD’nin de bu cümlede yer almaması mümkün değil.

Ecevit, Çiller, Özal, Menderes derken AB’ne en yakın olduğumuz zamanlar şu zamanlardır. 3 Kasım 2002 seçimlerinin galibi AKP sayesinde Cumhuriyet tarihinde AB yolunda birçok şey kaydedildiği aşikâr. Fakat yine ağızlardan “Amerikancı Tayyip” lafları eksik olmuyor…

Bu sebeptendir ki; AB’ye girmek, üye olmak bir artı mıdır yoksa eksi midir daha henüz halk gözünde anlaşılmamıştır. Halkın gözünde “Amerikan Himayesi” ve “Batılılaşmak” korkusu vardır. Buradaki batılılaşmak; Atatürk’ün Batı’dan bilim-teknik yönünde iyi gelişmelerin alınması değil kültür olarak “yobazlaşmak” ve Türk kimliğini kaybetmektir.

Müzakereler devam ediyor. Görüşmeler düzenleniyor. Eskiye nazaran daha kolay olsa da AB üyeliği Türkiye için zorlu ve bir o kadar da maceralı bir yol. Zordur çünkü Türkiye’nin tarihi kimliği ile Avrupa’nın kimliği örtüşmemektedir. Zordur çünkü “ulusal egemenlik” konusunda halen tartışmalar yaşanan bu ülkede “uluslar üstü” bir egemenliği esas alan bir örgüte üye olmak istenilmektedir.

Bu zorlu ve maceralı yolda ülkemin neler yapabileceğini ve nelerden vazgeçebileceğini merak ediyor ve yazımı noktalıyorum…

Talha Dereci
28 Ağustos 2008


Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız

Yazar & Kaynak: www.talhadereci.com

Digg this Post! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post!
Eklenme tarihi: 14-9-2008  Okunma: 246

Ekleyen:  talha dereci

Bu Makaleye Verilen Puan:    Bu makaleye puan verilmemiş.
Bu Makaleye Puan Ver  

Bölüm Başlık Kullanıcı Yorumları


Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !
Reklam Netinternet
Bazı hakları saklıdır: İçeriğin editör ve yazarlarımız tarafından oluşturulan kısımları ve site tasarımının hakkı saklıdır.  Bu sayfa en iyi 1280x1024 ve 1024x768 çözünürlükte izlenir.
Powered by BilgiPortal v2.2
Emlak Yorumlar Müzik estetik