Anasayfa > Genel Alan > Aşıklık bayramı Ve Aşık Şenlik

Aşıklık bayramı Ve Aşık Şenlik




AŞIKLAR BAYRAMI VE AŞIK ŞENLİK HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ
 
“Ne şair yaş döker, ne âşık ağlar, Tarihe karıştı eski sevdalar” diyen Faruk Nafiz gibi biz de tarihe karıştığını mı söyleyelim o sevdaların?
Hayır, tabi ki
Yaşar ve yaşatırsak sahip olduğumuz tüm güzel şeyler gibi aşık edebiyatımız,                           ozanlarımız ve dergimizin bu sayısına konu olan aşıklar bayramlarımız bizden çocuklarımıza geçer onlarda yaşar tarihe karışıp eski sevdalar olmaktan kurtulur bu yazımızda istedim ki dilimin döndüğünce hemşerilerimize kültürümüzde önemli yeri olan aşıklık geleneğini ve içimizden çıkan aşık şenliği birkaç cümle ile aktaralım.
Anadolu’da Âşıklık Geleneği;
Âşıklar, ürünlerini saz eşliğinde söylemelerinden ötürü, "saz şairi" diye de adlandırılır. Âşıklar, başlangıçta halka yakın olan tekke edebiyatının vakıflar düzeniyle güçlenerek yüksek sınıfa yaklaşması sonucu ortaya çıktılar âşıklar; aşk ve doğaya ilişkin şiirler söylüyor, sözlerine sazlarıyla eşlik ediyor, ustalarının geleneğini yürütyor, yaşadıkları çağın ve çevrenin bazı yönlerini şiirlerine yansıtıyorlardı. Şiirlerini doğaçtan (irticalen) söyleyen âşıklar, geleneksel yolu izledikleri, yaşamdan ve toplumdan kopmadıkları için, etkilerini geçmişe nazaran bir ölçüde yitirmiş olsalar da, günümüzde de sanatlarını sürdürmektedirler Anadolu’nun dört bir tarafında karşımıza çıkan ellerinde sazı dillerinde sözü kendilerinîn veya başkalarının deyişlerini çalan ve söyleyen âşıklar, her zaman yaşadıkları dönemin halkının konuşan dili yüreklere dokunan duygusu olmuştur. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de yüklendikleri veya üzerlerine yüklenen misyonu yerine getirmeye çalışan yerli bir sanatçı tipidir Âşıklık. "âşık edebiyatı" türünde söz ve müzik birbirini tamamlayan iki unsurdur. Günümüzde varlıklarını sürdüren âşıklar, bir yandan eski destan geleneğini yaşatırken, bir yandan da doğaçlama aşk şiirleri söyler, başka sanatçıların ürünlerini yayar, çeşitli törenlerde bir eğlence unsuru olarak yer alırlar. Âşık şiirinin nazım biçimi de dörtlük olmakla birlikte dize sayısı çoğalıp azalabilir. Bu edebiyatın başlıca türleri destan, güzelleme, taşlama, koçaklama, ağıt ve muammadır. Uyak yapısı bakımından koşma, semai, varsağı gibi kısımlara ayrılır. Genellikle yalın ve yapmacıksız bir dil kullanılan âşık şiirinde yinelemeler, boş tekerlemeler, ölçü ve uyak tutturmada kolaylık sağlayan yakıştırmalar bulunur. Mısra sonlarındaki ses benzerliklerini sağlamak için kullanılan bu yinelemelere ayak denir.
 15. ve 16. yüzyıllardan sonra özel bir âşık tipi Anadolu coğrafyasındaki yerini alarak işlevini sürdürmüştür. Kendi içinde çeşitli teknik ve tavır özellikleri geliştiren âşık edebiyatının ve âşık müziğinin estetik bakımdan gelişmesi de bu dönemde olmuştur. 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarından itibaren dünyadaki değişen yaşam koşulları, iletişim, insan ilişkileri ve ülke İlişkileriyle birlikte âşıkların da toplumsal rollerinde dolayısıyla işlevlerinde yer yer değişiklikler görülmüştür. 20. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu coğrafyası üzerinde yaşayan Türkmen âşık tipinin gezginci yanı kısmen azalmış, değişen sosyal, siyasal ve kültürel olaylar üzerindeki etkisi ve duyarlılığı ise artmıştır.
            Anadolu’nun çeşitli köşelerinde, bugünde “âşık” unvanını taşıyan ve sazı ile birlikte şiirlerini söyleyen şair, yani saz şairlerine rastlamaktayız.
            Âşıklık geleneği günümüzde değişikliğe uğramış bir şekilde devam etmektedir. Ancak bu devam ediş gittikçe azalan ilgi ve verilen önemin kaybedilmesi ile sürmektedir.
 
                        Daha önceki asırlarda âşıklık bir toplumsal etkileşimde bir eğitimci, inanç adamı,duyguların tercumanı olarak sosyal bir misyon yüklenmişken  günümüzde hobi ya da ek iş olarak sürdürülmektedir. Ayrıca geleneksel aşık tipinde, temel şart olarak görülen “Rüya Motifi” günümüz âşıkları tarafında neredeyse reddedilmiştir.
 
            Rüya motifinin aşamaları şöyledir:
Bir sıkıntı ve dilekle uykuya dalış: Âşık adayı genellikle kutsal sayılan mevkilerde veya insandan uzak mevkilerde uykuya dalar.
 
            İkinci aşama ise; kutsal kişilere kutsal sayılan bir yerde karşılaşma ve pir elinden bade içmedir. Sevgili veya sevgilinin resmi ile karşılaşma, adayın kutsal kişiler tarafından eğitilmesi ve adaya mahlas ve dilinin çözülmesi için ruhsat verilmesi bu aşamadadır.
 
            Üçüncü ve son aşama, adayların uykudan uyanmasıdır. Bu aşama üç ayrı şekilden oluşabilir:
1-Kahraman kendi kendine uyanır ve ilk fırsatta eline geçen bir saz ile başında geçenleri anlatır.
2-Kahraman bir süre (3,6,7,20,40 gün) baygın kalır. Ağzından ve burnundan kanlı köpükler gelir. Gönül ehli bir kişinin sazın teline dokunması ile kendine gelir.
3-Kendi kendine uyanır ama bakışları, hali, tavrı bir acayiptir. Dünya ile alakası kalmamış gibidir.
 
Rüya motifinde içilen bade iki türlüdür;
  
Er Dolusu ve Pir Dolusu:
            “Er Dolusu” içen âşıklar, kahraman, yiğit ve gözü pektir. “Pir Dolusu” içen âşıklar ise cefalar çeker, sevdalara düşer, sevgilinin arkasından yanar tutuşur.
Âşık Edebiyatının başlıca unsurlarından birisini hikâye anlatma oluşturur. Saz şairleri içerisinde geleneğe bağlı olanların çoğu âşık meclislerinde hikâye anlatırlar. Bir kısım usta saz şairleri ise, bir yandan usta malı halk hikâyeleri anlatırken bir yandan da kendi düzdükleri hikâyeleri anlatırlar. Çıldırlı Âşık Şenlik, Ercişli Emrah, Sabit Müdami geleneğe bu yanıyla katkıda bulunmuş saz şairleridir.
Tonguzların Şaman, Moğol ve Baryatlar'ın Bo veya Bugue, Yakutların Oyun, Oğuzların Ozan dedikleri bu geleneğin temsilcileri toplumun yaşam biçimlerini düşünce ve duygularını, olaylara bakış açılarını şiirleriyle dile getirmişlerdir.
Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Köroğlu, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Âşık şenlik, Âşık Veysel bu geleneğin en önemli temsilcileri olmuştur.
            Günümüzde kendilerini âşık olarak kabul eden saz şairleri, geleneksel âşık tipini oluşturan motiflerden oldukça uzaklaşmaktadırlar. Anadolu’da sayıları gittikçe azalan günümüz âşıkları siyasi, sosyal ve ekonomik değişmelerle paralel olarak yeni bir tipe dönüşmüştür. Ama her şeye rağmen kültürümüzde önemli bir yeri olan âşıklık geleneğinin yaşanması yaşatılması ile bu kültürel değerimizin gelecek kuşaklarımıza aktarılacağı unutulmamalıdır. Öyle ise ne mutlu onlara . Ne mutlu gelecek Âşıklar Bayramını hazırlayan, bade içmiş, kevser yudumlamış âşıklara! O badeyi bütün insanlığa sunmak için koşan gönül dostlarına…
 
Âşık Şenlik
Asıl adı Hasan olup 1850'de Çıldır'ın Suhara (Yakınsu) köyünde doğmuştur. Âşık Şenlik Terekeme (Kara papak) boyundandır. Kara papak ağzını en yetkin biçimde kullanan Şenlik, 14 yaşında kuş avcılığı yaparken dere boyunda uyuya kalmış, düşünde aşk badesini içmiş. Kalkınca şiir söylemeye başlamış. 19 yaşında iken Ahılkelek'in Lebis köyünden Âşık Nuri'den saz çalmayı öğrenmiştir. Kars, Ahıska, Borçalı, Tiflis, Gürü ve Revan’ı, dolaşmış, çağının birçok aşığıyla karşılaşmalar yapmıştır.(1)
Edebiyat araştırmacısı Nejat Birdoğan, Şenlik'in şiir dünyasına eğilirken şunları söyler: "Artık, ozanlığa ve deyişlere bir düşle boşlamalarının gerçek­ olduğunda şüphe, kalmayan bütün halk ozanlarının düşünü Şenlik de görmüştür. Bu düşte bade yoktur. Sadece Salâtın isminde bir kız görmüş, bu görüş kızın ardı sıra yanıp tutuşmasına yetmemiştir. Nitekim ozanımız da Huri isminde bir kızdan başkasına yanıp tutunma ve bağlanma yoktur. Huri de çabuk unutulmuştur.
Dinleyin ahbaplar, yaran yoldaşlar
Bir sağalmaz derde düştüm bu gece.
Dizeleriyle şenlik hayatına başlayan ozan, güvenlidir. Bu tatlı derdin bir yandan kendini kemirirken diğer yandan da kendine bir ün bırakacağına emindir. O, dizelerinde bazen bir altın, bazen bir aşra vurulan direk olarak kendisini görür:
Men bir zerem zer kadrini Bilene
Aşkın metahını satmak isterem.
Veya Rütbem arşa direk oldu, hak ile yaksan menem.
        Bütün bu güvenle ve gururla beraber ustaya saygı, konusu, deyiş ve Sanat bakımından zorlanmama, güler yüzlülük deyişlerde ana temdir. Din konu­sunda halka özgü olağanüstü bilgileri bile kapsayan duyuşlarla dolu fakat asla ısrarlı değildir. O yörede kadınlarda kaçgöç yoktur. Doğa konularında çiçeklere, gelin kız dedim-dedilere bağlanır. Şenlik vefadan yakınır. Toplumdan şikâyetçi değildir. Toplum içerisinde bir insan düşmüşse bu toplumun değil kişinin suçudur. Kişi, Sakınarak gezmeli ve konuşmalıdır.
(1)asıksenlik.com
 
Manasız mantıksız sözü bilmenin faydası ne?
Az anlayıp çok söyleyip gülmenin faydası ne?
İtibar dediğin elde bir muhalif şişedir  
Boş yere kaldırıp taşa çalmanın faydası ne?
  
Veya
Kadir Allah budur senden dileğim
Mert olanı salma baştan ayağa,
Men ezzinam ayağa
Nazlım olurup ayağa
Göreydim gül zünü
Yüz süreydim ayağa.
Aman aman mağıl dolan mert yiğit  
Seyragıplar salar seni ayağa.        
 
Şenlik çağı, halk ozanları bakımından geniş ve güçlü bir çağdır. Ozanımız bu ozanlardan Feryadi, Mazlumi, Sümmani, Âşık Abbas ve İzani ile karşılaşmıştır. Sümmani ile bütün hayatları boyunca bir kardeş gibi yaşamışlardır. Söylentiye göre bir karşılaşmalarında uzun boylu çaba sarf edip, yorulunca Şenlik'in annesi içeri girerek her ikisine de kardeşsiniz anlamına gelmesi için göğüslerini göstermiş ve ozanları ayırmıştır."
Dil olarak ağdalı bir dil kullandığı görülse de, çağının ozanlarında genel olarak görülen bu durum, salt Şenlik için eleştiri konusu edilebilecek bir özellik değildir.
1877–1878 Osmanlı-Rus savaşının olduğu dönemde Şenlik kahramanlık destanlarıyla, koçaklamalarıyla yöredeki milis kuvvetlerin direnç kaynağı olmuştur.
Kars'ın Ermenilerle dolu olduğu günlerde, Çıldır'dan Kars'a gelen Âşık Şenlik, durumun kötü olmasından, geri döner. Dönerken yolda arkasında süvarileriyle, bir Rus Generali rastlar. Kendisinden vaziyet hakkında ve Rus Çarlığını mı, yoksa Osmanlıların yanında mı yer alacağını soran Rus generaline şu yanıtı verir:
Hulusi gabilden bilsen fikrimi
Men Allah'tan Al'osmanı isterem.
Merhamet sahibi ol rahmi gani
Nesli mürsel hökmü hanı isterem.
Süleyman mülkünde bergarar duran
Muhammet vekili makamı nuran
Hıfsının ezberi ayeti Kur'an
Selavatl, o Sulfanım isterem.
Al'osman şahım var şahlar serveri
Dilinde salâvat zikri ezberi
Kaftan kafa zirü zeminden beri
Hükmetmağa bir tek onu isterem.
Emri Hak yedinden çekilip kalem
 Var imiş ettiğim yetişti belam
 Mülkünde saltanat hükmünde âlem
 Divanında Şevket Şam isterem
 Gam günlü Şenlik'in gönlünün şadı
 Çıkmaz hatırımdan Al'osman adı,
 Gidipti dünyanın lezzeti tadı
 Mahşer günü bir mekânı isterem.
     Bunu dinleyen Çarlık Rusyası nın generali bu büyük ozanımızı kutlayarak "Eğer Çarlık Rusyasını istiyorum deseydin, hemen boynunu vurduracaktım. Tam dinine sadıkmışsın." diyerek, yirmi beş lira da mükâfat verir. Zamanın tanınmış birçok âşıklarıyla karşılaşmalarda bulunan Şenlik, istilacılarla mücadele veren en güçlü âşık olarak bilinir.1913 yılında, Revan'da hanlar arasında yapılan bir düğünde, toy babası seçimi için bilinmedik bir hikâye yarışı başlar. "Latif Şah" hikâyesi Revan'lı Bala Mehmet tarafından, okununca, aldığı birincilikle, başını belaya sokar. Toy babası seçimini kazanan Bala Mehmet, bazı hanlar tarafından sıkıştırılarak, hikâyenin ustasının gelmemesi halinde başının vurulacağını belirtirler. Hanların baskısı üzerine Şenlik'e gelen âşık, onu da alıp, Revan'a giderler. Oradaki âşıklar Şenlik'in atışmalarda yendiği, bağladığı kişiler olup, Âşık Şenlik'e kin besleyenlerdir. Revan'da yapılan atışmalarda da yenilirler. Zaten kinli olana bu âşıklar, Şenlik'e bir tuzak kurarak, yemeğine zehir katarlar. Has­talanan Âşık Şenlik, trenle Arpaçay'a kadar gelir, Dilaver köyünde iyice has­talanır ve ölür. Cenazesi Akbaba'nın Hozu köyüne ve oradan Çıldır'ın Suhara köyüne getirilir. Mezarı buradadır.
           

Ehl-i islam olan işitsin bilsin,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
İsterse Uruset ne ki var gelsin  
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
Guşanın kılıcı geyinin donu
Gavga bulutları sardı her yanı
Dağda goç yiğidin şan alma günü
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
Gavga günü namert sapa yer arar
Er olan göğsünü düşmana gerer
Cemi ervah bizden meydana girer
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
Asker olan bölük bölük bölünür
Sandınız mı Kars kalası galınır
Boz atlar üstünde gılıç çalınır
Can sağ iken yurt vermeniz  

Hele Alosrnan'ın görmemiş zorun
Din gayreti olan tedarik görün  
Al tepip baş kesin Kazak'ı kırın           
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
Benesferdir bilin Urus'un aslı
Orman yabanisi balıkçı nesli
Nınzır sürüsüne dalıp kurt misli
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana  

Şenlik durursuz atlara minin
Sıyra gılıç düşman üstüne sürün
Artacaktır şanı bu Al'osmanın
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
İster ihtiyar ol ister nevcivan
Bu dünyada baki kalan öğünsün
Meraksız fikirsiz gamsız her zaman
Her zaman şâd olup gülen öğünsün

Müddet ki Hazret-i Âdem’den beri
Okunmaz defteri bilinmez sırrı
Bu dünyadan gitti nice bin biri
Ahretten dünyaya gelen öğünsün

Sefil Şenlik der ki bu dünya fâni
İskender Ürüstem Süleyman hani
Ecel pazarından kurtaran canı
Azrail'den mühlet alan öğünsün

 
"Sulandı gözlerim zay oldu işler
Ağız papuçladı döküldü dişler
Ürkmez oldu benden yerdeki kuşlar
Çekerim elinden huy ihtiyarlık"

Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız

Yazar & Kaynak: Nevzat ERDAĞ

Digg this Post! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post!
Eklenme tarihi: 8-7-2008  Okunma: 215

Ekleyen:  nevzat

Bu Makaleye Verilen Puan:    Bu makaleye puan verilmemiş.
Bu Makaleye Puan Ver  

Bölüm Başlık Kullanıcı Yorumları


Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !

Yorum Ekle  

Reklam Netinternet
Bazı hakları saklıdır: İçeriğin editör ve yazarlarımız tarafından oluşturulan kısımları ve site tasarımının hakkı saklıdır.  Bu sayfa en iyi 1280x1024 ve 1024x768 çözünürlükte izlenir.
Powered by BilgiPortal v2.2
Resim Emlak Canlı TV Firma Rehberi Firma Ekle Estetik çiçek Makale izafet Download indir ADSL Teknik Servis Yorumlar Müzik