Anasayfa > Genel Alan > Atatürkü Anarken
Makaleye verilen puanlar

Atatürkü Anarken




ATAMIZI ANARKEN

Atatürk Üniversitesi bünyesinde Atatürk Devrimleri Enstitüsü'nün kurulması, bu büyük Türk'ün adımı taşıyan Üniversite'deki gerçekten hissedılen bir boşluğu gidermesinden, büyük memnuniyet duymaktayız. llmî bir çatı altmda O'nun düşünce ve yaptığı inkılâpların sistemleştirilmesi, memleketimizin ve milletimizin geleceği açısından son derece yararlı olacağına inanıyoruz. 0, kendisi hakkında "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır" demişti. Artık O'nun vücudunu göremez olduk ama, bizler için bırakmış oldugu ruh, gün geçtikce büyüyecek ve gelişecektır. O'nun "Cumhuriyetcilik, Halkcılık, Milliyetcilik, Lâiklik, Devletcilik, înkılâpcılık" prensipleri, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin temel taşlan olmuştur. "Atatürk'ün izindeyiz" demek, bu esaslara sadık kalabilmekle olur. Bunlara saygısızlık veya yeni ideolojiler aramak, O'nun yolundan ayrılmaktır; ihanet ve gaflet içerisinde bulunmak demektir. "Kemalisme", sıralanmış bir takım kuru, içi boş laflar değildir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın benliğine O'nun prensiplerinde Türk Milleti'nin hâli ve geleceği gizlidir. Yalnız biz Türkler değil, bu büyük insanı aynı zamanda bütün dünya sevip anlamağa çalışmıştır. Gandhi ve Nehru'nun hapishanede Mustafa Kemâl'in zaferi için dua etmesinin, Cezayir'de ölen askerin cebinden O'nun resminin çıkmasmın manası, son derece anlamlıdır. Atatürk, Türk Milleti için her şeydir, fakat dünya içinde de yeni bir hamlenin başlangıcıdır.
Olaylar insanlarla, insanlar da olaylarla bir anlam kazanmaktadırlar. Mustafa Kemâl, yeni Türkiye'yi çelikleştiren kol ve O'nu tasavvur eden beyin olmuştur. Zaman ve efsane O'nu değiştirmeden, O'nun yıkılmaz prensiplerini tesbit etmede geç kalınmamalıdır. Bütün ünlü kişiler gözlerini kapar kapamaz, yaptıklarıyle efsaneleşir giderler. însanoğlu hiçbir zaman kaderinden kaçamamıştır ve zaten Homere'in vatanı olan Ön Asya, destanlar yaratan bir bölge olmamış mıdır? Ne büyük bir rastlantıdır ki Atatürk Büyük İskender'le ayni bölgede, Selânikte hayata gözlerini açmıştır.
Fakat kendisinin bu konudaki sözleri şöyledir: "Beni büyük Iskender'le mukayese ederken bir yerde durmanız gerekir: Büyük Iskender dünyayı fethetmiştir, fakat ben bunu yapmadım. 0, dünyayı fethederken kendi vatanını unutmugtur, fakat ben kendi vatanımı asla unutmayacağım...". Atatürk, bir milleti ayakta tutup yaşatabilmek için bir imparatorluğu fedâ etmiştir. Bunun için de gücünü, yüzyıllardır ihmâl edilmiş Anadolu'nun bağrından almıştır. O'na göre bir memleketi baştanbaşa fethetmek kolaydır, fakat o memleketin halkını fethetmek, son derece güçtür (Charles de Chambrun, Tradition et Souvenirs, Paris, 1952, s. 69-152. Atatürk 1881-1938, Homage de la Commisslon natlonal turque pour L'UNESCO à l'occasion du vingtième anniversaire de sa mort), Ankara, Ankara Üniversitesi yayınevi, 10 Novembre 1963, s. 163-165).
Osmanlı împaratorluğu'nun son kalıntısı dünya haritasından silineceği ve yıkılışının son haddine eriştiği bir sırada bu büyük Türk, Mustafa Kemâl ortaya çıkmıştır. O'nun tamamladığı eserin tarihte bir benzeri daha yoktur. Hem içerde hem de dışarıda büyük zaferler kazanmış olan Mustafa Kemâl, daha o zamandan bütün dünyanın dikkatini çekmeğe başlamıştır. Tarihte O'nunla ayni kefeye koyabileceğimiz çok az insan bulunmaktadır. O'nun yegâne gayesi, bağımsız, homojen, çağdaş, smırlan iyi korunan ve mazisindeki kötü engellerden kendisini kurtarmış bir "millet"in oluşturduğu bir Türkiye kurmaktı'' (Benoit-Machin, Le Loup ou le Léopard - Mustafa Kemal ou la mort d'un empire, Paris, 1954, s. 17-373:, La Mort d'un Empire, dans ATATÛRK, op. Cit., s. 155).
İkinci Dünya Savaşı'na kadar Mustafa Kemâl'in eserine Türkiye'de olağanüstü bir önem verilmiştir ve yıpranmış, "hastalanmış" bir ülkenin, çağdaş bir millet olarak yeniden canlanması dünyada büyük bir hayranlık uyandırmıştır. "Kemalisme", Türk Tarihi'nin sadece bir zincirinden ibaret değildir; aynı zamanda Türk Milleti için siyasî bir sistem olmuştur. Fakat bu sistemin tam tarifi, Batı demokrasilerindeki gibi veya Komünizm gibi daha henüz kesin hususiyetleriyle ortaya çıkarılamamıştır. Bununla birlikte, Rusya ve Çin'in dışmda, Üçüncü Dünya Ülkeleri'nin çoğuna ilhâm vermiştir. Yarı gelişmiş ülkeler için bu sistem "nıarksizm"in başka bir şekli olarak kabul edilmiştir, çünkü Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerindeki rejim sistemleri, bu tür ülkelerin bünyelerine uygun düşmemektedir.
"Çoğunluğun okuma-yazma bilmediği, sefalet ve açlıktan acı çektiği, standartlarının altında hayat tarzının bulunduğu ülkelerde, çok partili rejimlere ve seçimlere dayanan liberal siyasî kuruluşlar hiçbir zaman sağlıklı olarak görev yapamazlar. Bunlara ,ne kadar bir düzen verilmeğe çahşılırsa da sunî olmaktan öteye gidemezler, çünkü iktidarm bağları her zaman kapalı kapılar ardındaki güçler elindedir. Bu sebepten, hür teşebbüs ve kapitalizm, hızlı ve ahenkli bir ekonomik gelişmeyi garanti edememektedir. Ancak böyle bir garanti sayesinde ülkeler, az gelişmişlikten kurtulabilirler."
"Siyasî açıdan demokrasi, ancak belirli seviyedeki ekonomik gelişmeden sonra gerçek bir işlerlik kazanabilmektedir. Üçüncü Dünya ülkelerinin kapitalizm'in yollariyle böyle bir seviyeye ulaşmalarma imkân yoktur. Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerindeki kaynaşmalar, kaynağını böyle bir düşünceden almaktadırlar. Gelişmemiş veya az gelişmiş bütün ülkeler bu zarureti az çok hissederler. Bu sebebten ekonomik ve siyasî açıdan karma bir sistem takibederler. Kemalizm, siyasî açıdan son derec önemli olmuştur, fakat bununla birlikte hiç bir zaman totaliter bir mahiyet arzetmemiştir" ( Maurice Duverger, Le Kemalisme, Le Pays d'Atatürk, Le Monde, 27 Mai 1961. - Mustafa Kemal Atatürk, in ATATÜRK, op. cit., s. 180.)
"Yeni Türkiye'yi meydana getiren devrim, bütünüyle olağanüstü bir insanın eseridir. Atatürk, tarihte eşine az rastlanan, görülmemiş bir ihtilâlin tek başına programlayıcısı olmuştur. Bu, sadece siyasî ve sosyal bir ihtilâl değildir; aynı zamanda gelenek ve görenekler açısından ahlâki, ilmî, dinî ve felsefî bir ihtilâldir, fakat milletin millî bünyesinin ortaya çıkardığı bir ihtilâldir. Çünkü Türkiye, başka ülkelerde olduğu gibi hiç bir dış etkene kendisini kaptırmanuştır. Ayrıca dünya üzerindeki yolunu çizerken bulunduğu dinin prensiplerini değiştirmemiştir. Türkiye, bugün dünyanın en barışsever milletlerinden biridir ve eğer bugün Türkiye güçlü bir ordu bulunduruyorsa, bazı düşmanca emeller besleyen komşulanndan gelebilecek tehlikeye karşı savunmak içindir. Bu akıllıca tedbir sayesinde, bağımlı uydu durumuna düşmemiş iki ülkeden - ki biri Finlandiya'dır - biridir."
İngütere, Fransa, Rusya'da da ihtüâller yapılmıştır ama bu ülkelerden hiçbiri, dil ve yazı sahasına el atacak kadar ileri gidememişlerdir. Ne Cromwell, ne Robespiere, ne de Lenin ve halefleri, yönetimleri altına aldıklan milletleri, ilmî yönden, kültür açısından, kısacası kader bakımından ancak degişikliğe uğratabilmişlerdir."
"Bütün Akdeniz Ülkeleri Avrupa'nın bir parçası olduğuna göre, Türkiye de Avrupa'nm bir parçası deınektir. Eskiçağlardan beri Türkiye, Batı medeniyetinin tarihinde ve gelişmesinde son derece önemli bir rol oynamıştır. Bu nedenle bu medeniyetin eserini paylaşmada, Türkiye'nin de Batılılar kadar hakkı vardır" (Georges Duhamel, La Puissance d'Occident, Paris, 1954 s. 24-57. - La Révolutlon ldeologique, in ATATÜRK, op. cıt., s. 174.).
"Mustafa Kemal'in kişiliği, bütün Türkiye Cumhuriyeti Tarihini doldurmaktadır. Onun nutuklarında törenlerin gereği olarak söylenmıiş bir tek söz ve boş sözlerle geçiştirilmiş bir tek devresi yoktur. Dili, son derece öz ve herkesin anlıyabileceği düzgün bir Türkçedir. En büyük emeli, Çağdaş medeniyete ulaşmaktır. O'na göre Türkiye, çağının mededeniyetini, dünyayı etkilediği biçimde, kayıtsız şartsız kabul etmek mecburiyetindedir; yaşadığı asra uydurmak zorundadır."
"İnkılâplarına başlaymca Doğu ve îslâm medeniyeti içersindeki Türkiye ile, lâik fikirlerle Batı kültüründen kaynaklanan Türkiye arasında gözle görülür şiddetli çatışmalar ortaya çıkmıştır. Birinin düşünce kaynağı Asya, diğerinin düşünce kaynağı Avrupa olmuştur" (Paul Gentizon, Mustata Kemal ou l'Orient en Marche, Paris, 1929, s. 388. -L'Orieııt en Marche, in Atatürk, op. clt., s. 190.).
"Eski eğitim kurumlarını birer birer ortadan kaldırarak yerlerine memleketin her köşesinde ilk ve orta okullar açmak suretiyle, giderek lâik bir öğretim teşkilatının gelişmesini sağlamıştır. Zaten Mustafa Kemal'in kendisi de mükeımnel bir pedagogdur; gençliğin eğitimini ilgilendiren her türlü problemlerle yakmdan ilgilenmiştir. Öğretmenleri fırsat buldukca ziyaret eder, onlarla saatlerce konuşur ve onlara emanet edilmiş olan görevin büyüklük ve kutsallığını onlara anlatmağa çalışmıştır. Mustafa Kemarin en büyük tutkusu, hergün bir okul açmaktı. Memleketin her köşesinde bugünkü medeniyetin şartlarına uygun çağdaş okullar açmıştır."
"Öğretim sahasında yaptığı yenilik hareketleri yanında Atatürk, türk kadınına da eski ve hakkı olan serbestliğini vermiştir. Bu, O'nun son derece ehemmiyet verdiği problemlerden biri olmuştur. Isviçre Medenî Kanununun kabul edilmesiyle erkeklere tanmmış olan haklar, kadınlara da tanmmıştır. Mustafa Kemal daha da ileriye giderek yeni kurulan devletin çarkında kadınlara da büyük görevler vermiştir. Memleketin kadınlanın ve genç kızlarının Batı ülkelerindeki genç kızlar ve kadınlar kadar "seıbest" ve faal olmalarını istemiştir. Çünkü yeni nesilleri bu kadın yetiştirecektir. Türk kadın, ırkından gelen asaletliliği, Kurtuluş Savaşmda örnek bir şekilde büyük bir fedakârlıkla yapmıştır. Erkeğin boş bıraktığı alanlarda çalışmış, ordunun geri hizmetlerinde de büyük gayretler sarfetmiş, cephelerde düşmana karşı silâh bile kullanmıştır. Mustafa Kemal, Türk Kadınının vatan topraklarının kurtarılmasında olduğu gibi, bu topraklarm değerlendirilmesinde ve Türk Milletinin kalkınmasında da etkili bir şekilde çalşmasını gerekli bulmuştur. O'na göre Türk kadını siyasî ve ekonomik hayatta da erkeğinin yanında yer almalıdır."
"0, memleketinin geleceğini yeni nesle ve çağdaş düşünce prensiplerine bağlamıştır. Böyle insanların ve bilhassa gençliğin bugünün kadınları tarafmdan yaratılacağına gönülden inanmıştır. Çünkü tarihte Türk kadını ister siyasî hayatta olsun isterse de özel hayatta olsun her zaman erkeğinin yanında yer almıştır. Kadının ehrama bürünmesini bir "Türk töresi" olarak kabul etmemiştir. Bu bâtıl tutumu da çağdaş bir topluma layık görmemiştir. O'na göre gelişmeğe ve ilerlemeğe susamış bir millet, kendi ırkımn diğer yansını görmemezlikten gelmemelidir. Türk kadını ve kızları memlekete hizmet edecekler ve kaderini yöneteceklerdir; yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin haysiyeti ve güvenliği, onların ellerine emanet edilecektir. Böylece Atatürk seçme ve seçilme hakkını da kadınlara vermiştir" (Benoit - Mechin, Op. Clt.,).
"Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hayatı, bir bütün olarak bakıldığmda, eskisinden tamamen değişik bir durum arzetmektedir. Harpten sonra Türkiye'de yapılan ve Saltanatın kaldırılıp Cumhuriyet'in kurulmasına kadar giden ihtilâl, Osmanlı imparatorluğunda eşine rastlanmamış siyasî, içtimaî, dinî, kültürel ve ilmî değişikliklere temelden yol açımştır. Halkının rehavetinin dillere destan olduğu ve geri kafalı eski din adamlarının yapılan değişikliklerle Allah'ın gazabına uğramaktan korktukları bu memlekette, bu son derece olağanüstü değişiklikler başarıya ulaşabilmişse, Mustafa Kemal'in kararlı görüşleri sayesinde olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti smırlan içerisinde bütün yenilik hareketlerinm kaynağı 0 olmuştur ve bunların gerçekleşme yollarını 0 tayin etmiştir."
"Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ıslahat devri, Mustafa Kemal'in düşünceleriyle o şekilde yoğrulmuştur ki bu büyük ıslahatcının kişiliği ile memleketin ekonomik, içtimaî, siyasî, kültürel veya dinî meseleleri birbirinden ayırmak imkânsızdır. Böylece Mustafa Kemal Paşa, kelimenin tam anlamıyle "Gazi" olmuş ve memleketin ruhu hâline gelmiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Mustafa Kemal'in fikirlerinin kişileşmesinden ibarettir" (K.S. Chandan, Le Miracle Turc, Paris, 1959, s. 7-8.- Le Miracle Turc, in Atatürk, op. cit., s. 165.).
Atatürk'ün seçkin kişiliğini, kesin cizgilerle bir tek cümlede özetlemek mümkümdür: 0, Türk ve dünya tarihinde dâhi bir komutan olarak doğmuştur. millî bir kumandan olarak yaşamıştır ve büyük bir insan olarak sonsuzluğa göçmüştür. Cumhuriyetin kuruluşunda O'nun üstün başarısını sağlayan temel haslet, ülkücülük ile milliyetciliği en dengeli bir kaynayışla kişiliğinde toplamış bulunmasıdır. Atatürk'ün ülkücülüğü ve milliyetciliği, tarih boyunca büyük uygarlıklar kurmuş bulunan Türk Milletinin yüksek erdemliğine, sarsılmaz vefakârlığına, manevî ve ahlâkî kudretine, hürriyet ve egemenlik sevgisine inançtan kaynak alır. Şu sözü O'nun Türk Milletine olan sarsılmaz inancmın veciz bir ifadesidir: "Ne Mutlu Türküm diyene".


Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız

Yazar & Kaynak: Nevzat Erdağ

Digg this Post! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post!
Eklenme tarihi: 5-12-2007  Okunma: 462

Ekleyen:  nevzat erdağ

Bu Makaleye Verilen Puan:    Makaleye verilen puanlar
Bu Makaleye Puan Ver  

Bölüm Başlık Kullanıcı Yorumları


Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !
Reklam Netinternet
Bazı hakları saklıdır: İçeriğin editör ve yazarlarımız tarafından oluşturulan kısımları ve site tasarımının hakkı saklıdır.  Bu sayfa en iyi 1280x1024 ve 1024x768 çözünürlükte izlenir.
Powered by BilgiPortal v2.2
Emlak Yorumlar Müzik estetik