Anasayfa > Genel Alan > Zamanın değerini bilmek

Zamanın değerini bilmek




ZAMANIN DEĞERİNİ BİLMEK
 
              Günümüzde, zamanın  baskısını hisseden  ya da zaman kıtlığından söz eden  insan sayısının  artmakta olduğu gözlemlenmektedir.   Modern çağımızın kalıplaşmış lafı   “ yapacak çok fazla işim var” ve “ yeterli zamanım yok “ oldu. Başka hiç bir nesil, bu kadar fazla faaliyeti, böylesine kısa bir zaman aralığına sıkıştırmaya çalışmadı. Daha fazla, daha hızlı yapmaya çalıştığımız anda zaman hızını daha da arttırıyor gibi görünüyor. Her birimizin,  kendi doğal düşünme ve yapma ritmimiz olduğunu unutuyoruz ve başkalarının ritminin ve teknolojinin coşkun adımlarının bizi geleceğe sürüklemesine izin veriyoruz ve tam da  bu nedenle,  sıklıkla kendi yaşamlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığını hissediyoruz Çok geç olmadan bir şeyleri yoluna sokmak, ilişkileri iyileştirmek ve kıymet bilmek mümkün. Her ne kadar bizi öfkelendiren ve hiç anlaşılmadığımızı düşündürücü olaylar yaşatsa da bize insanlar, hayatımıza farklı bir anlam katar yaşanan her şey! Hep kaybedince anlar ya insan bazı şeylerin değerini. Sonra da özleme ya da pişmanlığa dönüşebilir. İşte o zaman keşke deriz. Keşke. Ve her şeye rağmen güzel anıları hatırlamak ister insan, içindeki nefret ve öfkeyi kurutabilirse anıların hepsini gülümseyerek hatırlamak da mümkün! İnsan hiçbir şeyi hissetmeden yapamaz, önce yüreğe düşer, sonra dışa vururuz bir şekilde. Hissetmek istemektir, kötüyü de iyiyi de, istemeden hiç bir şey yapamayız. Yine de her insanın yüreğinde iyilik vardır mutlaka, çok geç olmadan bunu çıkarabilirsek, belki böylece daha az üzüntü duyarız kaybettiklerimiz için ya da üzüntümüzü çok çabuk unuturuz, bunu da bağışlayarak başarabiliriz. Bağışlamak yeni sevinçleri biranda kucaklamak demektir ve insana da kendini iyi hissettirir! Bağışlamak zordur, zaman alır, değişim gerektirir, ama bi yerden başlamak gerek, yoksa çok geç olabilir! Bazıları değişmez, gerçekten, ömür boyu değişmez, kötüyse kötüdür, uslanmaz, onu öyle kabullenmek gerekir, hiç bir şey fayda etmez ona. Sevemezsiniz, öfke duyarsınız, ama zamanla acırsınız, çünkü sevilecek bir tarafı yoktur, bunun için de aslında hiç bir şeyi yoktur! Hiç bir şeyi olmayan bir insan manevi zenginliklerden yoksun insandır, böyle bir insana da nefret duyulabilir mi? Sanmıyorum. Ben duyamam, çünkü zaten acınacak durumda olan bir kişidir O! İnsan kendi sahip olduğu güçlerin farkına varırsa o zaman içindeki zehirleri akıtabilir, o zaman aklını da kalbini de kimseye zarar vermeyecek şekilde kullanarak kazanabilir! Bunun için de zaman en iyi öğretmen hepimiz için.
          Birbirimize ne kadar zaman ayırıyoruz? Yaşam dediğimiz şu mücadelede koşuşturup dururken soluklanarak ne kendimize ne de bizi sevenlere dönüp bakmaya vaktimiz oluyor. Kimimiz daha çok para kazanma derdinde, kimimiz kariyer peşinde...
                         Ya sevdiklerimiz? Bir köşede oturup bizim ayıracağımız minicik zamanları beklemekteler. Bizim hoş sohbetimizi duymak için, varlığımızı hissetmek için yolumuzu gözlüyorlar. Kim bu bekleyenler? Bazen bir eş, bazen bir sevgili, bazen şefkat dolu bir anne. Bazen de çok beğendiğim aşağıda ki hikâyede sizlerle paylaştığım minik yavru bizim duygularını dile getiremeyen çocuğumuz olabilir
       “…Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu kapının önünde beklerken bulmuş. Çocuk babasına baba 1 saatte ne kadar para kazanıyorsun diye sormuş. Zaten yorgun gelen adam bu senin işin değil diye yanıtlamış. Bunun üzerine çocuk babacım lütfen bilmek istiyorum diye yanıt vermiş. Adam illaki bilmek istiyorsan 200 lira diye yanıt vermiş bunun üzerine çocuk peki bana 100 lira borç verirmisin diye sormuş adam iyice sinirlenip benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok hadi derhal odana git ve kapını kapat demiş. Çocuk sessizce odasını çıkıp kapısını kapatmış adam sinirli sinirli bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder diye düşünmüş aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşmiş ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşünmüş belki de gerçekten lazımdı. yukarı çocuğun odasına çıkmış ve kapıyı açmış. Yatağında olan çocuğa uyuyor musun diye sormuş çocuk hayır diye yanıtlamış. al bakalım istediğin 100 lira sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim demiş.. çocuk sevinçle haykırmış teşekkürler babacığım diyerek . yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkarmış adamın suratına bakmış ve yavaşça paraları saymış bunu gören adam iyice sinirlenerek paran olduğu halde neden benden para istiyorsun benim senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok demiş.. çocuk ama yeterince yoktu demiş ve paraları babasına uzatarak işte 200 lira 1 saatini alabilir miyim demiş…”

         Biz hırslarımız peşinde koşturup dururken, belki de onlar bizimle ilgili çok şeye muhtaç. Kim bilir, belki bizden gelecek ılık bir nefese, belki sıcak bir dokunuşa ya da sadece bir tebessüme...

Bazen günler geçip de yaptığımız hatanın farkına varınca onların yüreklerini tekrar doldurmaya çalışırız. Bunu da nedense işlerimizden, hayallerimizden, kısacası hep kendimizden konuşarak yaparız. Peki, ya onların dünyasında yaşananlar? Bizim ilgimize, sevgimize, şefkatimize, dostluğumuza, aşkımıza muhtaç olduklarını göstermek için bağırmaları mı gerekiyor mutlaka?
              Yaşam mücadelesindeki oyunumuzda; ya biz bir gün rolümüzü terk edip gideceğiz, ya da sevdiklerimiz... Bu roller sona ermeden, içimizi keşkeler doldurmadan her iki şoklamayı da kendinizde uygulayın. Önce kendi ölümünüzü, sonra sevdiklerinizi kaybedebileceğiniz kötü anı hayal edin. Vakit çok geç olmadan sevdiklerinize, sizi sevenlere zaman ayırın. Hatta bunu “bedenlerin ölümü” düşüncesinden önce yürekteki sevgilerin ölümüne karşı yapın. Kaybetmenin sadece bedenen değil ruhen de yaşanabileceğini unutmayın.
 
                      Özel hayatınızda veya iş hayatınızda ne yaparsanız yapın, zamanınızın değerini bilerek kullanın. İnsanlar yoğun oldukları için değil, plansız ve programsız oldukları için, sorumluluk almamak için ailelerine, yakın arkadaşlarına, en önemlisi kendilerine zaman ayıramazlar.
...
Bir ben bilemedim zamanın değerini ama bilenler var...
ØBir yılın değerini;
tek dersten kalan öğrenci bilir.
ØBir ayın değerini;
prematüre bir çocuk doğuran anne bilir.
ØBir haftanın değerini;
haftalık derginin editörü bilir.
ØBir saatin değerini;
eve dönmek zorunda olan aşıklar bilir.
ØBir dakikanın değerini;
uçağı kaçıran yolcu bilir.
ØBir saniyenin değerini;
kaza atlatan kişi bilir.
ØBir milisaniyenin değerini;
Ø100 metrede gümüş madalya alan atlet bilir
 
 
                       Siz siz olun hayatta değer verdiklerinize karşı söylemek istediğiniz tüm duygularınızı geç olmadan zamanın değerini bilip söyleyin, ne hissediyorsanız. Zaman hızla akıp gidiyor, sonra fırsatınız olmayabilir. Ve sevdiklerinize, önem verdiklerinize   gelin Bu hafta sonu vaktinizin bir kısmını onlara ayırın…

Nevzat ERDAĞ
Mali müşavir,Eğitimci,Yazar

Bu makale serhat kültür dergisinde 2007 yılında yayınlanmıştır


Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız

Yazar & Kaynak: Nevzat Erdağ

Digg this Post! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post!
Eklenme tarihi: 6-10-2007  Okunma: 819

Ekleyen:  nevzat erdağ

Bu Makaleye Verilen Puan:    Bu makaleye puan verilmemiş.
Bu Makaleye Puan Ver  

Bölüm Başlık Kullanıcı Yorumları


Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !
Reklam Netinternet
Bazı hakları saklıdır: İçeriğin editör ve yazarlarımız tarafından oluşturulan kısımları ve site tasarımının hakkı saklıdır.  Bu sayfa en iyi 1280x1024 ve 1024x768 çözünürlükte izlenir.
Powered by BilgiPortal v2.2
Emlak Yorumlar Müzik estetik