|
|
|
|
|
CUMHURİYET İLKELERİNE YENİ YORUM!
İLKELERİMİZ
Cumhuriyetin kuruluşunun temel dayanağı ve anayasamızın da değişmez ilkeleri arasında yer alan Atatürk\'ün ilkeleri, Cumhuriyet Halk Partisinin temel ideolojik yaklaşımları arasına girdi. Kurtuluş savaşının önderi Mustafa Kemal\'in "Bağımsızlık savaşının doğurduğu doğal örgüt" olarak nitelendirdiği CHP\'nin resmen 9 Eylül 1923\'te kurulduğunu, ancak kökeninin Erzurum ve Sivas kongrelerine dayandığını biliyoruz. CHP\'nin ilkelerini doğru anlayabilmek ve anlatabilmek için, onun doğduğu koşulları, içinden süzülüp geldiği tarihi süreci doğru bilmek gerekmektedir.
Kökeni Ulusal Direnişe Dayanan Bir Devrim Partisi
CUMHURİYET HALK PARTİSİ
Vilâyet-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti\'nce düzenlenen Erzurum Kongresi\'nde (23 Temmuz- 7 Ağustos 1919) M. Kemal\'in girişimi ile bütün yurdu ilgilendiren kararlar alınmış, derneğin adı ve tüzüğü de bu amaca uygun olarak değiştirilerek "Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adını almıştır. Daha sonra Sivas Kongresi\'nde (4-11 Eylül 1919) derneğin adı "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti " olarak değiştirilmişti. İlk hedefi! Mebuslar Meclisi seçimlerine girip, orada çoğunluğu sağlayarak Kuvay-i Milliye\'yi etkin hale getirmek olan Müdafaa-i Hukukçular, İstanbul\'un resmen işgal edilmesiyle (16 Mart 1920) birlikte Ankara\'da olağanüstü yetkiler taşıyan bir Ulusal Meclisin toplanmasına karar vermişti.
Ulusal bağımsızlığı koruma amacıyla TBMM\'de bir araya gelen mebuslar arasında fikir ayrılıkları, gruplaşmalar oluştuğunu, karar almanın, yasa çıkarmanın giderek zorlaştığını gören M. Kemal, başlangıçta 135 mebusun katılımıyla " Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubunu" kurdu. (10 Mayıs 1921) Daha sonraları üye sayısı 261\'e kadar çıkan gurubun iki maddelik kısa ama öz programı şöyleydi:
"1- Grup, Misak-ı Milli (Ulusal Ant) ilkelerine bağlı kalarak, yurdun bütünlüğünü ve ulusun bağımsızlığını sağlayıcı barışı elde etmek için, ulusun bütün maddi ve manevi gücünü, gereken hedeflere yöneltip kullanacak ve yurdun resmi, özel bütün örgütlerini ve kuruluşlarını bu ana amaca yararlı kılmayı çalışacaktır.
2- Grup, devletin ve ulusun örgütlerini, Anayasaya uygun olarak, şimdiden yavaş yavaş saptamaya ve hazırlamaya çalışacaktır."
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubunun kurulması da meclisteki dalgalanma ve gruplar arası sürtüşmeleri engelleyememişti. Hem başlayacak olan barış görüşmelerine, görüş birliği içinde gidebilme, hem de siyasal alanda devrim aşamalarında karşılaşılacak engelleri aşabilmek için ülke düzeyinde ve daha güçlü bir örgütlenmeye ihtiyaç vardı. Bu nedenle M. Kemal, 6 Aralık 1922\'de basına verdiği demeçte "Halk Fırkası" adıyla bir siyasal parti kuracağını açıklamıştı. Üç buçuk yıl kahramanca sürdürülen bir savaş sonucunda Türk Ulusunun kendisini esaret zinciri ile bağlamak isteyenleri yenilgiye uğratarak bağımsızlığını kazandığını ve barış günlerinin de yakın olduğunu belirterek sözlerine başlayan M. Kemal, demecine şöyle devam etmişti:
"Vatanımıza ve bağımsızlığımıza göz dikenlere yalnız askerlikçe üstün gelmek yeterli değildir. Memleketimiz hakkında istila emelleri besleyecek olanların her türlü ümitlerini kıracak biçimde siyaset, yönetim ve iktisat alanlarında da kuvvetli olmak lazımdır...
Bundan böyle hiçbir fırsatı kaçırmayarak çalışmaya mecburuz. Ancak bu çalışma yıllarla izlenecek ve vurgulanacak bir programa dayandırılmazsa başarısızlığa uğramaya mahkûmdur. Ayrıntıları ile saptanmış olsa da ulusumuzun ivedi gereksinmelerine çare olacak bir programa dayanmayan ıslahat girişimleri, bireysellikten ve keyfi olmaktan kurtulamaz. Bu gibi girişimler, sahipleri olan kişilerin değişmesiyle, dahası onun kişisel gücünün azalması ile söner gider. Öte yandan, herhangi bir programın uzun bir çalışma dönemine rehber olması için ülkede bütün vatanseverleri ona yardımcı olması gerekir. Gerçekten, vatanseverlerin büyük çoğunluğunun ıslahat emellerini içermeyen bir programın başarılı ve sürekli olması ümit olunamaz.
Bu ulusal maksat ve düşünceleri göz önünde bulundurarak, en alçak gönüllü bir ulus bireyi sıfatıyla hayatımı sonuna kadar vatan hayrına vakfetmek emeliyle barışın yapılmasından sonra "halkçılık" esası üzerine dayanan ve Halk Fırkası adıyla siyasal bir parti kurmak niyetindeyim."
CHP\'nin Kuruluş Aşamasında
Atatürk\'ün Demokrasi Yaklaşımı
J.J. Rousseau\'nun demokrasi rejimini "Halk Egemenliği" olarak nitelemesi o yıllarda Halkçılık olarak algılanmıştı. M. Kemal\'de TBMM Hükümeti sisteminin aslında " Halkçılık" olduğunu sık sık vurgulamıştı. Kurulacak parti hakkında halkın düşüncelerini öğrenmeye çalışırken, basında ve kamuoyunda bu konuyla ilgili önerilerin büyük bölümü, parti adının başına "Halk" yerine " Millet" deyiminin getirilmesine yönelikti.
Ancak M. Kemal, Halk Fırkası adının halk egemenliği kavramını yansıttığını belirterek Millet Fırkası adını benimsememişti. Bu süreçte seçim kararının alınmasıyla (1 Nisan 1923) M. Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı sanıyla, dokuz maddeden oluşan (9 umde), cumhuriyetin ilanından önceki ilk seçim bildirisini yayınlamıştı. (8 Nisan 1923) Bu bildirinin birinci maddesinde;
"Bütün yasal ve yönetimsel düzenlemelerde, genel eğitimde ve ekonomide ulusal egemenlik ilkesine göre hareket edilecektir. Bu doğrultuda Bakanlar Kurulu\' nun görev ve sorumluluklarını belirleyen yasa ile illerin yerel işlerde tüzel kişiliklerini ve özerkliklerini sağlayacak olan " Şuralar Yasası" ve illeri ekonomik ve toplumsal ilişkileri yönünden birleştirecek olan "Genel Müfettişler Yasası" çıkartılacaktır" denilerek "Ulusal Egemenlik" ilkesine vurgu yapılmış, bununla yetinilmeyerek 9 umde sıralandıktan sonra "Barışa ilişkin kesin görüşümüz, mali, iktisadi ve idari bağımsızlığımızı kesin olarak koruyacak bir anlaşmaya varmaktır." denilerek bağımsızlığın önemi pekiştirilmiştir.
Seçimleri büyük çoğunlukla Müdafaa-i Hukuk adaylarının kazanması ve TBMM\'nin ikinci dönem çalışmalarına başlamasından (11 Ağustos 1923) sonra, 106 maddelik Halk Fırkası tüzüğü, İzmir\'in kurtuluş günü olan 9 Eylül 19523\'te, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu\'nca onaylanmıştı. Artık Müdafaa-i Hukuk yerini Halk Fırkası\'na bırakmıştı.
M. Kemal başkanlığında bir siyasal parti kurulmasından daha iki ay geçmeden cumhuriyetin ilan edilmesi, 1924 Martında Halifeliğin kaldırılması, Şeriye ve Evkaf Bakanlığının kapatılması ve öğretimin birleştirilmesi gibi devrimci atılımlara karşıt görüşlerde yükselmeye başlamıştı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adını taşıyan yeni bir parti kurulmuş (17 Kasım 1924), Bu partiye katılan mebus sayısı 28\'i bulmuştu. Yeni partinin cumhuriyetçi olduğunu belirten bir adla ortaya çıkması karşısında Halk Fırkası yöneticileri de partinin adını Cumhuriyet Halk Fırkası\'na dönüştürmeyi gerekli görmüşlerdi (10 Kasım 1924).
15 Ekim 1927\'de yapılan ikinci kongreden sonra yayınlanan bildiride; "Cumhuriyet Halk Fırkası" Cumhuriyetçi, Halkçı, Laik ve Milliyetçidir. Ve Milletin iktisadi menfaatlerini sağlamayı birinci derecede önemli addeder (sayar). Bu esaslar Fırkamız için bütün siyasetinde ve bütün kanunların yapılması ve tatbik edilmesinde hakimdir." denilerek vurgulanan bu dört ilkeye 1931\'de Devletçilik ve Devrimcilik\' eklenerek altı ilke (Ok) bu günkü halini aldı.
Atatürk\'ün bu ilkeleri, tarihi bir mücadelenin içinde gelişerek hayat buldu ve devrimlere dönüştü. Özellikle 1950\' den sonra yaşanan gelişmeler bu ilkelerin içinin boşaltılması, çarpıtılması, anlamsızlaştırılması sonucunu doğurdu.
Demokratik Halk Hareketi ; CHP\'nin özüne dönmesi gerektiğini, ilkelerini ve inançlarını Mustafa Kemal ATATÜRK \'e yakışır biçimde savunabilecek şekilde yeniden yapılanmasını savunur.
(Kaynakça: Tüses Yayınları tarafından yayımlanan, Yazarı: Şerafettin Turan\'ın "Kökeni Ulusal Direnişe Dayanan Bir Devrim Partisi CHP" kitabı.
a) CUMHURİYETÇİLİK
Cumhuriyetçilik; halk egemenliğini, bağımsızlığını esas alır. Demokrasinin tarihsel ön koşulu ve hazırlayıcısı konumundadır.
Cumhuriyet, tarihimizdeki en köklü dönüşümdür. Yurttaşlık kavramının esas alınması, kültürel, dinsel, tanımların resmi ölçü olmaktan çıkarılmasıdır.
Cumhuriyetin kurucusu olan CHP; her yurttaşın eşit hakla, sınırsız düşünce ve anlatım özgürlükleriyle, örgütlenme olanaklarıyla ülke yönetimine katılmasının, herkesin haklarının ve özgürlüklerinin korunmasını savunabilecek dönüşümü gerçekleştirebilmelidir.
b) MİLLİYETÇİLİK
Atatürk\'ün milliyetçilik ilkesi, emperyalizme karşı verilen bağımsızlık mücadelesi süreciyle birlikte ele alındığında gerçek anlamına kavuşur. Bağımsızlık savaşı sürecinde Anadolu topraklarında yaşayan ve bu mücadeleye omuz veren farklı milliyetlerden, etnik kökenden insanlarımızın kardeşliğini ve eşitliğini savunur.
Her ulusun bağımsızlığından yanadır.
Her yerde ve her türlü zulme ve sömürüye karşıdır.
Yurtta ve dünyada barışı savunur.
Milliyetçilik; ırkçılığa indirgenemez. Farklı milliyetler, etnik yapılanmalar arasında bir ayrım ölçüsü olamaz. Dini, dili, kökeni ne olursa olsun insanların azınlık olarak görülmesi doğru değildir.
Demokratik Halk Hareketi; Anadolu topraklarında yaşayan dinsel, kültürel ve ulusal farklılıkları ayrılık nedeni olarak değil, coğrafi zenginliğimiz olarak görür.
c) HALKÇILIK
Halk; bir avuç sömürücü azınlık dışında kalan, emeğiyle, alın teriyle değer yaratan işçi, köylü, memur, esnaf, öğrenci, işsiz, emekli, ev hanımı.... bütün insanlarımızın oluşturduğu geniş kitlelerdir.
Halkçılık, geniş halk kitlelerinin siyasi, ekonomik çıkarlarını, ulusal, kültürel değerlerini savunmak, kazanımlarını korumaktır.
Bireyselliğin aşılarak özel çıkarlarla genel çıkarların bütünleştirilmesinin, gerektiğinde özveride bulunmanın zorunluluğunun bilince çıkarılmasıdır.
Halkın eğitim, sağlık, altyapı gibi hizmetlerden, doğal zenginliklerimizden eşit, hakça yararlanmalarının gerekliliğini savunmaktır.
CHP\'nin sol kimliğinin kaynağı olan "Halkçılık" ilkesine gerçek anlamıyla sahip çıkmak, ancak halkın partiye egemen olmasıyla mümkün olabilir.
d-) DEVLETÇİLİK
Tarihte ilk devlet, büyük toprak sahiplerinin, nüfusu hızla artan köleleri denetleme ve köle isyanlarını bastırma ihtiyaçlarından doğmuştur. Üretim araçlarının ve üretim ilişkilerinin gelişmesine paralel olarak devlet aygıtı da gelişerek bugünkü şeklini almıştır. Devlet, tarih boyunca egemen sınıfların, ezilen sınıflar üzerinde tahakküm aleti olmuştur.
Demokratik Halk Hareketi devleti, bir avuç azınlığın çıkarlarını gözeten, halktan topladığı vergileri borç faizi, teşvik kredisi, ihale bedeli adı altında bir avuç asalağa dağıtan konumundan kurtarmayı, halkın çıkarlarını koruyan, bütün zenginliklerini yurttaşlarının ihtiyaçları için seferber eden " Demokratik Devleti" yaratacak açılımlar yapmayı amaçlamaktadır.
Bu bağlamda demokratik devletin amacı;
Özellikle spekülasyonları önlemek, tekellerin oluşmasını, üretici ve tüketici hakların çiğnenmesini engellemek,
Ekonomisi geri kalmış yörelerin geliştirilmesi ve bölgesel farklılaşmanın giderilmesi.
Ulusal Bağımsızlığın ve egemenliğin sağlam temellere dayanması; kişinin özgürlüğü, güvenliği ve yaşam koşullarının iyiliği; yurttaş eşitliğinin korunması, toplumun esenliği ve uyumu, gelişmenin sürekliliği, hızı ve Hakçılığı, tüm üretim araçlarının ve mülkiyetin toplum yararına emeğin üstünlüğü ve gelişmenin bütünlüğü, kurallarına uygun biçimde değerlendirilmesi sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlüdür.
Demokratik Halk Hareketi, devletin işleyişinde halkın egemenliğini öngörür, devletle halkın karşıtlığının giderilmesini amaçlar. Devletin halk tarafından yönetilmesi anlayışına dönük olarak, yeniden yapılanmasını savunur.
Demokratik Halk Hareketine göre, yurttaş devlet için değil, devlet yurttaş için vardır.
e) LAİKLİK
Öz tanımı ile laiklik, din ile devlet işlerini birbirinden ayırmaktır. Buna göre devletin siyasal, sosyal ve ekonomik düzeni, din esasına göre örgütlenemez.
Laiklik ilkesi; inançların siyasal ve ekonomik çıkarlar sağlamak amacı ile sömürülmesinin, dinin baskı unsuru olmasının veya baskı altına alınmasını, din, mezhep ve inanç farklılıklarının eşitsizlik ve ayrıcalık nedeni olmasının önündeki en güçlü barikattır.
Laik devlet, inanç özgürlüğünü kişinin evrensel ve dokunulmaz hakkı sayar, dinsel inançlara karışmaz fakat inanç ve ibadet özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü korumakla yükümlüdür.
Atatürk ilkelerinin temelini oluşturan laiklik ilkesi, Osmanlı devletine egemen olan dinsel kurumlara (halife-şeriat) ve örgütlenmelere (tarikat, tekke ve zaviyelere) karşı mücadele ihtiyacından hareketle uygulamaya konulmuştur.
Bu bağlamda Demokratik Halk Hareketi olarak, laiklik ilkesinin türbana ve İmam Hatip liselerine karşı mücadeleye indirgenmesini reddediyoruz. Gerçek anlamıyla tarikatlara, dini sermaye guruplarına karşı mücadele etmenin gerekliliğini savunuyoruz.
f) DEVRİMCİLİK
Atatürkçü devrim, Anadolu halklarının geri bırakılmışlığının nedeni olan kurumların yıkılarak, yerlerine, daha ileri, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasını sağlayacak kurumların getirilmesidir. Dolayısıyla sürekli bir yenileşmeyi, gelişmeyi, değişmeyi ve adalet arayışını içerir.
CHP\'nin devrimcilik anlayışı, halkla birlikte, halktan güç ve yetki alarak, demokratik hukuk devleti kurallarına bağlı kalarak, barışçıl yöntemlerle devrimci mücadeleyi sürdürmektir.
Demokrasinin evrensel sürecinde ve belirli özelliklerin, coğrafyaların, çıkarların kesiştiği bölgemizin kendine özgü tarihsel oluşumunda CHP, "özgürlük ve eşitlik sentezinin" yolunu açan çağdaş ve evrensel ilkelerin, devrimlerin sahibi ve izleyicisidir.
Bu bağlamda CHP; devrimlerin kazanımlarına sahip çıkarak, karşı-devrimci, gerici, yoz örgütlenmelere ve gelişmelere tavır alabilecek, halk örgütlenmeleri yaratma göreviyle karşı karşıyadır. Bu görevi de Halkçılar hareketi olarak bizler üslenmek durumundayız.
Bu makalenin yazar yada kaynağını bildirmek için tıklayınız.
Eklenme tarihi: 15-9-2008
Ekleyen: yurtcan
|

| Bu Makaleye Verilen Puan: |
|
Kullanıcı Yorumları
Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !
Yorum Ekle
İlgili Dökümanlar
|
Yorum skandalı!
İnternet üzerinden alışveriş yapmanın en faydalı yanlarından biri de kullanıcı yorumlarına tek tıklama ile erişebilmek. Bu sayede gerçekten ürünü test etmiş diğer alıcıların tecrübele...
|
|
Yorum yaparken dikkat!
Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay, eBay'de yorum yazmanın dahi kişiyi mahkemelik edebileceğini ortaya koydu. 42 yaşındaki Chris Read, eBay üzerinden bi...
|
|
UFO iddiasına en çılgın yorum
New Mexico, Roswell'de 1947'de dünyada bir UFO kazası olarak yankı bulan ve o zamandan beri tarışılan gizemli olaya değişik bir bakış açısı gazeteci Annie Jacobson'dan...
|
|
|
|