Hazreti Mevlânâ
Muhammed Celâleddin-i Rûmî
Hayatı ve Şahsiyeti
Yrd.Doç.Dr.
A. Selâhaddin HİDÂYETOĞLU
SUNUŞ
Hayatını," Hamdım, piştim, yandım" diye özetleyen büyük İslâm velisinden bahsetmek herkesin kullandığı dil ve kalemin kârı değildir. Hz.Mevlânâ her ne kadar dış görünüşü itibariyle sıradan bir insan gibi de olsa, kendisinden asırlar sonra bile dünya insanlarının duygu düşünce ikliminde ufuklar açılmasına vesile olan bir hazinedir.
Hz. Mevlânâ, hayatında Kur'an ve Sünnet'ten bir adım ve bir nefes dahi ayrılmamaya çalışmıştır. Bu iki ana kaynağın dışında bir şey O'na isnâd edilecek olunursa, bundan bizar olduğunu veya olacağını net olarak ifade etmiştir.
Ayrıca ;"Ben sağ olduğum müddetçe Kur'an'ın bendesiyim, Hz. Muhammed'in yolunun tozuyum " ifadesi de O'nun Kur'an-ı Kerim ve sünnete bağlılığının göstergesidir.
Hz. Mevlânâ'yı iyi anlayabilmek için yaşadığı yüzyılda meydana gelen hadiselerin de çok iyi tetkikinin yapılması gerekmektedir. Bu itibarla; Hz.Mevlânâ'yı sadece şiirlerindeki âhenkte arayan, kabuğu öz zannedenlerdir.
Milletler kahramanlarıyla birlikte yaşarlar. Kahramansız bir milletin yaşaması mümkün değildir. Savaş zamanlarının kahramanları sınır boylarına koşarlar iken, barış zamanının kahramanları da dünyamızın mimarlarıdır. Onlar bizim güzellik manzumemizdir. Gönül dünyamazın kahramanlarından birisinin de Hz. Mevlânâ olduğunu açık ve kesin bir şekilde ifade etmek mecburiyetindeyiz. Çünkü; Hz. Adem'den bu yana nice insanlar gelmiş geçmiş; sultanlar, vezirler, âlimler çoğu unutulmuş gitmiştir.
Ama Hz.Mevlânâ; ünü günümüze kadar artarak gelen bir âlim kişidir.Yediyüzyıl öncesinden günümüze kadar ilim ışıklarını salmış ve sonsuza kadar da dünyayı aydınlatacağı muhakkak görülen bir er kişidir... O'nu bu dünya hayatında rahmetle andıran, öteki dünyasını da mamur eden; kendisini Hak yoluna tahsis etmesidir. Bu itibarla, 732 yıldır dünyanın dört bir tarafında ismi diri olan ender büyüklerden Konya'nın manevî mimarlarından Hz.Mevlânâ'yı rahmetle yâd ediyorum. Yeryüzünde medfunu bulunduğu bu şehrin Kültür ve Turizm Müdürü olarak hizmet etmekten bahtiyarım.
Gönüller sultanı Mevlânâ; şüphesiz düşünce ve kültür tarihimizin âbide şahsiyetlerinden birisidir, insanlığa vermiş olduğu eserlerle; tasavvuf düşüncesinin ve İslâm dininin yayılmasında ve kökleşmesinde önemli bir misyon üstlenmiştir.
Elinizdeki bu eser Selçuk Üniversitesi ilahiyat Fakültesi (emekli) öğretim üyelerinden, Dr. A. Selâhaddin HİDAYETOĞLU hocamız tarafından büyük gayretlerle hazırlanmıştır, ilk olarak 1989 yılında İl Kültür Müdürlüğü tarafından neşredilen eserde; Hz.Mevlânâ'nın hayatı özet olarak ele alınmıştır. O'nun hayatındaki önemli olaylara vurgular yapılmış, düşünce dünyasında bir damla da olsa fikirleri yansıtılarak, hayatından kesitler sunulmuştur.
Eseri hazırlayan Dr. A. Selâhaddin HİDAYETOĞLU'na, yayınlanmasında emeği geçenlere gönülden teşekkür ediyorum, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü olarak bu eseri yeniden tüm insanların hizmetine sunuyoruz.
Saygılarımla.
Abdüssettar Yarar
İl Kültür ve Turizm Müdürü
ÖN SÖZ
"Allah'dan geldik, Allah'a gidiyoruz...
Allah'dan başka kimsede kuvvet ve kudret yoktur.
Muhammed Aleyhi's-salâtü ve's-selâm'ın yürüyüşünden daha iyi bir yürüyüş, yolundan daha doğru bir yol görmedik." diyen, mü'minler kafilesi, her biri bir rahmet âbidesi, Rabbânî alim Sultâ-nü'l-Ulemâ ailesi... Bu aileden, bu âleme doğan, aşk ve rahmet; ilim ve irfan güneşi Sultânü'l - Âşıkîn Hazret-i Mevlânâ...
İlmini, irfanını, benliğini, bütün varlığını Hazret-i Muhammed Sallallâhu aleyhi ve sellem'de yok ederek, meş'alesini, O'nun nurundan yakıp uyandıran Hazret-i Mevlânâ...
Rahmeten li'l-âlemîn olan sevgili peygamberimizin feyziyle ve aşkıyle kemâle eren, rahmet mâdeni Hazret-i Mevlânâ'yı yâd ederken, O'nun güzel ve ince ruhunu şad etmek niyetiyle, O'nun şu iki mısraını edeben nakledelim;
"Men bende-i Kur'ânem eğer cân-dârem
Men hâk-i reh-i Muhammed-i Muhtârem..."
Bu kitapçıkta, Mevlânâ Muhammed Celâleddin-i Rûmî Hazretleri'nin Hayâtı ve Şahsiyeti - O'nun yüce himmetleriyle - kısa ve öz olarak anlatılmaya çalışıldı... O bir umman...Bu kitapçık, O ummandan birkaç damla ... O bir gül bahçesi... Bu kitapçık, birkaç kuru yaprak...
Bu kitapçığımı mütâlâa edenlere selâm olsun...
Okuyucularımdan dualarını istirham ederim. Hayırlı dualar buyuran okuyucularımın gönülleri her dem safa bulsun..
Allah'ım! Sen ne güzel bir sâhib ve ne güzel; ne hayırlı bir yardımcısın!...
Yegâne sahibimiz!... Güzel Allah'ım! Güzel ve hayırlı yardımların her dem bizlerle olsun... ne olur...
"Eyle tevfikini bu bendene Yâ Rabb refik
Kıl inayet bana kim ente veliyyü't-tevfîk"
Yrd.Doç.Dr. A. Selâhaddin HİDÂYETOGLU
S.Ü. İlahiyat Fakültesi Türk-İslâm Edebiyatı
Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi
1996/1417 KONYA
İÇİNDEKİLER
I. Hz. Mevlânâ'nın Hayatı
1.Adı
2.Doğum Yeri ve Yılı
3.Nesebi (Soyu)
A.Babası Bahâeddin Veled Hazretleri'nin Şahsiyeti
B.Hz. Mevlânâ'nın Babası ile Belh'ten Çıkışları ve Konya'ya Gelişleri
1.Belh'ten Göç
2.GöçYolu
3.Göç Yolunda Hz. Mevlânâ'ya Teveccühte Bulunan Mutasavvıflar
a.Şeyh Artar Hazretleri
b.Şeyh-i Ekber Hazretleri
4.Hz. Mevlânâ'nın Evlenmesi
5.Hz. Mevlânâ'nın, Konya'ya Yerleşmeleriyle ilgili Yorumu
C.Hz. Mevlânâ'yı Yetiştiren Mutasavvıflar
a.Sultânü'l-Ulemâ Şeyh Bahâeddin Veled Hazretleri
1.Bahâeddin Veled Hazretleri'nin Eseri Maârif
2.Seyyid Burhâneddin Hazretleri'ni Bekleyiş
b.Seyyid Burhâneddin-i Muhakkık-ı Tirmîzî Hazretleri
Ç. Hz. Mevlânâ'nın Konya Dışına Seyahati
a.Haleb'e ve Şam'a Gidişi
b.Şam'da Şems-i Tebrîzî Hazretleri ile Bir Anlık Görüşme / 23 c.Hz. Mevlânâ Kâmil Bir Mürşid
D.Hz. Mevlânâ'nın Dostları, Halîfeleri; Kendisine ilham Kaynağı Olan Mutasavvıflar
a. Şems-i Tebrîzî Hazretleri
1 .Hz. Şems ile Hz. Mevlânâ'nın Buluşmaları
2.Hz. Mevlânâ'nın Mâşûkluk Mertebesine Erişmesi
3.Kim, Kimi Aradı?
4.Hz. Mevlânâ'nın Mânevi Yolculuğundaki Safhaları
5.Hz. Mevlânâ ile Hz. Şems Hakkında
6.Şems-i Tebrîzî Hazretleri'nin Konya'dan Ayrılışı
7.Hz. Şems'in Konya'ya Dönüşü
8.Hz. Şems'in Kayboluşu
9.Hz. Mevlânâ'nın, Şems-i Aramak için Şam'a Gidişi
b.Konyalı Kuyumcu Şeyh Selâhaddin Hazretleri
1 .Hz. Mevlânâ'nın Vecd ile Semâ'ı
2.Hz. Mevlânâ'nın, Şeyh Selâhaddin'i Kendisine Halife Seçmesi
3.Şeyh Selâhaddin Hazretleri'nin Olgunluğu
4.Şeyh Selâhaddin Hazretleri'nin Ebedî Âleme Göçüşü
c.Çelebi Hüsâmeddin Hazretleri
1 .Hz. Mevlânâ'nın Çelebi Hüsâmeddin'i Kendisine Hemdem ve Halîfe Seçmesi
2.Çelebi Hüsâmeddin Hazretleri'nin Değeri
3.Çelebi Hüsâmeddin Hakkında
4.Mesnevî'nin Yazılışı
E. Hazret-i Mevlânâ'nın Baki Âleme Göçüşü
1 .Şeyh Sadreddin-i Konevî Hazretleri'nin Ziyareti
2.Hazret-i Mevlânâ'nın Hanımına Cevâbı
3.Hazret-i Mevlânâ'nın Tavsiye Ettiği Bir Dua
4.Hazret-i Mevlânâ'nın Vasiyeti
5.Şeb-i Arûs
6.Hazret-i Mevlânâ'nın Cenaze Merasimi
7.Hazret-i Mevlânâ'nın Cenaze Namazı
8.Hazret-i Mevlânâ'ya Yeşil Kubbe
9.Hazret-i Mevlânâ'nın Ölüme ve Mezara Bakışı
1O.Hazret-i Mevlânâ'nın Ziyaretçilerine Seslenişi
II.Hazret-i Mevlânâ'nın Şahsiyeti
A.Hazret-i Mevlânâ'nın Tasavvufi Yaşayışı ve Anlayışı
1 .Dış Görünüşü/45
2.Hazret-i Mevlânâ'nın Tasavvufu
3.Hazret-i Mevlânâ'nın Tasavvufunda Gaye
4.Hazret-i Mevlânâ'nın Tasavvufunda Aşk
5.Hazret-i Mevlânâ'nın.Tasavvufunda Esas
B.Hazret-i Mevlânâ'nın İslâmî Esâslara ve Hazret-i Muhammed Salla'llahu Aleyhi Vesellem'e Bağlılığı
1 .Hazret-i Mevlânâ islâmî Esâslardan Sapmadı
2.Hazret-i Mevlânâ'da ibâdet Şuuru
3.Hazret-i Mevlânâ Kur'ân-ı Kerîm'e Hayran; Hazret-i Muhammed'e Kurbân'dır
4.Hazret-i Mevlânâ'nın Hüviyeti
5.O'nun insana Bakış Dâiresinin Merkezi
6.0'nun Engin Hoşgörüsündeki Sır, Nur, Şuur, Huzur
C.Hazret-i. Mevlânâ nın Eğitimci Yönü
1.0'nun insana Bakışı
2.0'nun Halka Bakışı
3.0, Çevresine Rahmettir
4.0'nun Aileye Bakışı / 56 a- Hazret-i Mevlânâ ince Ruhlu Nâzik Bir Baba
b- Hazret-i Mevlânâ Kıymet Bilen. .Bir Dost
c- Hazret-i Mevlânâ Gönül Alıcı; Örnek Bir Baba
Ç. Onun Ahlâkî ve Sosyal Yönü
1 .insanî Münasebetlerde Dikkat Ettiği Hususlar
2.Hizmetkârlara Karşı Davranışı
3.Suçlulara Karşı Muamelesi
4.Çocuklara Karşı Şefkati
5.Hazret-i Mevlânâ Sevgi ve Banş'ın Sembolü
6.0'nun Anlayışında Çalışma ve insan
7.0, Dostlarına, Helâl Kazanç ve Helâl Lokmayı Tavsiye Ederdi
8.0'nun Dostlarına Emri: Dilenmeyin!
III.Hazret-i Mevlânâ'nın Kâinatı Kucaklayan Değeri insan Sevgisi ve Hoşgörüsü
a.O'nun Toprak gibi Yaşayışından Bir Tablo
b.O'nun Tevazuu (Alçakgünüllüğü) ve Mahviyyeti (Yokluğu)
c. Hazret-i Mevlânâ Oğluna Der ki
ç. Hazret-i Mevlânâ Oğluna Der ki
d.Son Söz Hazret-i Sultan Veled'den
Dipnotlar
Bibliyografya
1. Hazret-i Mevlânâ'nın Hayatı
1.Adı:
Mevlânâ'nın asıl adı Muhammed Celâleddin'dir.
Mevlânâ ve Rûmî de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir.
Efendimiz mânâsına gelen Mevlânâ ismi O'na daha pek genç iken Konya'da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. Bu ismi, Şemseddin-i Tebrizî ve Sultan Veled'den itibaren Mevlânâ'yı sevenler kullanmış, âdeta adı yerine sembol olmuştur.
Rûmî, Anadolulu demektir.
Mevlânâ'nın, Rûmî diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Diyâr-ı Rûm denilen Anadolu ülkesinin vilâyeti olan Konya'da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet Türbesinin orada olmasındandır.
2. Doğum Yeri ve Yılı:
Mevlânâ'nın doğum yeri, bugünkü Afganistan'da bulunan, eski büyük Türk kültür merkezi : Belh'tir.
Mevlânâ'nın doğum tarihi ise (6 Rebîu'l-evvel, 604) 30 Eylül 1207'dir.
3. Nesebi (Soyu) :
Asil bir aileye mensup olan Mevlânâ'nın annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşâhlar (1157 Doğu Türk Hakanlığı) hanedanından Türk prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'dır.
Babası, Sultânü'l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî'dir.
Eflâki(1) ''ye göre Hüseyin Hatîbî, ilmi deniz gibi engin ve geniş olan bir âlim idi. Din ilminin üstadı ve âlimlerin büyüklerinden sayılan, güzel şiirler söyleyen Nişâbûrlu Raziyüddin gibi bir zat da talebelerindendi.
Kaynaklar(2) ve Mevlânâ'nın sevgi yolunda gidenler eserlerinde(3) Sultânü'l-Ulemâ Bahâeddin Veled'in nesebinin, anne cihetiyle ondördüncü göbekte Hazret-i Muhammed'in torunu Hazret-i Hüseyin'e; baba cihetiyle de onuncu göbekte Hazret-i Muhammed'in seçilmiş dört dostundan ilki Hazret-i Ebû Bekir Sıddîk'a ulaştığını kaydediyorlar.
A. Babası Bahâeddin Veled Hazretleri'nin Şahsiyeti:
Bahâeddin Veled, 1150'de Belh'de doğmuş, babası ve dedesinin mânevi ilimleriyle yetişmiş; ayrıca Necmeddin-i Kübrâ (? -I221)'dan da feyz almıştır.(4)
Bahâeddin Veled bütün ilimlerde eşi olmayan, olgun mânâ sultânı idi. ilâhî hakikatler ve Rabbânî ilimlerden meydana gelen uçsuz bucaksız bir deniz gibi olan Bahâeddin Veled, Horasan diyarının, en güç fetvaları halletmede, tek üstadı idi ve vakıftan hiç bir şey almazdı; devlet hazinesinden kendisine tahsis edilen maaşla geçinirdi.(5)
Kaynakların(6) ittifakla rivayetine göre, devrinin âlimleri ve ulu müftüleri, Hazret-i Muhammed'in manevi işaretiyle, Bahâeddin Veled'e Sultanü'l-Ulemâ unvanını vermişlerdir. Bundan sonra da Bahâeddin Veled bu unvanla yâd edilmiştir.
Bu unvanının verilişi Türklerin adetiyle de izah edilebilir.
Türklerin güzel karakterlerini gösteren birçok âdetleri vardı. Türkler, yüksek kabiliyet ve fazilet sahiplerinin tanınmadan kaybolup gitmesine, unutulmasına razı olmazlardı. Onları halkın gözünde belirtmek , halkı ilim ve irfana yöneltmek için o gibi büyüklere lâyık oldukları birer unvan verilirdi. Bu anane, Türklerin ilme, fazîlete karşı saygı duygularını gösteren parlak bir delildir. Hattâ anane, gereğince imzaların üstünde bu unvanları kullanmaya mecburdurlar. Onlar kazandıkları bu unvanları kendileri için manevî bir rütbe sayarlar, nefisleri için bundan asla gurur duymazlardı.(7)
Alimler gibi giyinen Bahâeddin Veled, adeti üzre, sabah namazından sonra, halka ders okutur; öğle namazından sonra dostlarına sohbette bulunur; pazartesi günleri de bütün halka va'z ederdi.
Va'zı esnasında umumiyetle, Yunan filozoflarının fikirlerini benimseyenlerin görüşlerini reddeder ve;
"Semavî (Allah 'dan olan, ilâhî) kitapları arkalarına atıp, filozofların silik sözlerini önlerine alıp itibar edenlerin nasıl kurtulma ümîdi olur."(8) derdi. Bu arada Yunan felsefesini okutan ve savunan Fahreddin-i Râzî'ye ve ona uyan Harezmşah 'in aleyhinde bulunur; onlan bidat ehli (dinde, peygamber zamanında olmayan, yeniden beğenilmeyen şeyleri çıkaranlar) olarak görür ve şöyle derdi:
"Muhammed Mustafa'nın yürüyüşünden daha iyi yürüyüş; yolundan daha doğru bir yol görmedim."(9)
B. Hazret-i Mevlânâ'nın Babası ile Belh'ten Çıkışları ve Konya'ya Gelişleri
1. Belh'ten Göç:
Esasen tasavvuf ehline iyi gözle bakmayan ve bunların Harezmşah katında saygı görmelerini çekemeyen Fahreddin-i Râzî, Bahâeddin Veled'in açıkça kendi aleyhine tavır almasına da çok içerlediğinden onu Harezmşah'a gammazladı. Bahâeddin Veled'in de gönlü Harezmşah'tan incindi ve Belh'i terk etti. (10) Ancak araştırıcılar, Bahâeddin Veled'in Belh'ten göç etmesine sebep olarak, Moğol istilasını gösterirler.
2. Göç Yolu :
Sultânü'l-Ulemâ, aile fertleri ve dostlarıyla Belh şehrini 1212-1213 tarihlerinde terk ettikten sonra Hacca gitmeye niyet etmişti. Nişâbûr'a uğradı. Göç kervanıyla Bağdat'a yaklaştığında, kendisine hangi kavimden olduklarını ve nereden gelip nereye gittiklerini soran muhafızlara Sultânü'l-Ulemâ Şeyh Bahâeddin Veled şu mânîdar cevâbı verir :
"Allah'dan geldik, Allah'a gidiyoruz. Allah'dan başka kimsede kuvvet ve kudret yoktur."(11)
Bu söz, Şeyh Şehâbeddin-i Sühreverdî (1145-1235)'ye ulaştığında : "Bu sözü Belhli Bahâeddin Veled'den başkası söyleyemez" dedi, samimiyetle ve muhabbetle karşılamaya koştu. Birbirleriyle karşılaşınca Şeyh Sühreverdî, katırından inip nezâketle Bahâeddin Veled'in dizini öptü, gönülden hürmetlerini sundu.
Bahâeddin Veled, Bağdat'ta üç günden fazla kalmadı ve Küfe yolundan Ka'be'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı.
Bahâeddin Veled, yanında biricik oğlu Mevlânâ olduğu halde, göç kervanıyla Şam'dan Malatya'ya, oradan Erzincan'a, oradan Karaman'a uğradılar. Karaman'da bir müddet kaldıktan sonra, nihayet Konya'yı seçip oraya yerleştiler.
3. Göç Yolunda Hazret-i Mevlânâ'ya Teveccühte Bulunan Mutasavvıflar:
a. Şeyh Attar Hazretleri:
Belh'i terk ettikten sonra Bağdat'a doğru yola çıkan Bahâeddin Veled, Nişâbûr'a vardığında ziyaretine gelen Şeyh Ferîdüddin-i Attar (1119-1221:1230) ile görüşüp sohbet eder.
Sohbet esnasında Şeyh Attar, Mevlânâ'nın nâsiyesindeki (alnındaki) kemâli görür ve ona Esrârname adlı eserini hediye eder ve babasına da :
"Çok geçmiyecek ki, bu senin oğlun âlemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacaktır." (12) der.
b. Şeyh-i Ekber Hazretleri:
Sultânü'l-Ulemâ, Hac farîzasım yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Orada Şeyh-i Ekber Muhyiddin Ibnü'l-Arabi (1165-1240) ile görüştü. Şeyh-i Ekber, Sultanü'l-Ulema'nın arkasında yürüyen Mevlânâ'ya bakarak :
"Sübhânallah! Bir okyanus bir denizin arkasında gidiyor!" (13) demiştir.
4- Hazret-i Mevlânâ'nın Evlenmesi:
Karaman'da bulundukları 1225 tarihinde Mevlânâ, babasının buyruğu ile, itibarlı, asil bir zat olan Semerkantlı Hoca Şerafeddin Lâlâ'nın, huyu güzel, yüzü güzel kızı Gevher Bânû ile evlendi.
Mevlânâ dünya evine girdiğinde onsekiz yaşındadır.
5. Hazret-i Mevlânâ'nın, Konya'ya Yerleşmeleriyle İlgili Yorumu :
"Hak Teâlâ'nın Anadolu halkı hakkında büyük inayeti vardır ve Sıddîk-ı Ekber Hazretlerinin duâsıyla da bu halk bütün ümmetin en merhamete lâyık olanıdır. En iyi ülke Anadolu ülkesidir; fakat bu ülkenin insanları mülk sahibi Allah'ın aşk âleminden ve derûnî zevkten çok habersizdirler. Sebeplerin hakîkî yaratıcısı Allah, hoş bir lutufta bulundu, sebepsizlik âleminden bir sebep yaratarak bizi Horasan ülkesinden Anadolu vilâyetine çekip getirdi.
Haleflerimize de bu temiz toprakta konacak yer verdi ki, ledünnî (Allah bilgisine ve sırlarına ait) iksirimizden (altın yapma hassamızdan) onların bakır gibi vücutlarına saçalım da onlar tamamiyle kimya (bakışıyla, baktığı kimseyi manen yücelten olgun insan); irfan âleminin mahremi ve dünyâ ariflerinin hemdemi (canciğer arkadaşı) olsunlar." (14)
C. Hazret-i Mevlânâ'yı Yetiştiren Mutasavvıflar:
a. Sultânü'l-Ulemâ Şeyh Bahâeddin Veled Hazretleri:
Önceki bahislerde şahsiyetini belirtmeye çalıştığımız Bahâeddin Veled, Mevlânâ'nın ilk mürşididir. Yâni Mevlânâ'ya Allah yolunu öğretip, tasavvuf usulünce hakikatleri ve sırları gösteren tarikat şeyhidir.
Bütün İslâm âleminde yüksek itibar ve şöhrete sahip olan Bahâeddin Veled, Selçukluların Sultânı Alâaddin Keykûbat'tan yakın alâka ve sonsuz hürmet görür.
Bahâeddin Veled, 3 Mayıs 1228 tarihinde (15) Selçukluların baş şehri Konya'yı şereflendirip yerleştikten kısa bir süre sonra, son derece samimi dindar olan Sultan Alâaddin Keykûbat (saltanat müddeti 1219-1236), sarayında Bahâeddin Veled'in şerefine büyük bir toplantı tertip etti ve bütün ileri gelenleriyle birlikte onun manevî terbiyesi altına girdi. (16)
Sultânü'l-Ulemâ'ya gönülden bağlı olan Sultan Alâaddin onu hayranlıkla şöyle över :
"Heybetinden gönlüm tir tir titriyor; yüzüne bakmaktan korkuyorum.
Bu eri gördükçe, gerçekliğim, dinim artıyor.
Bu âlem, benden korkup titrerken ben, bu adamdan korkuyorum; yâ Rabbî, bu ne hâl?
İyice inandım ki o, cihanda nâdir bulunan ve eşi benzeri olmayan bir Allah dostudur." (17)
Dünya sultânına hükmeden, eşsiz Allah dostu mânâ ve gönül sultânı Bahâeddin Veled, 24 Şubat, 1231 tarihinde Cuma günü kuşluk vaktinde ebedi âleme göçtü.(18) Geriye Muhammed Celâleddin gibi bir hayırlı oğul ile Maârif gibi bir eser bıraktı.
Sultânü'l-Ulemâ, sâdece duygu ve düşüncelerini açıkladı şöhret peşinde koşmadı. Etrafmdakilerini yetiştirdi ve onları dâima aydınlattı.
Bahâeddin Veled Hazretlerinin Eseri Maârif:
Maârif, Bahâeddin Veled'in meclislerindeki anlattıklarının va'z ve nasîhatlarmın bizzat kendisi tarafından yazılarak bir araya getirilmesiyle meydâna gelmiş tasavvufî, ahlâkî bir eserdir. Konusu, muhtevası ve üslûbu ile birinci derecede tasavvufî bir eser olan Maârif, hem kitabın kendi açısından, hem de Mevlânâ üzerindeki tesiri bakımından büyük bir önem taşır. (19)
Seyyid Burhâneddin Hazretlerini Bekleyiş:
Bahâeddin Veled'in irtihalinde Mevlânâ yirmidört yaşında idi. Babasının vasiyeti(20), dostlarının ve bütün halkın yalvarmaları ile babasının makamına geçti, oturdu.(21)
Mevlânâ, babasından sonra, Seyyid Burhâneddin ile buluşuncaya kadar, bir yıl mürşidsiz kaldı. 1232 tarihinde babasının değerli halîfesi Seyyid Burhâneddin-i Muhakkik-i Tirmîzî, Konya'ya geldi. Mevlânâ onun manevî terbiyesi altına girdi.
b. Seyyid Burhâneddin-i Muhakkik-i Tirmîzî Hazretleri:
Seyyid Burhâneddin, mertebesi çok yüksek, bir kâmil mürşid idi. Maârif adlı eseri (22) irfanının delîlidir. Kendisine, dâima kalblerde bulunan sırları bilmesinden dolayı, Seyyid Sırdan denirdi.(23)
Seyyid Burhâneddin, tâ çocukluk yıllarında bir lala gibi omuzlarında taşıyıp dolaştırdığı(24), Mevlânâ'ya dedi ki:
"Bilginde eşin yok, seçkinsin.
Ama baban hâl (manevî makam) sahibiydi; sen de onu ara, kalden (sözden) geç.
Onun sözlerini iki elinle kavramışsın; fakat benim gibi onun haliyle de sarhoş ol.
Böylece de ona tam mirasçı kesil; cihâna ışık saçmada güneşe benze.
Sen zahiren babanın mîrasçısısın; ama özü ben almışım; bu dosta bak, bana uy." (25)
Mevlânâ babasının halifesinden bu sözleri duyunca samimiyetle onun terbiyesine teslim oldu.
Mevlânâ candan, samimiyetle, Seyyid Burhaneddin'i babasının yerine koydu ve gerçek bir mürşid bilerek gönülden, tam dokuz yıl(26) ona hizmet etti. Bu zaman zarfında, o kâmil mürşidin kılavuzluğu ile mücâhede (nefsi yenmek için gayret sarfederek) ve riyazetle (dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınarak perhizle) meşgul olup, o kâmil arifin feyizli sohbet ve nefesleriyle pişti, olgunlaştı, baştan ayağa nur oldu; kendinden kurtuldu, mânâ sultânı oldu. Nitekim, Mesnevî'sindeki şu iki beyit, piştiğinin, kâmil insan mertebesine ulaştığının ifadesidir:
"Piş, ol da bozulmaktan kurtul... Yürü, Burhan-ı Muhakkik gibi nur ol.
Kendinden kurtuldun mu, tamâmiyle Burhan olursun. Kul olup yok oldun mu, sultan kesilirsin." (27)
Ç. Hazret-i Mevlânâ'nın Konya Dışına Seyahati:
a. Halep'e ve Şam'a Gidişi:
Mevlânâ, yüksek ilimlerde daha çok derinleşmek için, Seyyid Burhânedin'in izniyle Halep'e gitti. Halaviyye Medresesi'nde, fıkıh, tefsir ve usûl ilimlerinde üstün bir âlim olan Adîm oğlu Kemâleddin'den ders aldı.(28)
Mevlânâ, Halep'teki tahsilini bitirdikten sonra Şam'a geçti. Burada, ilmî incelemeler yapmak için dört yıl kaldı. Bu zaman zarfında Şam'daki âlimlerle tanışıp, onlarla sohbet etti.
b. Şam'da Şems-i Tebrîzî Hazretleri ile Bir Anlık Görüşme:
Eflakî'ye göre Mevlânâ, Şam'da Şemseddin-i Tebrîzî ile de görüşmüştür; fakat bu görüşme kısa bir müddettir ve şöyle cereyan etmiştir:
Şemseddin-i Tebrîzî, bir gün halkın arasında, Mevlânâ'nın elini yakalayıp öper ve ona :
"Dünyânın sarrafı beni anla." diye hitap eder ve kaybolur.(29)
İşte bu sohbet veya bir anlık görüşme tarihinden takriben sekiz sene sonra Şems, Konya'ya gelecek ve Mevlânâ ile içli dışlı sohbet edecektir.
c. Hazret-i Mevlânâ Kâmil Bir Mürşid :
Yedi yıl süren Halep ve Şam seyahatinden sonra Konya'ya dönen Mevlânâ, Seyyid Burhûneddin'in arzusu üzerine birbiri arkasına, candan istekle ve samimiyetle, üç çile çıkardı. Yâni üç defa kırkar gün (yüzyirmi gün) az yemek, az içmek, az uyumak ve vaktinin tamâmını ibâdetle geçirmek suretiyle nefsini arıttı. Üçüncü çilenin sonunda Seyyid Burhâneddin, Mevlanâ'yı kucaklayıp öptü; takdir ve tebrikle :
"Bütün ilimlerde eşi benzeri olmayan bir insan; nebilerin ve velilerin parmakla gösterdiği bir kişi olmuşsun... Bismillah de yürü, insanların ruhunu taze bir hayat ve ölçülemiyecek bir rahmete boğ; bu suret âleminin ölülerini kendi mânâ ve aşkınla dirilt."(30) dedi ve onu irşâd ile görevlendirdi.
Seyyid Burhâneddin, daha sonra, Mevlânâ'dan izin alıp Kayseri'ye gitmiş ve orada ebedî âleme göçmüştür (1241-1242). Türbesi Kayseri'dedir.
Mevlânâ, Seyyid Burhâneddin 'in Konya'dan ayrılışından sonra, irşad (Allah yolunu gösterme) ve tedris (öğretim) makamına geçti. Babasının ve dedelerinin usullerine uyarak beş yıl bu vazifeyi başarı ile yaptı. Rivayete göre dinî ilimleri tahsil eden dörtyüz talebesi(31) ve onbinden çok müridi(32) vardı.
D. Hazret'i Mevlânâ'nın Dostları, Halîfeleri; Kendisine ilham Kaynağı Olan Mutasavvıflar :
a. Şems'i Tebrîzî Hazretleri:
Bu zatın adı, Şemseddin Muhammed olup doğumu 1186'dır. Tebrizli Melekdâd oğlu Ali'nin oğlu olan Şems, tahsilini bitirdikten sonra, zamanının yegâne şeyhi olarak gördüğü Tebrizli Şeyh Ebû Bekir Sellebâf'a (sele ve sepet örücüsüne) intisap etti ve onun terbiye ve irşâdıyla yetişip olgunlaştı.
Şems, ulaştığı manevî makama kanâat etmediğinden daha olgun mürşidler bulmak arzusuyla seyahate çıktı. Senelerce takati tükenircesine bir çok yerler dolaştı; zamanının ârifleriyle görüştü. Bu arifler, mânâ alemindeki uçuşundan kinaye olarak Şems'e, Şems-i Perende (Uçan Güneş) adını vermişlerdir.(33)
Şems, tâ çocukluğundan itibaren fikren ve ruhen hür bir derviş, kendinden geçercesine İlâhî aşka dalarak yaşayan bir şahsiyettir.
Şems, kendisini ruhen tatmin edecek seviyede bir Hak dostu bulamayan ve hep kendi mertebesinde bir sohbet arkadaşı arayan bir kâmil velidir.
Yana yakıla, kendisine muhatap olabilecek, sohbetine dayanabilecek bir dost arayan Şems'in bir gece kararı elden gitti, heyecan içinde idi. Allah'ın tecellilerine gömülüp mest olmuş bir halde münacatında :
"Ey Allah'ım.' Kendi, örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum." diye yalvardı.
Allah tarafından, istediğinin, Anadolu ülkesinde bulunan, Belh'li Sultânü'l-Ulemâ'nın oğlu Muhammed Celaleddin olduğu ilham edildi.(34)
Bu ilham ile Şems, 29 Kasım 1244 yılı Cumartesi sabahı Konya'ya geldi.(35)
1. Hazret-i Şems ile Hazret-i Mevlânâ'nın Buluşmaları:
Mevlânâ ile Şems, bu iki kabiliyet, bu iki nur, bu iki ruh, nihayet buluştular; görüştüler.
Bu tarihte Şems altmış, Mevlânâ, otuzsekiz yaşında idi.
Bu iki ilâhî âşık, bir müddet yalnızca bir köşeye çekilerek kendilerim tamamiyle Hakk'a verdiler ve gönüllerine gelen ilâhî ilhamlarla sohbetlere koyuldular.
Sultan Veled der ki:
"Ansıdın Şems gelip ona ulaştı; ona mâşûkluk (sevilen, sevgili olmanın) hâllerini anlattı, açıkladı. Böylece de sırrı yücelerden yüceye vardı. Şems, Mevlânâ'yı şaşılacak bir âleme çağırdı; öyle bir âleme ki, ne Türk gördü o âlemi ne Arap."(36)
2. Hazret-i Mevlânâ'nın Mâşûkluk Mertebesine Erişmesi:
Bu hususu Sultan Veled şöyle açıklar:
"Alemdeki erenlerin derecelerinden üstün bir derece vardır ki o, mâşûkluk durağıdır. Aleme bu mâşûkluk durağına dâir haber gelmemiş; bu durakta bulunanların ahvâlini hiçbir kulak işitmemişti. Tebrizli Şemseddin zuhur edip, Mevlânâ Celâleddin'i âşıklık ve erenlik mertebesinden, bu zamana kadar duyulmamış olan, mâşûkluk mertebesine eriştirmiştir. Esasen Mevlânâ, ecelde, mâşûkluk denizinin incisiydi; herşey döner, aslına varır."(37)
3. Kim, Kimi Aradı?
Hatırlara gelebilecek, "Şems mi Mevlânâ'yı aradı; Mevlânâ mı Şems'i?" sorusuna şöyle cevap verebiliriz:
Şems, Mevlânâ'yı; Mevlânâ da Şems'i aramıştır.
Şems Mevlânâ'ya âşık ve taliptir; Mevlânâ da Şems'e âşık ve taliptir. Çünkü âşık, aynı zamanda maşuk; maşuk aynı zamanda âşıktır. Mevlânâ der ki:
"Dilberler (gönlü alıp götürenler, mânevi güzeller) âşıkları, canla başla ararlar. Bütün maşuklar, âşıklara avlanmışlardır.
Kimi âşık görürsen bil ki maşuktur. Çünkü o, âşık olmakla beraber maşuk tarafından sevildiği cihetle maşuktur da.
Susuzlar âlemde su ararlar, fakat su da cihanda susuzları arar."(38)
4- Hazret-i Mevlânâ'nın Mânevi Yolculuğundaki Safhaları:
Mevlânâ, manevî yolculuğunu, olgunluğa ermesini, şu sözünde toplamıştır.
"Hamdını, piştim, yandım."
Mevlânâ'nın pişmesi, babası Sultânü'l-Ulemâ Bahâeddin Veled ve Seyyid Burhâneddin'in feyizli nefesleriyle; yanması da Şems'in nurlu aynasında gördüğü kendi güzelliğinin aşk ateşiyledir.(39)
5. Hazret-i Mevlânâ ile Hazret-i Şems Hakkında :
Mevlânâ, Şems ile Konya'da buluştuğu zaman tamâmiyle kemâle ermiş bir şahsiyetti. Şems, Mevlânâ'ya ayna oldu. Mevlânâ, Şems'in aynasında gördüğü kendi eşsiz güzelliğine âşık oldu. Diğer bir ifadeyle Mevlânâ, gönlündeki Allah aşkını Şems'te yaşattı.(40)
Mevlânâ'nın Şems'e karşı olan sevgisi, Allah'a olan aşkının miyarıdır (ölçüsüdür); çünkü Mevlânâ, Şems'te Allah cemâlinin parlak tecellîlerini görüyordu.
Mevlânâ açılmak üzere bir güldü. Şems ona bir nesîm oldu. Me