Mübarek ay ve son fırsatlarımız
Seneden seneye hayır, bereket, nur ve feyizle gelen, her gelişinde huzur ve
rahatın arttığı ve kötülüklerin azaldığı aziz misafirimiz dönüş hazırlığında.
Bir hafta sonra aramızdan ayrılıyor. Tekrar gelişinde onu kimlerin görüp
kimlerin göremeyeceği belli değil.
Misafire güzel davranmak, onun
hoşlanmadığı hareketlerden kaçınıp hoşlandığı şekilde hareket etmek, o misafiri
ağırlayanlar üzerine borçtur. Nur ve huzur ayı olan Ramazan ayına ise diğer
misafirlerden daha çok hürmet etmek gerekiyor. Öyleyse, geçen günlere bakıp,
acaba ona gereken hürmeti gösterebildik mi diye düşünmek gerek. Hürmette kusur
etmişsek, ondan derhal özür dilemeli, hiç olmazsa önümüzdeki bir hafta içinde
onun hoşnut olacağı hallere bürünmeliyiz.
Ne yapmalıyız?..
Günahlardan, diğer aylarda kaçındığımızdan daha çok kaçınmalı, ibadetlere de
diğer aylarda sarıldığımızdan daha fazla sarılmalıyız. Sünnet olarak teravih
namazını kılarken, diğer bir sünneti, yani Kur'an hatmini unutmamalı, bu ay
içinde mutlaka bir hatim yapmalıyız.
Kur'an okumasını bilmemek bir Müslümana yakışmaz, ama var olduğunu kabul
ederek hatırlatalım: Kur'an okumasını bilmeyenler de bildiklerini okumalıdırlar.
Namaz kılan her Müslüman İhlâs Sûresi'ni bilir. Öyleyse, Kur'an okumasını
bilmeyenler de Peygamberimiz (sav)'in, "Kur'an'ın üçte birine denktir" buyurduğu
İhlâs Sûresi'ni okumalıdırlar. Her birinin başında Besmele çekerek, meselâ 100
defa İhlâs Sûresi okumak 10 dakika sürmez. Ebedî hayatımıza yatırım için her gün
hiç olmazsa 10 dakikamızı ayırarak 100 defa İhlâs Sûresi okumak bize çok şey
kazandıracaktır.
Allah'ın varlığı ve birliğinden bahseden bu sûreyi, sadece
Ramazan ayında değil, bütün sene boyunca okumakta büyük mükâfat vardır. Sadece
Kur'an okumasını bilmeyenler değil, bilen bilmeyen herkes bu mübarek sûreyi bol
bol okumalıdır.
Bilhassa iş-güç sahibi olanlar, Teravih namazını kıldıktan sonra fazla zaman
geçirmeden yatıp uykusunu almalı, sahurdan sonra da yatmamalıdırlar. Sevabı en
bol olan vakit, seher vakti, yani imsak ile güneş doğması arasıdır. Bu vakti
ibadetle geçirmeye çalışmalıdır. Ancak, imsaktan sonra nafile namaz kılmak
mekruh olduğundan, nafile namazları imsaktan önce kılmalı, ondan sonraki vakti
diğer ibadetlerle geçirmelidir. Kur'an okumak, salevâtı şerife, zikir ve dua
gibi ibadetlerle.
Geceleri kılınan Teheccüd namazının sevabının hattı hududu yoktur, İmsaktan
önce davranıp, Teheccüd namazı niyetiyle kılınacak olan, meselâ 6 rek'at
Teheccüd namazı, 10 dakika sürmez.
Ramazan ayının en kıymetli kısmı olan son 10 gün içindeyiz. Sevgili
Peygamberimiz (sav), bu 10 günde, ibadeti son derece artırırlardı. Bize onun
gibi yapmak yakışır.
Müslüman, ibadet cihetinden dağınık değil, derli toplu olmalıdır. Bu derli
topluluğu sene içinde beceremeyenler, buna en kolay Ramazan ayında
kavuşabilirler.
Başka bir ifadeyle şöyle söyleyelim: Bir Müslüman manevî cihetten Ramazan
ayında nasıl olursa, bütün senesi öyle geçer. Ramazan'da derlenip
toparlanamayanlar, sene içinde kolay kolay toparlanamazlar. O halde, kendisinde
manevî eksiklik görüp bunu gidermek isteyenler, ne yapıp edip vaziyetlerini
düzeltmelidirler. Bunun için lâzım olan sermaye, şu anda yaşamakta olduğumuz son
10 gündür. Bunun da üçü gitti, yedisi kaldı. Bu yedi günün her birisi manevî
birer cevherdir.
Bu cevherlerin içinde hele biri var ki, bir ömürden daha
kıymetlidir. Kadir Gecesi...
O, öyle değerli bir gece ki, o gecede yapılan
ibadetler insanın bütün günahlarını silip süpürüyor. İşte sevgili
Peygamberimizin bu husustaki müjdesi: "Kim inanarak ve sevabını Allah'tan
bekleyerek Kadir Gecesi'ni ihya ederse (o gece ibadet ederse) geçmiş günahları
af olunur."
Günah sıkıntısı çekenlere, onun manevî ağırlığından rahatsız olanlara işte
bulunmaz fırsat...
Bayram geceleri de çok değerli gecelerdendir. Bu geceleri de ibadetsiz
geçirmemelidir. Bayram gecesi, Ramazan'ın son günüyle, bayramın ilk gününü
birbirine bağlayan gecedir...
Şu noktaya dikkat: Rabbimiz, Ramazan ayına, "Kullarım sana lâyık olduğun
değeri verdiler mi? Hakkını korudular mı? Onlardan memnun musun?" diye
sorduğunda, "Yâ Rabbi! Falan falan kullarından memnun değilim" denilen
kimselerden olmak manevî felâkete sebep olacaktır.
Kur'an ve orucun, hakkını verenlere ahirette şefaat edeceği hadis-i şerifte
haber veriliyor.