Can,
Nasıl Alınır?
Canın
alınmasının keyfiyeti, miraç hadislerinde belirtilmiştir. Bu hadislerden
anlaşıldığına göre ruhun bedenden çıkması şöyledir: Hz. Azrail'in önünde
herkesin isminin yazılı olduğu bir levha vardır. Her kimin eceli gelmişse, adı
levhadan silinir. Azrail, bir anda onun ruhunu alıverir. Aynı anda binlerce
kişinin adının silinmesi ve Azrail'in onların canını aynı anda alması şaşılacak
bir şey değildir. Bin tane çırayı aynı anda söndüren rüzgar gibi. Bu ölümlerin
hepsinin faili aslında Allah'tır. Azrail, ruhu alır; ama hakikatte öldüren
Allah'tır. Çünkü emir O'nun tarafındandır.
Bundan
dolayı Kur'ân-ı Kerim, can alma olayını bazı yerlerde Allah'a,
bazı yerlerde ölüm meleği Azrail'e,
bazı yerlerde de meleklere
isnat etmiştir Bunların üçü de doğrudur. Zira, Azrail ve onun yardımcıları,
Allah'ın emriyle can alırlar. Bunu bir padişahın ordusu ve komutanlarıyla
birlikte bir şehri fethetmesine benzetebiliriz. Şehri padişah fethetti de
diyebiliriz. Filan komutan da, ordu da. Bu örnek bunun anlaşılması içindir.
Yoksa asıl konu çok daha üst düzeydedir.
Ölüm
anında canı alan Allah'tır. Ama O, dünyayı sebeplerle düzene koymuştur. Ölüm
için de bazı zahiri sebepler kılmıştır. Örneğin; bir binadan düşmek,
hastalanmak, öldürülmek vb. Bunların hepsi birer araçtır, bahanedir. Zira
niceleri vardır ki, çok şiddetli hastalıklara yakalanırlar, ama ölmezler.
Öyleyse zahiri sebepler, tek başına o şahsın ölümü için yeterli değildir. Eğer
ömrü sona ermişse, âlemlerin Rabbi onun canını alır. Birçok insan, hiçbir
hastalıkları olmadığı hâlde ölmüştür.
Başka
bir konu da ölüm meleğinin şeklinin, ölen kişiye göre değiştiğidir. Bir
rivayette şöyle geçiyor:
Hz.
İbrahim (a.s), Azrail'den kâfirin ruhunu alırken nasıl bir şekle büründüğünü,
kendisine göstermesini istedi. Azrail, "Buna dayanamazsın." dedi. Hz. İbrahim
(a.s) ısrar edince, Azrail öyle bir şekle büründü ki Hz. İbrahim, karşısında
siyah yüzlü, pis kokulu, siyah bir elbise giymiş, ağzından ve burnundan alevler
ve duman çıkan birisini görerek, düşüp bayıldı. Kendisine geldikten sonra şöyle
buyurdu: "Eğer kâfir için hiç bir azap olmasaydı, seni görmesi, ona azap olarak
yeterliydi."
Mümin
için de tam tersidir. Ölüm hâlindeki insanı saptırmak için şeytanlar sol
taraftan, buna karşılık melekler ise sağ taraftan gelirler.
Şeytanların işi her zaman aldatmaktır. Özellikle kişi, ölüm anında imanlı da
olsa, onu aldatmaya uğraşırlar. Saadet ve bedbahtlığın ölçüsü, akıbetinin
durumuyla ilgilidir.
Allah
Resulü'nden (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: "Yaşadığınız gibi ölürsünüz, öldüğünüz gibi
diriltilirsiniz ve diriltildiğiniz gibi de haşr edilirsiniz."
Ne arzusu varsa, o arzuyla ölür. Eğer arzusu Resulullah'ın (s.a.a), Hz. Ali'nin
(a.s) cemalini görmek idiyse, ölünce de bu arzu ile ölür. Eğer arzusu heva ve
heves idiyse, ölüm anında da arzusu bu olur. Fakat Allah-u Teâlâ, iman ehlini
ölüm anında koruyacağına ve şeytanın onlara ulaşamayacağına dair söz
vermiştir.
Ebû
Zekeriyâ Râzî'ye vefat edeceği sırada "La ilahe illallah"ı telkin ediyorlardı;
"Söylemiyorum" diyordu. Bir süre baygınlık geçirdikten sonra kendisine gelince,
dedi ki: "Önüme birisi geldi ve bana: "Eğer kurtulmak ve saadete ulaşmak
istiyorsan, "İsa Allah'ın oğludur" de dedi. Ben de söylemem dedim. Biraz ısrar
ettikten sonra "La ilahe illallah" de dedi. Ben ise, "Sen dediğin için
demiyorum." dedim. (Sonra Ebû Zekeriyâ Râzî) eline bir şey alıp fırlattı. "Şimdi
hak kelimeyi söylüyorum" dedi; sonra şahadet getirdi ve öldü. Bir ömür boyu sıdk
ile muvahhid olan birisine nasıl olur da şeytan ölüm anında musallat olabilir.
Evet, eğer ömrünü şeytanın yolunda geçirmişse, ölüm anında da dostu şeytan olur.
- Zümer, 42
İBRAHİM VE
MUSA'NIN RUHLARINI TESLİM ANINDA YAŞANANLAR
Bir rivayete
göre Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ederdi: "Ey Allah'ım!
Şüphesiz ki sen ruhu damarlardan, iliklerden ve parmaklardan çekip alırsın. Ey
Allahım! Ölüme karşı bana yardım et ve bana ölümü kolaylaştır."(4)
Hz.
Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ölüm ve onun şiddeti hakkında soru
yöneltenlere şöyle cevap verir: "Ölümün en hafifi, yün içerisindeki diken
gibidir. Bu diken hiç yünsüz çıkarılır mı?"(5)
Mekhûl'ün Hz. Nebi'den
Sallallahu Aleyhi ve Sellem rivayet ettiğine göre şöyle buyrulur: "Şayet ölen
kimsenin saçlarından bir tek tel gök ve yer ehlinin üzerine konulsaydı Allahu
Teâlâ'nın izniyle hepsi ölürlerdi. Çünkü ölünün bir tek saçında dahi ölüm
vardır. İçinde ölüm olan her şey mutlaka ölür."(6)
Rivayet edildiğine göre
İbrahim Aleyhisselâm vefat ettiğinde Allahu Teâlâ ona şöyle buyurdu: "Ey
Halîlim, ölümü nasıl buldun?" İbrahim Aleyhisselâm; "Islak yünün içerisine
sokulup çıkarılan demirden çatal gibiydi." dedi. Bunun üzerine Cenâb–ı Allah ona
buyurdu ki: "Şüphesiz biz onu senin için kolaylaştırdık."
Bir başka rivayete
göre Musa Aleyhisselâm ruhunu Allah'a teslim ettiğinde, Allahu Teâla kendisine
şöyle seslendi: "Ey Musa ölümü nasıl buldun?" Hz. Musâ Aleyhisselâm şöyle cevap
verdi: "Kendimi kızgın saç üzerinde kavrulan serçe gibi hissettim; Ölmüyor ki
rahata kavuşsun, kurtulmuyor ki uçup gitsin." Bir başka rivayete göre ise şu
cevabı verdi: "Kasabın eliyle diri diri yüzülen koyun gibi
hissettim."(7)
DİPNOTLAR:
1–
Gazalî, İhyâ–i Ulûmiddîn, Kahire, 1967, 5: 617.
2– İsrâ, 85
3– Gazalî,
İhyâ–i Ulûmiddîn, Kahire, 1967, 5: 617.
4– Gazalî, İhyâ, 5: 574
5– Gazalî,
İhyâ, 5: 574
6– Gazalî, İhyâ, 5: 575
7– Bu iki rivayet için bkz. İhyâ, 5:
575