Anasayfa > Hayvanlar > Hayvanlarda Savunma Teknikleri
Hazırlanıyor..
Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar

Hayvanlarda Savunma Teknikleri



 

SAVUNMA TEKNİKLERİ

Hud Suresi'nin 6. ayeti, tüm canlıların "rızık"larının, yani yaşamalarını sağlayan besinlerin tümünün Allah tarafından verildiğini bildirmektedir:

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitaptadır.(Hud Suresi, 6)

İnsan, akıl ve vicdan gözüyle etrafına baktığında, Allah'ın tüm canlıları nasıl "rızıklandırdığını" rahatlıkla görebilir. Yiyip-içtiklerimizin tamamı "yapılmış", "yaratılmış" maddelerdir. İçilen su, yenilen ekmek, sebze ve mevyeler, tümü özel bir yaratılışın sonucudur.

Bir meyveyi, sözgelimi bir portakalı düşünürsek... Bu meyve, aslında bir tahta kütlesinden başka bir şey olmayan bir ağacın dalında oluşmuştur. Ağaç, topraktan su ve mineral alacak, bunu güneşten aldığı enerjiyle birleştirecektir. Sonuçta ortaya, yalnızca insanın kullanacağı, insan vücudu için son derece yararlı, son derece lezzetli ve güzel kokulu bir ürün çıkacaktır. Hem de çok estetik ve sağlıklı bir ambalaj içinde.

Ağaç, nasıl olup da böyle bir ürün ortaya çıkarmaktadır? Bu ürün neden insan vücudu için son derece yararlıdır? Neden tüm meyveler tam da yetiştikleri mevsimlere göre gerekli vitaminleri içermektedirler? Neden son derece lezzetlidir, acı da olamaz mıydı? Neden güzel kokuludur, son derece kötü de kokamaz mıydı?

Kuşkusuz ağaç ancak bir tahta kütlesidir ve "kendi kendine" bir meyve üretmesi, hele bunu insan için gerekli özelliklerle donatması sözkonusu değildir.

Aynı insan gibi tüm hayvanlar da Allah tarafından rızıklandırılırlar. Bugün ve ilerleyen günlerde, bazı canlıların rızıklarına ulaşmak için sahip kılındıkları çarpıcı ve şaşırtıcı avlanma sistemlerini inceleyeceğiz.

Canlıların besinlerine ulaşabilmek için sahip kılındıkları sistemleri akıl, mantık ve vicdan ölçüleri içinde değerlendiren bir insan için Allah'ın güç ve kudretini anlamak hiç de zor değildir. Bu bölümde yer verdiğimiz her bir hayvan Allah'ın yeryüzünde yaydığı büyük delillerdendir.

Örneğin yandaki resimlerde gördüğünüz balığın "avlanma tekniği" hayret vericidir. Bu balık ne avını kovalar ne de kayalar ardına gizlenip avının üzerine atılmayı bekler. Balığın ilk bakışta diğerlerinden bir farkı yok. Ama yüzgecini kaldırır kaldırmaz birdenbire sırtında bir "sahte balık" belirir. Diğer balıklar yüzgecin sahibini fark etmeyip, küçük sahte balığı avlamak için yaklaştıklarında ise avcı balığa oldukça kolay bir yem olurlar...

Acaba bu balık yüzgecine balık görüntüsünü kendi mi vermiştir? Yoksa rastlantılar rastlantılara eklenip balığa tesadüfen böyle bir özellik mi katmışlardır? Elbette böylesine bilinçli bir hareketin ve planın bir balık tarafından yapılabildiğini iddia etmek mümkün değildir. Kuşkusuz canlıların sahip olduğu tüm özellikler karşımıza tek bir gerçeği çıkarmaktadır: Doğada var olan üstün aklın ve tasarımın sahibinin varlığını, Allah'ın varlığını...

BALIĞIN SU TABANCASI!

Bu balık ağzına doldurduğu suyu, su üzerine sarkmış olan dallardaki böceklere püskürtüyor. Böcek, basınçlı su nedeniyle düşüyor ve balığa kolay bir yem oluyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, balığın bu saldırıyı gerçekleştirirken başını sudan hiç çıkarmaması ve su altından böceğin yerini doğru olarak tespit edebilmesidir.
Bilindiği gibi su içinden bakıldığında dışarıdaki cisimler -ışığın kırılması nedeniyle-bulundukları yerden farklı bir yerde gözükürler. Dolayısıyla, su içinden dışarıyı "vurmak" için, ışığın suda hangi açıda kırıldığını bilmek ve "atış"ı da bu açı farkına göre yapmak gerekir.
Ama bu balık, yaratılışı gereği, bu sorunun üstesinden geliyor ve her defasında tam isabet kaydediyor.

O Allah ki, yaratandır, kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (HAŞR SURESİ, 24)

ÇINGIRAKLI YILAN

Çıngıraklı yılanın başının ön kısmındaki yüz çukurlarında bulunan ısı algılayıcılar, çevresindeki avın vücut sıcaklığının neden olduğu infrared ışınını saptar. Bu saptama, ortam sıcaklığındaki 1/300'lük bir derece artışını tespit edebilecek kadar hassastır. Yılan, koku alma organı olan çatal dilinin yardımıyla, koyu karanlıkta yarım metre ilerisinde yere çömelmiş hareketsiz bir sincabın durduğunu anlayabilir. Avının yerini hatasız tespit eden yılan önce ona sessizce sokulur, saldırı mesafesine girer, ardından boynunu yay gibi gerer ve avının üzerine büyük bir hızla atılır . Bu sırada 180 derece açılabilen güçlü çenesindeki dişlerini avına geçirmiştir bile. Tüm bunlar, bir otomobilin yarım saniye içinde sıfırdan 90 km/saat hıza erişmesi ile eşdeğer bir süratte olup biter.

Yılanın, avını etkisiz hale getirmek için kullandığı en büyük silahı olan 'zehir dişleri'nin uzunluğu 4 cm kadardır. Bu dişlerin içi oyuktur ve zehir bezlerine bağlıdır. Bez kasları, yılan ısırdığı anda büzülür ve zehiri önce diş kanalına, oradan da avın cilt altına basınçla püskürtürler. Yılan zehiri, ya avın, merkezi sinir sistemini felce uğratır ya da kanını pıhtılaştırarak ölümüne neden olur. Bazı yılanların 0.028 gramlık zehiri, 125.000 fareyi öldürecek kadar güçlüdür. Zehir, avın yılana bir zarar vermesini engelleyecek kadar çabuk etki eder. Artık yılanın yapacağı iş, felce uğramış avını son derece esnek olan ağzıyla yutmaktır.

Yılanın zehirli oluşu herkesçe bilinen bir konu olduğundan, hemen hiç kimse bunun nasıl olabildiği üzerinde düşünmez. Oysa, bir hayvanın başka bir hayvanı zehirleyerek öldürme gibi bir "teknoloji"ye sahip olması, gerçekten de şaşırtıcı ve olağanüstüdür.

Allah'ın varlığını inkar etmekte diretenler, yılanın nasıl böylesine olağandışı bir yeteneğe sahip olduğunu açıklayamazlar elbette. Çünkü yılanın ağzında yer alan zehir sistemi, son derece karmaşık ve hesaplı bir sistemdir. Bu sistemin işlemesi için hayvanın içleri oyuk özel "zehir dişleri" olması, bu dişlere bağlı zehir bezleri olması, bu bezlerin içinde düşmanlarını anında felç edecek kadar güçlü bir zehirin oluşması ve hayvan avını soktuğu anda bu sistemi çalıştıracak bir refleksin ortaya çıkması gerekir. Bu çok parçalı sistemin tek bir parçası dahi olmasa, sistem çalışmaz. Bu da yılanın avlamak için seçtiği hayvanlara yem olmasıyla sonuçlanacaktır. Hayvanın ısı değişikliklerini ve kokuları algılamadaki olağanüstü yetenekleri de karşı karşıya olduğumuz dizaynın ne denli detaylı olduğunu gösterirler.

Ortada alışılmışın dışında ve ancak "mucize" terimiyle ifade edilebilecek olağanüstü bir olay vardır. Doğanın ise, "doğaüstü" olan mucizeyi yaratması gibi bir durum söz konusu olamaz. Doğa, çevremizde gördüğümüz düzenin tümüne konulmuş bir isimdir. Bu düzeni kuran da elbette bu düzenin kendisi değildir. Doğa kanunları Allah'ın koyduğu ve yarattıkları arasındaki ilişkileri düzenleyen kanunlardır. Kavramları doğru tanımlamak gerçekleri ortaya çıkarır. Kavramları karıştırmak ise inkar edenlerin bir özelliğidir. Bunu da gerçekleri örtbas etmek, değiştirmek amacıyla yaparlar.

KUMDA NASIL HAREKET EDİYOR?

Çölde yaşayan bu yılan kumun üzerinde oldukça seri biçimde hareket edebilmektedir. Yılan göğüs kaslarını aşamalı olarak kasarak vücudunu S şeklinde hareket ettirir.

Hareketinin başında vücudunu bir kıvrım halinde büker ve kafasını kaldırarak havada tutar. Bu hareketi sağlayan kasılma kuyruğa doğru ilerlerken, hayvanın kafası ileride yere değer. Bu arada kasılma hareketi kuyruk kısmına gelir. Başlayan yeni bir dalga kuyruğun kumdan kaldırılarak başın hizasına gelmesini sağlar. Böylece yılan ortalama 45 derecelik eğime sahip birbirine paralel izler bırakarak öne doğru ilerler.

Bu hareket sırasında yılanın sadece iki noktası kuma değer. Bu ilerleyiş şekliyle yılanın, korkunç derecede ısınmış kuma en az şekilde temas ederek vücudunun kavrulması engellenmiş olmuş olur.Yılanlar çene kemiğine sahip olmadıklarından ağızlarını diledikleri kadar çok açabilmektedirler. Yandaki fotoğraflarda yılandan oldukça büyük olan yumurtayı yılanın nasıl kolayca yediği görülmektedir. Av, başından başlanarak, yavaş yavaş bir bütün şeklinde yutulup sindirilir.

ATEŞ BALIĞI

Göz alıcı renklere sahip bu balık, küçük balıkları kayalık veya mağara biçimindeki yerlerde sıkıştırdıktan sonra, göğüs yüzgeçlerini bir ağ gibi kullanarak balıkların kaçış yollarını kapatır. Kaçmaya çabalayan balıklar bu kez ateş balığının zehirli dikenleriyle tanışırlar. Ateş balığının son derece kuvvetli olan zehiri anında etkisini göstererek kurbanın ölümüne neden olur.

ZEHİRLİ MIZRAK

Akreplerin bazen insanı bile öldürecek derecede olan kuvvetli zehirleri vücutlarının arka tarafında bulunan mızrakları vasıtasıyla düşmanlara aktarılır.

Güçlü zırh

Vücudunu bir zırh gibi saran kabuğu, onu yalnız düşmanlarından değil, radyasyondan bile koruyacak kadar dirençlidir. İnsan vücudunun radyasyona direci 600 rads dolayındadır.Oysa ak replerde bu direnç 40-150 bin rads'a kadar yükseliyor.

Beyin

Başından kuyruğuna kadar uzanan 15 sinir düğümünden oluşan bir beyin yapısına sahiptir. Beyinin bu yapısı hayvanın süratli karar alma, refleks ve gerekli emirlerin organlara ulaştırılması için büyük bir avantaj sağlar.

Ciğerler

Karınlarında sekiz adet nefes deliği bulunur. Bunlardan sadece biri a-çık olsa bile hiç zorlanmadan nefes almaya devam eder. Güçlü ciğerleri sayesinde iki gün suyun altıda rahatlıkla kalabilir.

Ayaklar

Ayaklarındaki alıcılar hayvanın her türlü hareketi, sesi ve titreşimi algılamasını sağmaktadır. Bu alıcılar o kadar hassatır ki, akrep, yakınındaki bir canlının kumda neden olduğu titreşimleri, saniyenin 1/1000'i kadar bir sürede algılıyabilir.

Kıskaçlar

Akrebin kıskaçlarının görevi, kurbanlarını iğnesiyle sokmadan önce etkisiz hale getirmektir. Ayrıca kıskaçlar vasıtasıyla kumu kazıp yer altına gizlenebilirler.

Karın bölgesi

Dişi akrebin karnı tarak adı verilen çok duyarlı organlarla kaplıdır. Bunlarla toprağın sertlik düzeyini tespit eder ve yumurtaları bırakmak için en uygun yeri belirler.

OLTA BALIĞI

Bu balık avlanmak istediğinde, kafasından çıkan uzantıyı bir olta gibi salar ve beklemeye başlar.

Bu uzantıyı küçük bir balık zannederek yaklaşan diğer balıklar birdenbire ortaya çıkan avcıya yem olmaktan kurtulamazlar.

Balığın kendi kendine vücudunda bir olta var edecek bir yeteneğe sahip olmadığını kesindir. Böyle bir olay, "tesadüfen böyle olmuş" gibi anlamsız bir açıklama ile de geçiştirilemez.

AVCI KUŞ

Balıkla beslenen bu kuşun avlanmak için kullandığı yöntem de son derece hayret vericidir.

Kuş, önce balıklar için bir yem bulur. Su kenarına kadar ağzında getirdiği yemi suya bırakır ve sabırla beklemeye koyulur.

Yemin etrafına toplanan küçük balıklar herşeyden habersiz beslenmeye başladığında kuş, ani bir hareketle balıkları avlar.

Balıklara yem getirriyor, Yemi suya bırakıyor ve beklemeye başlıyor, Balıklar yeme geliyor, ...ve balıkları avlıyor

STAR GAZER BALIĞI

Kamuflaja uygun olarak yaratılmış dış görünümleri, kimi hayvanlara avlanma konusunda büyük avantaj sağlamaktadır.

Örneğin kumun içinde gizlendiğinde üstteki yılanı fark etmek mümkün değildir. Bu şekilde bekleyen yılan için, kendisini farketmeden burnunun dibine kadar giren avını yakalamak oldukça kolay olmaktadır.

Kamuflaj yeteneği ile yaratılmış bir başka hayvan da "stargazer" adlı balıktır.

Balık, denizin dibindeki kumların altına kendini tamamen gömerek gizler. Balığın ağzının üstünde dişe benzer saçaklı bir yapı bulunur. Dişe benzeyen ve kumlardan ayırt edilemeyen bu organ sayesinde kumun altında rahatlıkla nefes alır. Bir av gelene kadar tuzakta bekler, avı kendine yaklaştığında ani bir hareketle kumun arasından fırlar ve onu yakalar.

USTA BİR AVCI: BUKALEMUN

DİL

Bukalemunun dili ağzının içinde bir akordeon gibi katlanmıştır. Dilinin ortasında ucu sivri bir kıkırdak vardır. Dilin ucundaki dairesel kaslar kasılınca, dil dışarı fırlar. Ayrıca dil, sümüksü ve yapışkan bir sıvı ile kaplıdır. Avına yeteri kadar yaklaştığında bukalemun ağzını açar ve dilini hızla avının üzerine fırlatır. İçiçe geçmiş kaslar sayesinde yapışkan dil, hayvanın uzunluğunun 1,5 katı mesafeye kadar ulaşır. Bukalemunun dilinin avı yakalayıp geri çekilme süresi ise sadece 0.1 saniyedir.

KAMUFLAJ

Bukalemun kamuflaj konusunda kuşkusuz ilk akla gelen hayvandır. Bukalemun üstünde bulunduğu zemine göre renkten renge girer. Üstteki resimde kısa bir süre için bukalemunun

sırtına bırakılan eğreltiotunun, hayvanın derisinde bıraktığı iz görümektedir Buna yol açan tepkimelerde, hem ışık hem de ısı değişimlerinin rolü olduğu düşünülmektedir. Gerçekte bukalemun, kendisine büyük avantaj sağlayan bu renk değiştirme yeteneğinin farkında bile değildir. Vücudu, o herhangi bir şey yapmadan, kendiliğinden, dokunduğu ortamın rengini alacak şekilde yaratılmıştır.

Otlar arasında mükemmel derece kamufle olmuş bu kaplan, çevikliği, güçlü çenesi, pençeleri, sürati ve gücüyle tam bir avcı olarak yaratılmıştır. Kaplanın diğer bir özelliği de pusuda avını izlerken rüzgarı kesinlikle arkasına almamasıdır. Çünkü arkasından esecek rüzgar kendi kokusunu avına taşıyacak ve farkedilmesine sebep olacaktır.

AT KESTANESİ BALIĞI

ilginç bir savunma mekanizmasıyla donatılmıştır. Bu balık, tehlike anında su yutar ve şişer. Vücudunun her yanından çıkan dikenler avcı balıkları caydırmaya yeterlidir.

ZIRH VE DİKENLER

Bazı hayvanlar son derece yavaş hareket ederler ve düşmanlarından kaçma ya da gizlenme gibi bir şansları yoktur. Ama onlara verilen bir başka savunma mekanizması vardır. Zırh ve dikenleri...

Bu sürüngen bir tehlike anında kuyruğunu ağzına alır ve yuvarlak bir şekil alır. Bu sırada bütün vücudunu kaplayan zırh onu dışarıdan gelebilecek her türlü tehlikeye karşı korur.

Tesbih Böceği tehlike anında içine kıvrılarak top gibi bir hal alıyor ve dayanıklı kabuğu sayesinde korunuyor.

Kirpi, savunmasını dikenle sağlayan hayvanların en ünlüsüdür. Oldukça yavaş hareket edebilen hayvan, eğer böyle bir sistemle korunmuş olmasaydı, kuşkusuz milyonlarca yıl önce yok olup gidecekti. Hayatta kalmasını sağlayan korunma yöntemi ise kuşkusuz ne kendisinin "akledip" ürettiği, ne de tesadüflerce oluşturulmuş bir sistemdir.

Pangolinin sert zırhı bir kozalağı andırır. Kıvrıldığında üzerindeki zırhlar dikilir. Oldukça keskin kenarlara sahip bu zırhı kolay kolay hiçbir hayvan açamaz.

KAMUFLAJ

Bazı hayvanlar, yaşadıkları ortama son derece uyumlu şekilde yaratılan vücut yapıları ile korunma altına alınmışlardır. Allah'ın bu hayvanlara verdiği "kamuflaj" özellikleri bulundukları ortama o denli uyumludur ki, konuyla ilgili bazı resimlerin bir bitkiye mi, yoksa bir hayvana mı ait olduğunu anlamak veya ortam içinde hayvanı seçebilmek neredeyse imkansızdır. Kamuflaj o kadar etkili ve ustacadır ki, özel biçimde planlanıp "yaratılmış" bir savunma mekanizması olduğu açıkça görülmektedir.

KURUMUŞ YAPRAK MI, KELEBEK Mİ?

İlk bakışta kurumuş birer yaprak sanılabilecek bu resimler (solda) aslında kelebeklere ait. Damarlardan çürümüş bölgelere ve tonlamalara kadar her türlü ayrıntıyı üzerinde taşıyan bu yaprak benzeri kanatlar, kelebekler için çok güzel bir korunma sağlıyor. Kelebeğin yaprağa böylesine olağanüstü bir şekilde (yaprağın damarları ve kurumuş kısımları bile ihmal edilmemiş) benzemesine "rastlantı" deyip geçmek elbette mümkün değil. Kelebeğin, kendi kendini "yapraklaştırdığını" kabul etmek de aynı oranda saçma değil mi?

  

Ağaç gövdelerinde kamufle olmuş iki kelebek.

O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. HAŞR SURESİ, 24

PEYGAMBER DEVELERİ

Yaşadıkları çevreye uyumlu olarak yaratılan hayvanlardandır. Bazen bir yaprağın, bazen bir dalın arasında gizlenirler. Bunların tek silahları vücutlarının şekli ve rengidir. Bu sayede düşmanlarından en iyi biçimde gizlenebilirler. Buradaki peygamber devesi üzerinde bulunduğu yaprağa öylesine benziyor ki, çiçeğe nektar almaya gelen kelebek onun farkına varamamış.

Tabi bunu hayatıyla ödemek zorunda kalıyor.

İlk bakışta çiçekle dolu görünümü veren bu dalda aslında onlarca tırtıldan başka birşey yok. 

 


 

Yaprakla beslenen çekirgeleri ömrü doğal olarak yaprakların arasında geçer. Sahip oldukları renk yaprakla benzeştiğinden, en büyük düşmanları olan kertenkene ve kuşların çekirgeleri fark etmeleri genelde mümkün olmaz. Böylece çekirgeler güvenlik içinde yaşamlarını sürdürür ve beslenirler. Herhalde çekirgelerin yapraklarının yanında dura dura "yapraklaştığını" kimse iddia edemez. Ya da kendi kendilerini, her nasılsa "yapraklaştırdıklarını". Açıktır ki, yaprak yiyen çekirgeler, yaşamlarını sürdürmeleri için böyle bir kamuflaj özelliği ile birlikte yaratılmışlardır. 



 

Sinekleri yakalamak için saklanan sarı örümceği de, üzerinde bulunduğu çiçekten ayırmak pek de kolay değil.

Diken benzeri yaprak biti.

 

Yapraklar arasında bir de tırtıl var!

Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir?Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Nahl Suresi, 17

 


 

                                                    

Yeşil yapraklar ve yeşil kurbağa.                         Ağaç gövdesinin deseninden farksız deri rengine sahip bir kurbağa.

Ceylanın otlarla aynı olan rengi kendisi için büyük bir avantaj.

Sağda; Yerde yuva yapan kuşların tüy renkleri ve desenleri de kendilerine yapraklar arasında kusursuz bir gizlenme sağlar. Bu cins kuşların yumurtaları da saklanmaları için aynı çeşit renk ve desenlere sahiptir.

Bu yılanları yapraklar arasında farketmek oldukça zor...



 

Sağdaki Bakırbaşlı Yılan, ormanın yapraklarla örtülü zemininde mükemmel şekilde kamufle olabilmektedir. Derisinin rengi ona savunma olduğu kadar avlanmada da büyük avantaj sağlamaktadır. 

Üstte gördüğünüz vahşi görünümlü hayvan da kamuflajın kendisine sağladığı avantajlarla hayatını sürdürenlerden bir diğeridir.

Mevsime ve Zemine Göre Değişen Tüy Rengi

      

           

Üstte yer alan kuşun ve alttaki tavşanın ortak özelliği mevsimlere göre tüy renklerinin değişmesidir. Bu hayvanlar, kış aylarında bembeyaz bir kıyafet kuşanırken, bahar geldiğinde toprağın ve bitki örtüsünün rengine tam uygun yepyeni bir görünüme bürünürler.

Ortama göre renk değiştirme olayı, hayvanların vücutlarında yaratılmış olan oldukça karmaşık mekanizmalar sayesinde gerçekleşmektedir. Güneşte kalan insan derisinin kızarıp-koyulaşmasına benzetilebilecek bu mekanizmalar, hayvanların deri ve tüylerinde renk değişikliklerine yol açmaktadır. Vücudumuzun güneşte yanmasını engelleyemememiz (özel korunma yöntemleri hariç) gibi hayvanlar da vücutlarındaki değişimi kontrol kabiliyetine sahip değillerdir. 

Önemli olan, bu tüy değişiminin hayvan için büyük bir korunma mekanizması oluşturmasıdır. Kışın karlı günlerinde beyaz, diğer mevsimlerde toprak renginde olan tüyleri, kamuflaj yönünde büyük avantaj sağlar. 

Bunun tersi de olabilir ve hayvan kışın toprak rengi, yazın bembeyaz kalabilirdi. Ya da hiç renk değiştirmeyebilirdi. Kısacası renklerin mevsimlere göre değişmesinde açık bir akıl ve hesap vardır. Ve hayvan bunu kendisi hesaplayıp kontrol edemez. Kuşkusuz hayvanı yaratan, onu böylesine bir korunma mekanizması ile donatmıştır. 

 

 


 

Kaya balıklarının, üstü plankton ve yosunlarla kaplı taşlardan pek farkı yok.

Minnov balığını, derin olmayan bir havuzda bile çakıl taşları arasında farketmek oldukça zor.

 

 



 

Soldaki tırtıl, mükemmel derecede bir ağaç çıkıntısına benzeyen görüntüsü sayesinde düşmanlarından kolaylıkla gizlenebilmekte.  Sağdaki resimde ise dallar arasında 4 tane tırtıl bulunuyor. 

 




 

KIRMIZININ AYRICALIĞI

Bazı hayvanların korunmaları, kırmızı rengin caydırıcılığına bağlanmıştır. Örneğin, ağaç çekirgesi tehlike anından sırtındaki kırmızılığı düşmanına gösterirken, yengeçler kıskaçlarındaki kırmızı rengi açığa çıkarırlar. İlginç olan, hayvanın vücudundaki kırmızılığın normalde görünmeyen, ama tehlike anında kolayca açılıp gösterilebilecek bir bölgede yer almasıdır. Bu sayede, saldırgan üzerinde gerekli "şok etkisi" ni oluşturabilmektedir.

                 

OLDUĞUNDAN KORKUNÇ GÖRÜNME

Resimdeki kertenkele tehlike anında kendisini şişirerek vücudunu görünenden çok daha büyük bir hale getiriyor. Hayvan şiştiğinde, başının çevresinde beliren bir yele ise görüntüsünün daha da ürkütücü olmasına yol açıyor...

SAHTE GÖZLER

Son derece şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı bir başka savunma yöntemi ise, "sahte gözler"dir.  Bazı hayvanların vücutlarında "sahte gözler" denebilecek şekiller vardır. Bu "sahte gözler" o denli inandırıcıdır ki, bu canlıları avlamak isteyen diğerleri, gözler nedeniyle, karşılarında çok daha devasa bir hayvan olduğunu sanıp kaçabilirler. "Sahte gözler"e sahip hayvanlarsa,  farkında bile olmadıkları bu özelliklerinin kendilerine sağladığı rahatlığı yaşarlar..

Bazı kelebekler kanatlarını açtıkları anda karşımıza bir çift göz çıkar. Bütün ayrıntılarıyla ve simetrisiyle eksiksiz iki gözdür bunlar. Sadece bu gözler bile, düşmanlarını karşılarındaki canlının bir kelebek olmadığı konusunda ikna etmeye yeter de artar. Özellikle üstteki Şönling Kelebeği gibi bazı kelebek türlerinin sahte yüzleri; ortasındaki pırıltılarıyla gözleri, yüz hatları, çatık kaşları, ağzı ve burnuyla öylesine mükemmeldir ki, ortaya çıkan görüntü birçok düşman için oldukça caydırıcıdır. Peki bu gözler nasıl ortaya çıkmıştır?

Bu olağanüstü görüntünün, "ilginç bir rastlantı"  sonucunda ortaya çıktığını iddia etmek mümkün değildir. Üstteki resim detaylı incelendiğinde kusursuz bir tasarıma sahip olan bu yüz şeklinin rastlantıyla oluşamayacağı kolaylıkla anlaşılacaktır. Rastlantılar simetri oluşturabilirler mi? Rastlantılar aynı renk ve tıpatıp aynı desenleri farklı iki yerde oluşturabilirler mi? Tabii ki oluşturamazlar. Böyle bir iddia bilimsellikle alakası olmayan, son derece anlamsız bir iddiadır.

Kelebek faydalı olacağını düşündüğü için kendi kendine bu sistemi oluşturmuş olabilir mi? Bu sorunun cevabı da  tabii ki "hayır"dır.

Bir kaç haftalık ömrü olan bir tırtılın, kendi renkleriyle, desenleriyle oynayıp, ressamlara taş çıkartacak bir çizimi gerçekleştirmesi ve bunu savunma için kullanması söz konusu bile değildir.

Yeryüzündeki tüm canlılar gibi "sahte gözleri" olan bu canlılar da Allah tarafından yaratılmışlardır. Onlardaki kusursuz tasarımın sahibi hiç kuşkusuz ki alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

Sahte organlar, yalnızca korkutmaya değil, bazen de kaçmaya yardımcı olur. Soldaki resimdeki güvenin kuyruk kısmı, üzerinde antenleri de olan bir kafa görünümünde. Bu şekil, saldırganların, güvenin kuyruğunu kafatası sanarak oraya yönelmesine yol açar. Zaten güve de arkasını dönerek saldırganın aldanmasına yardımcı olur. Bu hedef şaşırtma operasyonu küçük güveye kaçmak için zaman kazandırır. Aynı "sahte kafa" görüntüsü, sağdaki kelebekte de vardır. 

Soldaki yeşil tırtıl da kuyruk kısmındaki sahte gözler sayesinde düşmanlarından korunabilenlerden. Sağdaki, Müren balığı uyurken yuvasının içine girer ve üzerinde sahte bir çift göz bulunan kuyruğunu dışarıda bırakır. Kuyruktaki sahte gözler nedeniyle müreni uyanık sanan balıklar yaklaşmaya cesaret edemezler.



Yazar & Kaynak: http://www.hayvanlaralemi.net

Digg this Post! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post!
Eklenme tarihi: 10-6-2007

Ekleyen:  hasan günal

Bu Makaleye Verilen Puan:    Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar
Bu Makaleye Puan Ver  

Bölüm Başlık Kullanıcı Yorumları


Ahmet Deniz Ahmet Deniz

Tarih: 7-8-2007 9:52pm

Canlıların, ağaçların bu şekilde olmasının "kendiliğinden olması söz konusu değildir" derken yalnızca sağ duyunuza bu şekilde geldiği için bu kadar emin olabiliyorsunuz.

Aksine, bu hayranlıkla izlediğiniz canlı örneklerinin tümü doğadaki deneme yanılma mekanizmasıyla ortaya çıkmışlardır. Bunu, bilim, artık geriye dönülemez kesinlikte kanıtlarla ispatlamıştır. Lütfen, Harun Yahya'dan vereceğiniz örneklerle geri dönüş yapmayınız, gerçek bilim adamlarının eserlerine başvurarak yanıtlayınız.

Fakat, bu mekanizmanın arkadasında bir bilinemez bilinmeyen olabilir ama bu hiç bir şekilde İslam dinini haklı çıkarmaz. Eğer çıkarsaydı, diğer yüzlerce din de bir şekilde, bir çok yönden haklı olurlardı. Dininiz içinden dininize objektif kanıt üretemezsiniz, unutmayın.

Ayrıca, doğadaki rızık sistemiminin "biz insanlara göre" çok vahşice olduğunu da unutmayın. Biz hayran kalalım diye yaratılmadığı çok açık bir çok düzlemle karşı karşıyayız.

Elmanın lezzetli olması güzel kokması ve bunun bizim için böyle olduğu vs gibi tüm bu şeyler sizin fantezilerinizdir, hiç bir şekilde objektif gerçeklikler değildir, sizin subjektif yanılgılarınızdır. Yanılgı dediğim için bağışlayın fakat demek zorundayım çünkü objektif kanıtlar bunlara karşı gelecek kanıt gücüne tarafsızca ulaşmaktadırlar. Hayvanlar da kokuyu algılar ve meyvalardan istifade ederler. Örn: Sizin için "çok" kötü kokan bir çorabı kedinize de koklatın, benim ki zıplayarak kaçıyor ama bir et koklattığımda peşimden ayrılmıyor. Onun için de işte bu koku lezzetli bizim için de. Neden kediyi seçtim ? Çünkü bizim gibi memeli.

Araştırmalarınızda tarafsız ve güncel olmanız dileğiyle.


Hasan Günal Hasan Günal

Ahmet Deniz  Tarih: 9-8-2007 2:53am

Sevgili arkadaşım, bilim gerçek bilgi demek değildir. Bugüne kadar birçok konu hakkında kesin konuşan bilim her seferinde yeni gelişmeler karşısında yeni bir olguyu karşımıza çıkarmaktadır. En basitinden sana atom örneğini gösterebilirim. Bilimi insanlar oluşturur ve herzaman için yanılma olasılığı vardır. Bugüne kadar birçok kez yanılmıştır ve bundan sonrada yanılmaya devam edecektir. Neyse konumuz bu değil. bunları açıklayıcı olması için söylüyorum.

Hiçbir konuya önyargılı yaklaşmamak gerekir. Bir gerçeğede (sözde gerçek) körü körüne bağlanmamak gerekir. Sen hem önyarlısın hemde körükörüne bağlısın. İslam dini tartışma götürmeyecek kadar, milyonlarca kanıtıyla, hergün ama hergün kendini bize göstermektetir. Dolayısıyla İslam dininin senin bahsettiğin tarzda bir kavramla açıklanmasına ihtiyacı yoktur. Biz makaleyi alırken beğendiğimiz için alıyoruz, bazen beğenmediğimiz yönleri olsa da bunları yazara saygı babında yayınlamaktan çekinmiyoruz. Harun Yahya'nın kişisel görüşüdür, katılırsınız veya katılmazsınız bu size kalmış. Ancak çok basit gerekçelerle soyutlukları şahit göstererek insanların fikirlerini çelmeye hakkınız yok.

Ben gerek yazdığım makaleler olsun, gerekse başkasının yazdığı ama benim siteye eklemiş olduğum makaleler olsun hepsine kefilim. Hiçbir makalemde insanları maddi ya da manevi yönden rahatsız edebilecek hiçbir bilgi yer almamaktadır. Arada sizin gibilerde çıkmıyor değil ama ben çoğunluğa bakarım. Bu tür rahatsızlık duyduğunuz ufak tefek şeyleri görmezlikten gelmenizi tavsiye ederim. Koskoca "hayvanlar" makalesinde sadece manevi bir iki cümle yer alıyordu sizde gittiniz onlara takıldınız tebrik ederim :)

Ayrıca din manevi bir olgudur. İslam dininin gerçekliği de su götürmez bir gerçektir. Siz bugüne kadar olanları olmamış sayıp, ortaya çıkanı da bilim diye nitelendiremezsiniz.

Hasan Günal Hasan Günal

Ahmet Deniz  Tarih: 9-8-2007 2:54am

Rızık sistemi demek çok vahşice. Tamam bunu kabul etmiş olayım. Hayvanları öldürmeyelim. Olabilecekleri düşünebiliyor musunuz? Eminim en ufak bir fikriniz bile yoktur. Hayvanlar insan ve doğanın ihtiyaçlarını karşılamak için vardır ve hiçbir canlı boş yere yaradılmamıştır. Bilimden söz edip, bilimin örnek olarak gösterdiği oluşumları görmezden gelmek hangi akla hizmettir?

Bana objektif olmaktan bahsediyorsunuz, peki siz objektif olabilir misiniz? Kendinizi kandırmayın. Dünya üzerinde hiçbir insan %100 objektif olmaz. Duygularınızı, geçmişinizi, yaşadıklarınızı, öğrendiklerinizi, gördüklerinizi... her şeyi hiç olmamış saymanız gerekir. Galatasaraylısınız diyelim. Fenerbahçe-Galatasaray maçını yorumlayacaksınız. Tarafsız olunda göreyim ben sizi. Televizyonda çok görüyoruz biz o tarafsızlığı.

Benim kedilere çorap koklatmak gibi sadist bir fantezim olmadı hiç. Hiçbir zamanda olacağını düşünmem. Makaleleri yazarken ve eklerken elimden geldiğince tarafsız olmaya çalışıyorum zaten. Bunu da yeterince başardığımı düşünüyorum. Tahminen 20-25 yaş arasında bir insansınız. Yaşınızın gereği olarak sorgulamaya ve şüphe duymaya açıksınız. Size tavsiyem önyargılarınızı bir kenara atıp "hayvanlar" makalesinden "din" sorusunu çıkarmayı bırakın. Her şey çok açık değil mi?

Bu şekilde tartışıp, fikir alış-verişinde bulunmak istemezdim ama direkt şahsıma gelen bir eleştiriye cevap veremeden geçemedim. E-posta adresinizi verirseniz her türlü sorunuzu daha net cevaplayabilirim. Sonuç olarak açıklamasını yapamayacağım hiçbir makalem bulunmamaktadır.

İyi günler dilerim.

Fevzi Zülaloğlu Fevzi Zülaloğlu

Hayvanların Takvası  Tarih: 11-10-2010 9:30pm

Alemlerin Yaratıcısı olan rabbimiz nasıl hayvanlara savunma mekanizması olarak çeşitli korunma yöntemleri öğretti ise, insanoğluna da şeytani güçlere karşı bir savunma mekanizması olan takva ile güçlenmeyi öğretmiştir. Takva sayesinde şeytanın hilelerini anlar, planlarından haberdar olur, ne tür tedbirler alarak ebedi saadetimizi güvence altına alacağımızı Kur'an'ın rehberliğinde öğreniriz.
Takva sahiplerine selam olsun!


Yorum Ekle  

Bölüm Başlık İlgili Dökümanlar

Animasyon Görüntülü Ders - Hayvanlarda İletişim ve Hedef Tespit Sistemleri Hayvanlarda İletişim ve Hedef Tespit Sistemleri
İLETİŞİM VE HEDEF TESPİT SİSTEMLERİYARASALARIN RADARI...

Animasyon Görüntülü Ders - Google'dan ilginç savunma! Google'dan ilginç savunma!
Google CEO'su Larry Page, mahkemede yaptığı şahitlikte Android işletim sisteminin Google için değerli olduğunu, ancak kritik olmadığını söyledi. Google'ın...

Animasyon Görüntülü Ders - Antivirüs devinden savunma! Antivirüs devinden savunma!
AVG'nin Windows Phone 7 için yayınladığı ücretsiz antivirüs tarayıcısı hakkında alevlenen tartışmaların ardından güvenlik şirketi, k...

Animasyon Görüntülü Ders - Kuşların Mükemmel Uçuş Teknikleri Kuşların Mükemmel Uçuş Teknikleri
KUŞLARIN MÜKEMMEL UÇUŞ TEKNİKLERİAlbatroslardan akbabalara kadar tüm kuşlar, rüzgardan yararlanmalarını sağlayacak uçuş yöntemleri ile birli...

Reklam Netinternet
Gizlilik | Copyright © 2006-2009 ™ Tüm hakları saklıdır.
Powered by BilgiPortal v2.2
Frasb Etiler WebTasarım Web Tasarım