Anasayfa > Spor > Merak Ettikleriniz
Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar

Merak Ettikleriniz




MERAK ETTİKLERİNİZ

Spor yapmaya başlamadan önce yapılan ısınma hareketleri ne işe yarar?
Spor yaparken doğal olarak kaslarımızı kullanırız. Kasın kasılması için gereken en önemli mineral de kalsiyumdur. Bir kas hücresi, kasılma sırasında sinir sistemi tarafından uyarılır. Bu uyarılma, hücrenin çeşitli bölümlerinde depolanmış olan kalsiyumun hücre içine akın etmesine neden olur. Kalsiyum, evrensel enerji molekülü olarak kabul edilen ATP, proteinler ve birçok hücresel yapının yer aldığı çeşitli enzim reaksiyonları sonucunda kasın kasılması gerçekleşir.

Bu durumda spor öncesi ısınma iki açıdan faydalıdır. Bunların ilki kalsiyumla ilgilidir. Kaslarımızın gevşeyebilmesi için, kalsiyumun, depolandığı yere geri alınması gerekir. Kalsiyumun hücre içine girmesi ve hücre içinden alınması işlemleri çok kısa gibi görünse de, belli bir süreyi gerektirir. Isınma hareketleri sayesinde, kas hücrelerinin içinde kalsiyumun depolanmasını sağlamış oluruz. Sonuçta da, daha güçlü ve daha hızlı kasılmalar elde ederiz. Çünkü kasılmanın kuvveti, kalsiyum miktarı ile doğru orantılıdır.

İkincisi ise, kaslarımızı hareket ettirerek dokudaki metaboli ısının artmasını sağlarız. Bildiğimiz gibi enzim tepkimeleri, belli bir noktaya kadar sıcaklık artışıyla hızlanır. Kas dokusundaki ısı artışı da, kasın kasılması sırasında oluşan tüm enzim tepkimelerini hızlandırır. Bu da bize spor yaparken bir çok açıdan avantaj sağlar.
Maçlarda topun hızını nasıl ölçüyorlar?

Herhangi bir nesnenin hızı, katettiği mesafenin, bu mesafeyi katederken geçen zamana bölünmesiyle bulunur. Hız v, katedilen yol x, geçen süreyi de t ile gösterirsek, v= x/t uzunluk birimi(cm, m km gibi) /zaman birimi (saniye, dakika, saat gibi) ile hesaplanır.
Maçlarda, özellikle de tenis maçlarında topun hızını ölçmek üzere geliştirilmiş radarlar kullanılır. Bu radar lar üzerlerindeki algılayıcılar yardımıyla, kolaylıkla mesafe ve zaman ölçülerek, bilgisayar yardımıyla topun hızının hesaplanmasını sağlarlar.

Neden zenciler hemen hemen tüm kara sporlarında (tenis, basketbol, atletizm, vs.) başarılı olmalarına karşın su sporlarında başarılı zenci isimlere rastlamıyoruz?
Afrika kökenli sporcuların kimi spor dallarında neden başarılı olduklarını açıklamak için gösterilen geleneksel neden, toplumsal etkenler. Bu argümana göre, Afrika kökenliler spora yöneliyorlar çünkü, ırkçılık onları diğer işkollarından ve toplumsal etkinliklerden dışlıyor. Ayrıca, dışlanmak ve bastırılmak onlarda, beyazlara oranla daha çok kazanma hırsı uyandırıyor.

Elbette bu toplumsal gerçekliğin dışında, birtakım başka nedenler arayanlar da var. Bunlardan biri, ABD'li gazeteci Jon Entine. Entin'e göre, Afrika kökenlilerin koşmaya ve zıplamaya doğal bir yetenekleri var. Örneğin,atletizmde uzun mesafe şampiyonlarının çok büyük bir kısmının Doğu Afrika'dan, hatta Kenya'daki Kalenjin kabilesinden çıktığını söyleyen Entine, Kalenjin atletlerinin beyazlara oranla daha uzun bacaklara ve daha geniş akciğer kapasitesine sahip olmalarının yanı sıra, kaslarda yavaş seyiren lif oranının yüksek olması nedeniyle oksijen kullanma yeteneklerinin daha iyi olması gibi özellikleri olduğunu belirtiyor. Bunun tersi olarak, Batı Afrika kökenli olanların, orta yapılı bedenleri, kalın ve "göze çarpan" kaslarıyla, geniş göğüs kafesleri sayesinde basketbol, Amerikan futbolu ya da kısa mesafe koşuları gibi anaerobik aktivitelerde başarılılar. Bu sporcuların, vücutlarındaki yağ oranı daha düşük, ağırlık merkezleri yukarda, testosteron düzeyleri yüksek, kalçaları dar ve hızlı seyiren lif oranları fazla. Bu teze karşı çıkanlar, Entine'in tezindeki en büyük eksikliğin ırk ve nüfus farklılığı karmaşası olduğunu söylüyorlar. Bazı toplumlarda, kimi genlerin daha sık görüldüğü ve bu nedenle bunların diğer toplumlara oranla daha atletik ya da daha yetenekli sayılabileceği bir gerçek. Ancak, bilimadamları bunun "Afrika kökenliler koşmak için doğar" anlamına gelemeyeceğini söylüyorlar. Genetikçilerse, insanları derilerinin rengine ya da vücut şekillerine göre ayırmanın dışında, başka kriterlere göre de ırksal sınıflandırmalar yapılabileceğini belirtiyorlar. Örneğin, kan grupları, laktoz toleransları, orak hücreleri ya da diğer kalıtımsal etmenler, yeni ırk sınıflandırmalarında temel alınabilir. Kalıtımsal olarak, bunların hepsi ırk belirlemede deri rengi kadar değerli kriterler sayılıyorlar.

Ancak Entine, kendi tezine uymayan kanıtları yok sayıyor. Batı Afrika kökenli olup, Kuzey Amerika'da ya da Batı Avrupa'da yaşayanlarla, Karaibler kökenli olanların birçok spor dalında başarılı oldukları bir gerçek. Bununla birlikte, batı Afrika'da yaşayan Afrika kökenliler onlar kadar başarılı değil. Bu da özellikle, baskın olanın öncelikle kalıtımsal özellikler olduğu tezine ters düşüyor. ABD'de yapılan araştırmalar, beyazlar ve Afrika kökenli ırklar arasındaki karışmalar nedeniyle, Afrika-Amerikalı nüfusun % 30'unun "beyaz" genlerden oluştuğunu ortaya koyuyor. Bir başka deyişle, Afrika kökenli ABD'li sporcuların genlerinin % 30'u "beyaz adam" geni. Bu durumda teze göre, Afrika-Amerikalı sporcular, Batı Afrika'dakilere oranla daha yeteneksiz olmalı. Ayrıca her ne kadar Entine Batı Afrikalılar'ın atlamada beyazlardan daha yetenekli olduğunu iddia etse de üç adım atlama, yüksek atlama, sırıkla atlama ve uzun atlamada Afrika kökenliler beyazlardan daha başarılı değiller. En azından yarışmalardan elde edilen sonuçlar, öyle olduğunu gösteriyor. Su sporları konusunda yapılmış bir çalişma bildiğimiz kadarıyla yok. Ama, toplumsal etkenlerin bunda etkili olduğu söylenebilir. Yüzme, atlama, su topu gibi sporlar büyük yatırımlar gerektiren tesislerde yapılabilen sporlar olduğu için, genellikle toplumun alt tabakasını oluşturmak zorunda kalan, maddi olanakları kısıtlı Afrika kökenli sporcuların bu branşlara yönelmeleri zor.
sporun insan yaşamında ne gibi önemi vardır sporsuz yaşayamaz mıyız?
Hareket azlığına dayalı yaşam biçimleri, kalp ve damar hastalıkları, şeker ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarıyla yakından ilişkili. Bedensel egzersiz, insanların sağlığını korumada (ve iyileştirmede) önemli rol oynuyor.
Basketbolcuların normalden fazla zıplamak için yaptıkları özel bir çalışma var mıdır?
Yukarıya doğru sıçramayı sağlayan kaslar bacakta diz üzerindeki ön kaslar ve diz altındaki arka kaslardır. Bu kasları güçlendirmeye yönelik çalışmalar ve özelikle sıçrama hareketleri daha yükseğe zıplamayı sağlar.
Bisikletin cinsel bölgede baskı yarattığı için erkeklerde çeşitli cinsel sorunlara yol açtığını duymuştum bu doğru mu?
Bisiklete binmenin kasıklarda veya cinsel organlarda yarattığı basıncın cinsel sorunlara yol açtığına ait bilimsel bir kanıt yoktur. Cinsel işlevler esas olarak vücut içerisindeki hormonal sinyaller ve derindeki kan damarları sayesinde gerçekleştiği için dışarıdan gelen bu tür baskılar cinsel sorunlara yol açmamaktadır.
Uzun mesafe koşularında zenci diye tabir ettiğimiz siyahi sporcular üstünlüğünü yıllardır koruyorlar. Bunun vücut yapısıyla ilgisi var mıdır? Siyahi insanların beyazlara göre anatomik olarak üstünlükleri var mıdır?
Araştırmacılar, atletlerin derilerinin rengiyle, başarıları arasında nasıl bir bağlantı olduğunu bulmaya çalışıyorlar. Gerçekte, yalnızca atletizmde değil, Amerikan futbolu ya da basketbol gibi spor dallarında da benzer bir durum var. Bu spor dallarındaki oyuncular neredeyse % 80-90 oranında Afrika kökenli. Bu durumu açıklamak için gösterilen geleneksel neden, toplumsal etkenler. Bu argümana göre, Afrika kökenliler spora yöneliyorlar çünkü, ırkçılık onları diğer işkollarından ve toplumsal etkinliklerden dışlıyor. Ayrıca, dışlanmak ve bastırılmak onlarda, beyazlara oranla daha çok kazanma hırsı uyandırıyor. Elbette bu toplumsal gerçekliğin dışında, birtakım başka nedenler arayanlar da var. Bunlardan biri, ABDli gazeteci Jon Entine. Entinee göre, Afrika kökenlilerin koşmaya ve zıplamaya doğal bir yetenekleri var. Örneğin, atletizmde uzun mesafe şampiyonlarının çok büyük bir kısmının Doğu Afrikadan, hatta Kenyadaki Kalenjin kabilesinden çıktığını söyleyen Entine, Kalenjin atletlerinin beyazlara oranla daha uzun bacaklara ve daha geniş akciğer kapasitesine sahip olmalarına dikkat çekiyor. Yanı sıra, kaslarda yavaş seyiren lif oranının yüksek olması nedeniyle, daha çok oksijen kullanma yeteneği gibi özellikleri olduğunu belirtiyor. Bunun tersi olarak, Batı Afrika kökenli olanlar, kalın ve "göze çarpan" kaslarıyla, geniş göğüs kafesleri sayesinde basketbol, Amerikan futbolu ya da kısa mesafe koşuları gibi anaerobik aktivitelerde başarılılar.

Bu sporcuların, vücutlarındaki yağ oranı daha düşük, ağırlık merkezleri yukarıda, testosteron düzeyleri yüksek, kalçaları dar ve hızlı seyiren lif oranları fazla. Bu teze karşı çıkanlar, Entinein tezindeki en büyük eksikliğin ırk ve nüfus farklılığı karmaşası olduğunu söylüyorlar. Bazı toplumlarda, kimi genlerin daha sık görüldüğü ve bu nedenle bunların diğer toplumlara oranla daha atletik ya da daha yetenekli sayılabileceği bir gerçek. Ancak, bilimadamları bunun "Afrika kökenliler koşmak için doğar" anlamına gelemeyeceğini söylüyorlar.

Genetikçilerse, insanları derilerinin rengine ya da vücut şekillerine göre ayırmanın dışında, başka kriterlere göre de ırksal sınıflandırmalar yapılabileceğini belirtiyorlar. Örneğin, kan grupları, laktoz toleransları, orak hücreleri ya da diğer kalıtımsal etmenler, yeni ırk sınıflandırmalarında temel alınabilir. Kalıtımsal olarak, bunların hepsi ırk belirlemede deri rengi kadar değerli kriterler sayılıyorlar. Ancak Entine, kendi tezine uymayan kanıtları yok sayıyor. Batı Afrika kökenli olup, Kuzey Amerikada ya da Batı Avrupada yaşayanlarla, Karaibler kökenli olanların birçok spor dalında başarılı oldukları bir gerçek. Buna karşılık, batı Afrikada yaşayan Afrika kökenliler onlar kadar başarılı değil. Bu da, baskın olanın öncelikle kalıtımsal özellikler olduğu tezine ters düşüyor.

ABDde yapılan araştırmalar, beyazlar ve Afrika kökenli ırklar arasındaki karışmalar nedeniyle, Afrika kökenli nüfusun % 30unun "beyaz" genlerden oluştuğunu ortaya koyuyor. Bir başka deyişle, Afrika kökenli ABDli sporcuların genlerinin % 30u "beyaz adam" geni. Bu durumda teze göre, Afrika kökenli ABDli sporcular, Batı Afrikadakilere oranla daha yeteneksiz olmalı. Ayrıca, her ne kadar Entine Batı Afrikalıların atlamada beyazlardan daha yetenekli olduğunu iddia etse de, üç adım atlama, yüksek atlama, sırıkla atlama ve uzun atlamada Afrika kökenliler beyazlardan daha başarılı değiller. En azından yarışmalarda elde edilen sonuçlar, öyle olduğunu gösteriyor. Spordaki başarıyla, deri rengi arasında bir bağlantı olduğuna inanmayanların sorduğu ilk soruysa "Siz bugüne kadar Olimpiyat madalyası kazanan kaç Afrikalı pigme gördünüz?" oluyor.
Scuba sistemi ile dalış yapan dalgıçlar için derinlik, su altındaki geçirilecek zaman için sınırlayıcı bir faktördür (Bühlmann dekompresyon cetveline göre 42 metre için 7dk.). Bu sınırların dışına çıkıldığında vurgun yememek için hızlı çıkmamak ve belirli dekompresyon duraklarında beklemek gerekir. Peki insanlar gibi birer memeli olan balinalar foklar vb. canlılar yüzlerce metre derinliğe inip çıktıkları halde nasıl vurgun yemiyorlar?
Öncelikle, hızlı çıkmamak kuralını her dalışta uygulamak, dalışın temel koşullarından biri (dalış sınırlarının dışına çıkılsın çıkılmasın). Vurgun hastalığı, basınç altında solunan hava içindeki azot gazının, basıncın hızla azalmasıyla (hızlı çıkış gibi) ya da dip zamanının aşılmasıyla dokularda biriken azotun, dokudan atılmadan su yüzeyine çıkılması sonucunda oluşur. Scuba dalışında (tüplü dalış) tüplerden dolayı basınçlı hava solunur. Derinlik arttıkça basınç da arttığından (her 10 metrede, 1 atm), akciğerlere giren hava miktarında da artış olur (akciğerin hacmi sabit, giren havanın yoğunluğu fazla). Yüzeyde, teorik olarak 25 lt/dk, 10 metrede 50 lt/dk, 20 metrede 75 lt/dk hava solunur. Vurgun, emboli gibi dalış hastalıklarının temel nedeni de bu basınç değişiklikleri. Scuba dalışının yanında bir diğer dalış tekniği de serbest dalış. Serbest dalış herhangi bir hava yardımı almadan, yalnızca insanın kendi nefesiyle yaptığı dalışlardır. Serbest dalışta akciğerlere yüzeyde doldurulan hava, derine indikçe azalmaya başlar. Akciğerin hacmi 10 metrede 1/2, 20 metrede 1/3 ... oranlarında azalır. Sorunuza dönecek olursak, deniz memelileri serbest dalış yaptıklarından vurgun olayı görülmez. Benzer biçimde, serbest dalış yapan insanlarda da vurgun olayı görülmez. Ancak deniz memelilerine tüplü dalış yaptırılırsa onlarda da vurgun, emboli gibi dalış hastalıkları görülebilir. Tüm bunların yanında serbest dalışta küçük bir olasılık da olsa vurgun yendiğini belirten yayınlar da var. Ancak bunun gerçekleşmesi için insanın oldukça uğraşması gerekir. Sınırlarının çok üstünde, örneğin 60-70 metrelere arka arkaya 10-15 kez dalmak gibi.

Vücuttaki kaslar, özellikle sporla veya çeşitli şekilde geliştirilmiş olanlar, sonradan azaltılabilir mi?
Yaptığımız her iş ve aktiviteyi kaslar sayesinde yaparız. Kas dokusu, kasılma ve gevşeme yeteneğinde olup vücudumuzun % 40-45'ini oluşturur. Kas dokusunun bir özelliği hipertrofi (kas liflerinin enine büyümesi) ve hiperplazi (lif sayısının artması) göstermesi. Kasların boyu, bağlı bulunduğu iskeletin boyuna bağlıdır. İskeletin gelişimiyle birlikte kaslar da uzar. Bunun yanında kasların güç üretebilmesi için liflerin de gelişmesi gerekir. Bu gelişme kasın enine büyümesiyle gerçekleşir. Sportif egzersizlerle kaslar %30-60 oranında büyütülebilir. Bu büyüme genel olarak kas liflerinin çapının artmasıyla gerçekleşir. Egzersizler bırakıldığında ya da kasların kullanılmaması sonucunda, kas atrosisi meydana gelir. Yani liflerin boyunda (enine kesitte) azalma olur ve kaslar azaltılabilir.

Halterciler ne koklar?
Haltercilerin yarışmadan önce kokladıkları madde önce amonyak. Bunu solunum yollarını açmak için kullanırlar. Ancak, bunun sanıldığı gibi fizyolojik bir katkısı yok. Yalnızca psikolojik olarak katkısı var. Amonyak pis ve biraz da keskin bir koku. Daha çok konsantrasyonu artırdığı düşünülüyor. Halterciler, antrenmanlar sırasında da amonyak koklar. Yarışma sırasında da amonyağı kokladıktan sonra tam hazır olduklarını hissederler. Bunun yanında solunum yollarını açmak için başka karışımlar da var. Ancak bunlar, dopinge girdiğinden sportif müsabakalarda kullanılması yasaktır.

İnsanlar neden var olan enerjilerinin % 100'ünü kullanamazlar. Özellikle sporcular sahip oldukları gücün hepsini açığa çıkaramazlar. Mesela yarış anında çok yorgunmuş gibi hissedilir ve enerji tam anlamıyla açığa çıkarılamaz. Ama yarışın hemen bitiminde keşke biraz daha zorlasaydım denilir. Bu neden kaynaklanır?
İnsanların enerjilerinin hepsini kullanmaları mümkün değildir. Nedeni, yaşamsal etkinlikleri devam ettirmek için bir miktar enerjiye, her zaman gereksinim duyulacağı. Ancak, antrenman yaparak var olan enerjini en fazlası (maksimal) kullanılmaya çalışılır. Sporcu bu özelliğini ne kadar geliştirirse başarı oranı o düzeyde artar. Bir yarıştan sonra sporcunun, biraz daha zorlayabilirdim diye düşünmesi, etkinlik sırasında kullanabileceği enerjisini tam olarak kullanamamış anlamını verir. Bu, motivasyon eksiliği ya da fiziksel kondisyon eksikliğinden kaynaklanabilir. Antrenmanlarda bu özelliğin (maksimal kapasite artırma) üzerinde fazla çalışarak daha iyi duruma gelinebilir.

Serbest dalışta kalp ritmini azaltmak, daha derine inebilmek için neler yapılmalıdır?
Uzun süreli adaptasyon antrenmanları yapmak gerekir. Serbest dalış antrenmanları, tamamen uyum gerektiren antrenman türlerdir. Yapılan tüm sporlarda kalp atışları artar, kaslar gelişir ve güçlenir. Serbest dalıştaysa bunların hiçbiri istenmez. Geliştirmesini istediğiniz özelliklerse kalp atışını düşürmek, tek nefeste en uzun süre sualtında daha çok kalmaktır. Tüm bunlar vücudun normal çalışmasının ters olduğundan, bu sporun yapılması çok zordur. Yapılmak istenen vücudun düşük oksijen oranlarında çalışmasını sağlamak. Bu kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bazı kişiler sualtına uyumu hızlı gerçekleştir. Bunlar hedefledikleri derinliklere kısa sürede inebilirler. Bazıları da uyumu geç gösterirler ve aynı derinliği daha uzun zamanda inerler. Ancak, sonuçta hedef derinliğe inilmiş olur. Serbest dalışta ilk olarak yapılması gereken antrenman türü, havuz antrenmanları. bu hem daha güvenli hem de daha kolay nefes kontrolü sağlar. Bedeninizi kısa mesafelerde iyice alıştırdıktan sonra daha uzun mesafe denemelerine başlayabilirsiniz. Antrenmanlar sırasında en uzun mesafeyi (örneğin 50 m dip) zor tamamlıyorsanız, mesafeyi düşürün ve bir süre daha 35 - 40 m gibi mesafeleri çalışın. Daha sonra arttırmaya gidebilirsiniz. Kolaydan başlamak her zaman daha iyi. Havuz antrenmanlarını bir süre devam ettirdikten sonra deniz (ya da göl) dalışlarına geçebilirsiniz. Örneğin havuzda 50 m dip yapıyorsanız, denizde de yaklaşık 20 mye inebilirsiniz. Bunun dışında belli bir derinlik da hedefleyebilirsiniz. Hedefiniz 40 metreyse, önce havuzda yatayda en az 100 mlik dip yapabilmelisiniz. Bu mesafeyi yaptıktan sonra deniz dalışlarına başlayabilirsiniz. Denizdeki dalmak istediğiniz derinliğin en az 2,5 katı bir mesafeyi havuzda yapmalısınız. Daha derine inmek için bacak kaslarınızın da güçlü olması gerekir. Bunun için karada dayanıklılık antrenmanları yapılabilir. Orta tempoda uzun mesafeli koşular, bisikletle uzun mesafeler almak gibi. Ancak fazla kaslanma, fazla oksijen tüketimi anlamına geleceğinden, kaslarının gelişimine dikkat etmek gerekir. Tüm bu antrenmanlar sırasın yanınızda en az bir kişinin olmasını gerektiğini de unutmayın. Bu sporda en önemli konu güvenlik. ASLA YALNIZ DALMAYIN.

Bocce sporu nedir ve nasıl yapılır?
Bu sporun kökeninin Anadolu'ya dayandığı ve MÖ 5000 yıllarında oynandığı biliniyor. İlk çıktığı yıllarda cilalanmış kaya parçalarıyla oynanan oyun, günümüzde tamamen yuvarlak ve sentetik malzemelerden yapılmış toplarla oynanıyor. Bugünkü şekliyle ilk kez Romalılar tarafından oynanmış ve "bocce" adını da Romalılardan almış. En eski spor dallarından birisi olarak kabul ediliyor.

Türkiye bocce ile 1991 yılında tanışmış, 2005 yılında "Bocce, Bowling ve Dart Federasyonu"nun kurulmasıyla bilinen spor kimliğine kavuşmuş.
Oyundaki amaç, attığınız/yuvarladığınız toplarınızın hedef topa yakın olmasını sağlamak. Rakip toplarından hedef topa daha yakın olarak atılan her top için bir puan alınıyor, 15 puan alan oyuncu oyunu (maçı) kazanıyor. Eğer rakibin topu hedef topa daha yakınsa ve sizin yuvarlamanız olanaksızsa hedef topu ya da rakip topu vurmak için de atış yapılabilmekte.

Daha fazla bilgi için Federasyon sitesini ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca bu sporun tanıtımı çok yakında dergimizde de yapılacak.
Dalgıçlar neden suyun dibine inerken azotu azaltırlar?
Azot (nitrojen) gazı, soluduğumuz havanın içinde yaklaşık % 78 oranında bulunuyor. Vücudumuza fizyolojik olarak doğrudan bir etkisi yok. Yalnızca havayı seyreltici ve taşıyıcı bir etkisi var. Normal basınç altında solunan azot gazının herhangi bir zararı yok. Ancak, basıncın arttığı durumlarda (suyun altında) solunan azot gazı bazı sorunlara yol açabilir. Basınçta bilindiği gibi suyun altına indikçe artar (her 10 metrede 1 atmosfer).
Dalış sırasında dolaşım ve solunum sistemlerindeki azot miktarı artar. Dolayısıyla dokulara giren azot miktarı da artar. Bunun sonucunda vurgun, azot sarhoşluğu gibi etkisi hemen ortaya çıkan hastalıklar yanında, etkisi uzun yıllar içinde çıkan disbarik osteonekroz (kemik erimesi) hastalıkları da görülebilir. Dalgıçlar ve bilimadamları bu durumu önlemek için çeşitli sistemler geliştirmişler. Karışım gaz dalışları ya da zenginleştirilmiş hava dalışları olarak bilinen bu sistemlerde azot gazının ya miktarını azaltmışlar ya da tamamen ortadan kaldırmışlar. Örneğin nitrox (nitrojen ve oksijenin birleşimi) sistemi. Bu sistemde amaç, nitrojen ve oksijen yüzdelerini değiştirip daha fazla suyun altında kalabilmek. Bu biçimde dalıcı, daha az miktarda azot soluyacağından, azotun yan etkilerine (vurgun derinlik sarhoşluğu) maruz kalınması önlenecek. Nitrox karışımlarında genel olarak iki karışım yüzdesi kullanılır: % 32 oksijen, % 68 nitrojen ve % 36 oksijen, % 64 nitrojen oksijen. Nitrox karışımları yalnızca sportif dalışlarda (en fazla 30 m derinlik) kullanılır. Bunun yanında daha derin yerler için trimix (Helyum+Azot+Oksijen) ya da heliox (Helyum+Oksijen) gibi karışımlara gereksinim vardır. Sanayi, askeri dalılarda ya da bilimsel araştırma (mağara, derin deniz) dalışlarında kullanılır. Karışım gaz dalışları yapabilmek için öncelikle karışım gaz dalışı eğitimi almanız gerekir.

Halk arasındaki basketbol boyu uzatır tabiri doğru mudur?
Basketbolun boy uzattığına dair bir bilimsel veri bulunmuyor. Ancak, erken yaşlarda yapılan bu tür sporların genel vücut gelişimine olumlu katkısı bulunduğuna inanılıyor.

Matematik ve sporun ilişkisi?
Matematik bilimini yaşamın tüm alanlarında görmek mümkün. Sporla matematik birçok yönden ilişkilendirilebilir. Örneğin taktik çalışmalarda takımdaki bireyleri nasıl hareket edeceğini geometrik yöntemlerle açıklayabilirsin. Örneğin futbolda dar alanda üçgen kurup paslaşmak, hentbolde hücumu yarım daireler üzerine kurmak gibi. Tüm bunlar matematik bilimi temeline dayanır. Bunun yanında yapılan bir hareketin mekaniksel özelliklerine bakılmak isteniyorsa, bunun mekanik davranışını gösteren bir matematiksel model ortaya konur. Bu matematiksel model yardımıyla hareketin benzeşimi (simülasyon) yapılarak sporcunun gerçek yaşamında yapamadığı hareket yaptırılarak sonuçları gözlenebilir.

Neden dalgıçlar denize atlarken arkaları denize dönük ve sırt üstü bir şekilde atlarlar?
Dalgıçlar suya girerken çeşitli teknikler kullanırlar. Bu teknikleri üzerlerindeki ağır malzemelerden dolayı suya güvenli biçimde girmek için kullanırlar. Kıyıdan yürüyerek suya girilecekse, tüm malzemeler kuşanıldıktan sonra geri geri yürüyerek suya girilir ve uygun derinliğe gelince yüzme pozisyonuna geçilir. Suya tekneden girilecekse, suya atlama kısmına gelip, sıçramadan ileriye doğru geniş bir adım atılarak ayaküstü suya girilir. Böylece hem malzemelerin bir yerlere takılması önlenir, hem de dalgıcın üzerindeki ağırlık dalgıca zarar vermez. Eğer küçük bir bottan suya girilecekse, botta ağaya kalkmak ve dengede durmak zor olacağından, botun kenarından denize sırtüstü atlanır. Böylece tüpün ağırlı ilk olarak suya girer ve vücuda bir zarar vermez. Tüm suya giriş tekniklerde amaç dalgıcın güvenli biçimde suya girmesini sağlamaktır.

Yüksek dağlara tırmanmanın insan sağlığı üzerinde ne gibi olumlu veya olumsuz etkileri vardır. Hangi metreden sonra yükseklik tehlikeli olabilir? Hangi hastaların yüseklere tırmanması tehlikeli olur?
Yükseğe çıktıkça aldığımız her solukta oksijen molekülü sayısı azalır. Bu da, vücudumuzun gereksinim duyduğu oksijeni alabilmek için daha fazla solunum yapması anlamına gelir ki, ne yazık ki bu fazla ventilasyon da vücudun deniz seviyesinde aldığı oksijeni almasını sağlamaz. Vücudun bu duruma alışması için bir süre gerekir. Bu nedenle çok hızlı yükselmemek, vücudu yüksekliğin etkilerine alıştırmak gerekir. Bu sürece aklimatizasyon denmekte. Yüksek irtifa dağcılığında en sık rastlanan hastalık akut dağ hastalığıdır (ADH). ADH, genellikle 3000 m'nin üstüne çıkanların yaklaşık % 75'inde hafif belirtilerle kendini gösterir. ADH'ye yakalanma yüksekliğe, yükseliş hızına ve kişiye göre değişir. Aklimatizasyon sırasında birçok kişi hafif de olsa ADH geçirir. Belirtileri baş ağrısı, baş dönmesi, kırgınlık ve uyku bölünmesidir. Hafif ADH, vücut yüksekliğe alıştıktan sonra birkaç gün içinde geçer. Bu belirtiler hafif olduğu sürece tırmanışı etkilemez. ADH'den korunmanın en etkili yolu, alçalmaktır. Bunun için daha önce aşılan bir yüksekliğe inip geceyi orada geçirip, tekrar yükselmek önerilir. Ayrıca, aspirin gibi kanı sulandıran ilaçlar da kontrollü bir biçimde kullanılabilir. Ancak, ADH şiddetli olduğunda ilaç tedavisine yanıt vermeyen bir baş ağrısı, bulantı ve kusma, yorgunluk ve güçsüzlük, koordinasyon bozukluğu gibi durumlar ortaya çıkar. Böyle bir durumda derhal alçalmak gerekir. 300 - 600 m kadar alçaldığında hastanın durumunda gözle görülür bir iyileşme sağlanır. ADH'nin en şiddetli haliyse akciğer ve beyin ödemiyle kendisini gösterir ve anında müdahale edilip kişi aşağı indirilmez ve ilaç verilmezse ölümle sonuçlanabilir. Ne var ki, bu kadar ciddi rahatsızlıklar ancak çok yüksek dağlarda görülür.

Dağcıların karşılaştıkları diğer önemli rahatsızlıklarsa, hipotermi (vücut sıcaklığını düşmesi) ve uzuvların donmasıyla kendini gösteren don ısırığıdır (frostbite). Adlarından da anlaşılabileceği gibi, bunlara yol açan şey soğuk hava. Bu nedenle dağda ısı kaybına çok dikkat etmek gerekir. Islaklık da bunların ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

Genellikle kimse yaklaşık 2400 m'ye kadar bir sorun yaşamaz, ancak yine de yinelemek gerekir ki bu rahatsızlıklar kişiden kişiye göre farklı aşamalarda kendini gösterebilir. Yine de kalp hastaları ya da ciddi kan rahatsızlıkları olanların herkesten bir parça daha dikkatli olması gerekiyor.
Kuşkusuz, dağcılık ciddi bir spor ve dağların şakası yok. Bu nedenle dağlara gitmeden önce kentte de kondüsyon ve dayanıklılık antrenmanları yapmakta yarar var. Antrenman yapmak da vücudumuzu zinde tutmamıza, kaslarımızın ve akciğer kapasitemizin gelişmesine katkıda bulunur. Üstelik dağlarda olmanın verdiği keyif ve sağlıklı ortam da kendimizi çok daha iyi hissetmemizi sağlar.


Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız

Yazar & Kaynak: Aslı Zülâl, Bülent Gözcelioğlu, B. Duygu Özpolat, Elif Yılmaz, Ferda Şenel, Sadi Atılgan, Serpil Yıldız

Digg this Post! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post!
Eklenme tarihi: 6-6-2007  Okunma: 4104

Ekleyen:  hasan günal

Bu Makaleye Verilen Puan:    Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar Makaleye verilen puanlar
Bu Makaleye Puan Ver  

Bölüm Başlık Kullanıcı Yorumları


Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !
Reklam Netinternet
Bazı hakları saklıdır: İçeriğin editör ve yazarlarımız tarafından oluşturulan kısımları ve site tasarımının hakkı saklıdır.  Bu sayfa en iyi 1280x1024 ve 1024x768 çözünürlükte izlenir.
Powered by BilgiPortal v2.2
Emlak Yorumlar Müzik estetik