Anasayfa > Genel Alan > Teknoloji

Teknoloji




Bu gün küçük büyük hepimizin kullandığı cep telefonlarımız var ve inanılmaz bir iletişim aracı, nerede ne zaman olduğumuzu, haber alıp verme özgürlüğümüzü engellemeyen, her an alo diyebileceğimiz bir araç.
Uzağımızda olan birinin doğum gününü yazacağımız güzel bir mesajla kutlayabilir, sevdiğimize onu sevdiğimizi hemen söyleyebiliriz, büyük kolaylık.
Ama bununla beraber bende sımsıcak bir hava estirmiyor bu alış veriş.
Eğer çok nostalji yaşıyorsun demezseniz, bana doğum günümde verilen bir gül, sevdiğim birinden el yazısıyla kendi seçtiği bir kart, dokunabilirlik sıcaklığını yaşatacak ve daha muhabbetli olacak kanısındayım.
Günümüz şartlarında hep çabuk yaşamak zorundayız, çabuk yürüyoruz, çabuk konuşuyoruz çabuk yiyoruz, zaten bir sürü şeyin keyfini alamıyoruz, ama sevgimizi sunarken bu kadar aceleye gerek yok ki, daha estetik olanı seçebiliriz.
Bir çoğumuzun kullandığı internet ağı dünyanın bir ucunda olan dostumuzla konuşma, yazışma, ve anında haberleşme imkanı sağlıyor.
Seçtiğiniz bir sohbet odasında saatlerce sohbet edebiliyor hatta arkadaş, dost, sevgili bile edinebiliyorsunuz, hiç birini de lafım yok hepsi güzel.
Uzağı yakın eden, hasretleri bir nebzede olsa dindiren maddi yada manevi sebeplerden dolayı ziyaret edemediğimiz yakınlarımızla dostlarımızla öylede olsa söyleşmek güzel.
Ama söylemek istediğim bilgisayarın ekranından bize sunulan bir çiçekle, elimize verilen aynı sıcaklıkta değil, belki kelimelere sığdıramayacağımız sevgimizi gözlerimizle ifade edebiliriz, bu klavyenin tuşlarıyla mümkün olmuyor.
Bu noktada teknolojinin nimetleri bana soğuk geliyor...
İnkişaf sağlanırken bizim duygularımızı soğutmasın olduğu kadar olsun anlayışı bizi her gün bir adım daha duygusal anlamda geri çekecektir, belki bir süre sonra şu anda yazdığımız mesajları bile yazmayacağız, belki o bile bize vakit kaybı gelecek.
Hem hepimiz bu modern çağa aynı anlamda ayak da uyduramaya biliriz, bir çok büyüğümüz cep mesajlarını okumayı yada internette caht yapmasını bilmez, onlar ziyaret edilmek ister ellerinin öpülmesini ister, onlar sevgimizi başka türlü göremez, aynı toplum içinde ayrı diller konuşan yabancılar olmak gibi, sevgi dilimiz değiştikçe anlatmakta da anlamakta da zorlanıyoruz.
Müzik dili evrenseldir denir bir anlamda katılıyorum ama, ingilizce bir şarkı dinlerken belki nağmeleri bana keyif verir, anladığım dilde söylenen bir eserden alacağım hazzı neye değişebilirim?
Hangi medeniyeti yaşarsak yaşayalım içimizde ki sevgiyi ifade ediş şeklimiz değişmesin, seni seviyorum demek için hiçbir kanala araca aracıya ihtiyacımız yok, sadece yüreğimiz bunu en güzel anlatacaktır.
Psikologlar sizin tesellinize ihtiyacı olan yakınınızı teselli ederken ona dokunun temas yüzde yüz sonuç verecektir der.
Bence de çok haklılar, sıcaklık görülmeli hissedilmeli bu gün bunu biraz kaybediyor gibiyiz.
Biraz eskiye dönersek yürünecek mesafeler gözümüzde o kadar da büyümezdi, şimdi neredeyse adım aralığında olan duraklar, şahsi arabalarımız bize yürümeyi unutturdu, yağmurda dolaşmayı sevenimiz bile arabasıyla dolaşıyor.
Aslında günün elektriğini üzerimizden atmak gerilen vücudumuzu biraz rahatlatmak için belki de ıslanmaya, birkaç kilometre yüremeye ihtiyacımız var, teknolojiyle gelen rahatlık bir şeylerden vazgeçirdi bizi...
Evlerimizin baş köşesine koyduğumuz televizyolarımız sevdiklerimizle paylaşacağımız zamanın en birinci ortağı değil mi?
Ondan arta kalan zamanı beklemek zorundayız, ya iyi bir film ya spor ya bir magazin programı bizi belki ikinci belki üçüncü sırada bırakmıyor mu?
Neredeyse ayak üstü konuşur olduk, bütçemiz elverdikçe her odaya bir tane  daha tv yerleştirerek aile kendi içinde kendince bir hayat oluşturuyor.
Ben çok eski kafalı biri değilim ama, bir yandan gelişirken küçülmek sıkışmak istemiyorum.
Bilmiyorum, belki ölçülerde denge kuramıyoruz, içine sevgimizide koyabileceğimiz bir mektup yerine iki satırlık mesajı tercih ediyor, bazen üç blok yanımızda olan bir arkadaşımıza bir kahvelik zamanı telefon ederek kapatıyoruz.
Her iki şekilde de iletişim sağlanıyor, ama aynı mı oluyor...?
Bir muhabbet kuşum var adı yağmur inanılmaz tatlı bişey, onu elime alıp konuştuğum zaman ne yapacağını şaşırıyor sanki çıldırıyor sanırısınız, uzun süre ilgilenemezsem yanına gittiğim de bana arkası dönüyor, o bile uzaktan sevgiyi anlamıyor, ne garip halbuki o sadece bir kuş..
.
YETERLİ ZAMANIM YOK DEME, POSTÖR, LEONARDO DA VİNCİ VE EİNSTEİN DE GÜNLERİ 24 SAATTİ...
İlerleyen dünyamızda gelişmek zorundayız, bunun aksini söylemek aptalca olur, bizi kolay yaşatacak her şeyi bulanda biziz, hepsinden de faydalanacağız bu çok tabii, sadece yüreklerimiz temasını kaybetmesin diyorum...
Teknoloji hızla esen bir rüzgar, yelkenlerimizi sevgiye göre ayarlarsak hem o rüzgarın bizi itmesine izin verir hem de birer makine olmadan devam ederiz.
Bir de toplumca ayrı bir sıkıntımız var, tüm bu nimetlerden faydalınırken gelen faturalardan pek dertliyiz, çoğumuzun bütçesini tarumar eden çok şeyi kısmamıza sebep olan bu çağdaş yaşam bir yandan ilkelliğe götürüyor.
Maaşını alan biri yüz milyon sadece cep telefonunun faturasına verince, biraz eskiyen ayakkabısıyla idare edecek ya da biraz boğazından fedakarlık edecek, kolay değil tabii her nimetin bir külfeti var işte.
Bir taraftan bütün bu kolaylıkların rahatlığını yaşamak bir yandan da yakından takip gibi bir rahatsızlık oluştu hepimizde, bir yıl evvel aldığımız çamaşır makinamız yenisi çıkınca eski oluyor, niye, çünkü yeni çıkan daha çok düğmeli.
Plazma televizyonu olmayan açmış gibi ağlıyor, ona sahip olanda dev akranım yok diye sızlanıyor, inanılmaz bir yarış iyi de kimlerle koşuyoruz, hani bir söz var ya kaza bakıp da diye.
Iki yıl evvel bulaşık makinası almış bir yıl sonra firma bir program daha ilave etmiş yenisini çıkarmış, olmuşken ondan olsun zihniyeti devrede tabii, olsun ne diyelim, ama ona ilave edilen program kristaller için özel bir yıkama sistemi işine yarayacak mı, ya da senin kaç parça kristalin var?
Şimdi buradan sevgilerimi yollamak istediğim bir arkadaşım var ne zaman sezon sonu indirimi varsa onu çarşıda bulurum, bazen birlikte de gezeriz, eğer beğendiği bir şey yarı yarıya ucuzlamışsa hemen alır ama bedeni ona uymaz yada modeli hiç tarzı değildir hiç önemli değil ucuz der, alayım da bulunsun.
Şimdi bu yolda yürüyoruz, alalım da bulunsuna bir ton para yatırıyor ve gerçekten kullandığımız fanksiyonlarsa hiç değişmiyor.
Şöyle bir kendimizi yoklayalım, kaçımız müzik setimizin ne kadar özelliği var biliriz, kaçımız televizyonumuzun bütün özelliklerinden faydalınırız, tabii aramızda bilenler de vardır ama bu sayı çok yükseklerde seyretmiyor, ama olsun almışken son sistem olsun…
Şimdi bu sadece bizim milletimize has bir davranış değil, bu gün yeni dünya diye isimlendirdiğimiz Amerikada bile çok enteresan hadiseler yaşanıyor bu anlamda.
Bir mikro dalga kullanıcısı amerikan mahkemesine fırını üreten firmayı dava ediyor, bu anlattığım hikaye değil gerçek bir olayı naklediyorum, bunu belirtiyorum çünkü hikaye gibi bir şey.
Dava  konusu şu, bu tüketici aldığı micro dalga fırında yıkadığı kedisini kurutmak istemiş, ve içine yerleştirdiği kedisini bir süre sonra içinden ölü olarak çıkarmış.
Firmayı dava etme sebibine gelince kullanım klavuzunda içinde kedi kurutulmaz ibaresi olmayışı...
Buraya kadar neyse dedim de, bir de bu hanım davayı kazanmış düşünebiliyor musunuz?
Mahkeme üretici firmaya bir miktar para cezası veriyor ve bundan sonra ki her micro dalga fırının kullanım kulavuzuna içinde kedi kurutulmaz ibaresinin yazılması şartını koyuyor.
Hiç gülmeyin burası da Amarika…
Ilerleyen dünyamızda eskiden kullandığımız aletlerin üzerinde bile uyarı yazıları var, ve gerçekten okudukça insanın kendini aptal hissetmesini sağlıyor, mesela ütünün üzerinde kıyafetlerinizi üzerinizdeyken ütülemeyin, donmuş bir gıda maddesinin üzerinde buzunu çözmeden yemeyin.
Teknoliji mi komik acaba?
Yoksa bizim aklımız teknolijiye yetişemediği için mi bu uyarılar yapılıyor, bunlara hiç gerek yok demek istiyorum ama kedi örneği de var dememi gerektiriyor.
Bu günkü teknolijinin en son ürettiği arabanın sahibi olsanız, ülkemizde ne kadarından faydalanabilirsiniz?
Saatte beşyüz km yapsa ne yapmasa ne, hani yol?
Dünya harikası telefonu al cebine koy istersen milyar öde, kapsama alanı dışına çıktın mı alo demiyor ne yapacaksın?
En değerli bilgileri içeren bir kitabın olsa eğer okumayı bilmiyorsan faydası yok, önce okumayı sökmek lazım.
Yani bir şeyler başa baş gitmek zorunda, uzandığımız her ne ise önce bize uymalı bizim bütçemizi delmemeli, biraz beynimizi de çok aşmamalı ille de içinde olmak için, üstü şişane altı keşane görüntüsünde kalmak biraz tuhaf duruyor:)
Bir kafesin içine koyduğu tavşana niyet çektiren ve sanıyorum kendine harçlık yapmaya çalışan, o soğukta elli bin lira verecek de biri gelecek bana da şu tavşan bir niyet çeksin diyecek diye bekleyen adam da bir yandan cep telefonuyla muhabbette, hem de öyle uyduruk makine falan değil, benim diyen adam zor alır…
Yahu sovan soysak gözümüz ağlar, memleket bu kadar vahim bir durumdayken kuruduk kaldık bir damla damlamaz oldu gözlerimizden hatta gülüyoruz üstüne.
Gönlümüz hepimizin en güzeli yaşamasından yana, kimse buna layık değil falan demiyorum, sadece bu yorgandan bu ayak çıkar diyorum.
 
Tavus bülbül gibi öteyim derken kendi ötüşünü şaşırmış
Baca vapur gibi tüteyim derken kendi tütüşünü şaşırmış
Karga kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış...
Ne diyelim Allah şaşırtmasın.
Hangi birinden anlatsak bir parçası dram gibi, birde deli rüzgar gibi esen banka kartlarımız var visa kart gold kart vs. öyle bir hastalık ki, sanki kullanırken başka birinin parasını harcıyorsun, başın sıkıştı git atm ye ver de al, yok öyle istemedin gir bir mağazaya ne beğendin al çık, pespenbe bir dünyası var.
Amaa sıra geldi ödemeye, o da kolay ödenecek miktar her zaman bize uyan miktardır, eğer kullandığımız paranın tamamını kapatamıyorsak o ödenecek miktarı yıllarca öderiz hiç kaçışı yok, bir lira harcadık bin lira ödedik ama olsun biz geri mi kalalım şimdi.
Bir ara araba kredisi furyası vardı, otmobil satışları tavan yaptı, tabii krediyi almak hoş da geri ödemesi nahoş, bir süre sonra bankalar galeri görüntüsündeydi krediler ödenmedikçe bankalar arabalara el koydu, diyorum ya komedi desen değil dramsa her seferinde aynı sahne ne diye oynanır?
Italyan koltuklarımız çin halımız fransız tüllerimiz içinde zeytin şiş yiyoruz üstüne de elimiz de kürdanla dolaşıyoruz…
Her şeyin en iyisi hepimizin olsun sadece en iyi kullanabileceğimiz zamanı seçmek önemli, ülkemizde elektrik parasının tavanlara vurduğu her fatura da evin reisin evde bale yaptığı günleri yaşıyoruz, bu durumda evin her yanını spot lambalarla aydınlatmak yada o spotları yaptırıp kullanamamak bence sadece gösteriş amaçlı, bak bende de var demek için kendimizi zora sokmak, teknolijiden bu şekilde faydalanmak çok teknolijik olmuyor.
Dediğim şu, hepsinden yararlanacağız bu çok doğal, ancak biraz yavaş olsak biraz daha hazmederek yürüsek hem biz bu kadar sarsılmayacağız hem bilerek hem de hakikaten zevkle kullanan olacağız.
Hayatımızın her yerinde sayfa sayfa açılan bu gelişmişlik, dilimize de girdi, yarı İngilizce yarı Türkçe kurduğumuz cümleler de başka bir alâmeti şahika.
Baştan sona Türkçe yaptığımız muhabbeti bye diye bitirmemiz, anlamadığımız yerde vat diye bağırmamız, yarın görüşelim diyen arkadaşımıza tamam yerine yes dememiz bizi epey ilerletti yabancı dili çözmek bağlamında, şimdi yes deyince aklıma bir şey geldi,
Geçen gün markete girdim et alacam, ama almak istediğim etin adını hatırlayamadım, yanımda da üniversite öğrencisi oldukları hallerinden belli iki kişi sıra bekliyor.
Hemen reyonda görevli bir arkadaş geldi dili biraz peltek buyrun dedi, ben rosto yapmak istiyorum uygun bir et verebilir misiniz?
Tabii dedi ama inanılmaz bir eda var, rostonun eti dövülür dedi niye biliyor musunuz?
Hayır dedim ama sanırım kolay pişmesi içindir no dedi et pişince küçülür dövünce bu olmaz, sağ olun dedim ben de bilgilendim sayenizde, yesss dedi ama unutmayın çünkü bu önemli bir bilgi.
Hiç unutur muyum hem İngilizce hem Türkçe anlattın birini unutsam birini hatırlarım elbet…
Üniversiteli gençler kendilerini tutamadılar gülüyorlar aman susun dedim çağ atlıyoruz kolay iş değil.
Işte böyle atlaya zıplaya çekirge misali ilerlemekteyizdeen az zaiyatla kapatsak bütün mesele burada, tezatlara düşmeden kavrayabildiğimiz ölçülede ilerlemek güzel…

Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız

Yazar & Kaynak: Sevinç İNAL

Digg this Post! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post!
Eklenme tarihi: 8-6-2008  Okunma: 665

Ekleyen:  sevinç

Bu Makaleye Verilen Puan:    Bu makaleye puan verilmemiş.
Bu Makaleye Puan Ver  

Bölüm Başlık Kullanıcı Yorumları


Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !
Reklam Netinternet
Bazı hakları saklıdır: İçeriğin editör ve yazarlarımız tarafından oluşturulan kısımları ve site tasarımının hakkı saklıdır.  Bu sayfa en iyi 1280x1024 ve 1024x768 çözünürlükte izlenir.
Powered by BilgiPortal v2.2
Emlak Yorumlar Müzik estetik