Ne güzeldi çocukluğumuz değil mi?
Yoksul olmamızın bile önemi yoktu.Sadece çocuktuk,hepsi bu.
Peki,neden güzeldi o günler?
Ve neden özlem duyarız çocukluğumuza?
Çünkü hesapsızdık.Saftık.Masumduk.Doğanın efendisi değil,bir parçasıydık.Hayallerimiz,hedeflerimiz çocukçaydı.İhtiyaçlarımız çok azdı.Çok kolay doyuma ulaşıyorduk.İçten gülüyorduk.İçten seviyorduk.Kötülük düşünmüyorduk.Yalanlarımız bile çocukluğumuzu korumak içindi ve pembeydiler.
Sonra büyüdük.Büyüttüler bizi daha doğrusu.Ve kendimizi her yandan kuşatılmış,her yeri tehlikelerle dolu bir ormana,yani hayatın içine attılar.Ve orada her şeyi öğrenmek zorunda kalarak kirlendik! Rekabet etmeyi,çok çalışmayı,yalan söylemeyi,hırsı,entrikaları,parayı,başkalarını ezmeyi,kendimizi yüceltmeyi öğrendik.Ve öğrenmeye devam ettik.İntikamı,bize ait olmayanı almayı,hesaplı sevgileri,başkalarının hayatlarını çalmayı,ahlaksızlığı,büyüklere has o çoğu zaman hesaplı saygısızlığı,insanların gözlerinin içine yüreğimizle bakmamayı öğrendik.
Sonra ne mi oldu dersiniz?
Olan şu! İnsanlığımızdan çıktık.Doğadan ve kendimizden koptuk.İçimizdeki o çocuğa,yani asıl kendimize yabancılaştık.Ve mutsuzluğa mahkum ettik kendimizi.
Evet,hayat elbette ki ileriye doğru akar.Yasa bu.Ancak biz ileriye mi gittik acaba insani değerler açısından? Hiç sanmıyorum.İçimizdeki çocuktan ne kadar uzaklaşırsak,insani değerlerden de o kadar uzaklaşmış oluyoruz çünkü.Sonra kişisel gelişimcilerle psikiyatristlere koşturuyoruz,aman efendim beni yeniden insan haline getir diye.
Ama olmuyor tabii ki.
Çünkü anahtar bizim elimizde.Anahtar,uzak geçmişimizdeki çocukluğumuzda saklı.O muhteşem saflık ve masumiyette saklı insanlığımız.
Onun için geriye diyorum,geriye doğru gidelim.Hepimiz!