|
| Makaleler |
| Toplam Makale |
2749 |
| Yayında |
2589 |
| Bekleyenler |
160 |
| Görüntüleme |
11402748 |
|
|
|
Sağım Solum Sobe
SAĞIM SOLUM SOBE… Dr.Ceyhun İRGİL “Tek tanrılı dinlerin geniş kitlelere ulaşma arzusu, dinin herkesi kucaklama hevesi, kaba milliyetçiliğin seçkinci ve ayrımcı dinamikleri ile bağdaşmaz.” Kaba milliyetçilik bugün “ırkçılık” ile eşdeğer tutulmaktadır. Arkaik kültürde yaratılan ve pagan yaşamın omurgası olarak kaba milliyetçilik tek tanrılı dinler öncesinde popülaritesini korumuştur. Pagancı iktidarlar için ortodoks düşüncenin felsefik mayasıdır kaba milliyetçilik... Irkçı milliyetçi tek tanrılı dinler ile çelişkiye düşer. Tek tanrılı dinlerin geniş kitlelere ulaşma arzusu, dinin herkesi kucaklama hevesi, kaba milliyetçiliğin seçkinci ve ayrımcı dinamikleri ile bağdaşmaz. Bu nedenle ırkçı milliyetçiler genellikle din öncesi dönemlere atıfta bulunurlar. Cezayir Kartaca’ya, Mısırlılar firavunlara, Iraklılar Babil’e, Türkler Orta Asya ve Göktürkler’e atıfta bulunurlar. Bu örnekleri çoğaltabilirsiniz. 2. Dünya Savaşı sonuna kadar pervasızca kabul gören ve hiç de yadırganmadan yeryüzünde büyük kitleleri etkileyen kaba milliyetçilik Hitler’in kafasına kurşun sıktığı gün lanetlenmeye başlandı. Berlin düşene kadar milyonlarca insanın kanına giren ırkçı milliyetçilik bugün artık azgelişmiş ülkelerin ve Afrika kabilelerinin tekelindedir. 1950 ve sonrasında “çiçek çocukları”nın yetiştiği yıllarda milliyetçilik üzerindeki zırhları, elindeki kılıçları bıraktı. 1968 Kuşağı , Marksist felsefe ile halvet olunca milliyetçilik ,gericiliğin simgesi haline geldi. 1968 ve sonrasında artık milliyetçilik neredeyse ayıplanan bir idelojik görüştü. Sol diyalektik için, despotizm ve faşizm ile eşanlamlı kullanılan bu “light” milliyeçilik bile halklara ve azınlıklara karşı, insanlığın önündeki en önemli engeldi. Gerçektende solun söylemi ister sosyalist, ister komünist olsun , kaba milliyetçilikten daha sevimli ve paylaşımda daha hakça bir düzeni savunuyordu. Sağın kırsal dayanaklı,geleneksel ve töre adaplı (ve nispeten) daha az entellektüel gençlerinin “ulusçu” yaklaşımı ile, “halkçı” düzeni savunan, sınıf temelli, kapitalizme ait ne varsa “baştan” ve “kökten” reddeden entellektüel solun kavgası fikir boyutundan silahlı çatışma boyutuna geçti. Artık bugün için “romantik ve fantastik sol” olarak değerlendirilebilecek ayakları yere basmayan, kendi halkları ve kültürü ile çatışan sol ile, sokaklarda, okulda, meydanlarda karşılaşan sağ çatışma içindeydi. Ne gariptir ki , birbirlerini kıyasıya döven bu radikal yaklaşımların varlığını sürdürebilmesi için birbirine muhtaç olmasıdır. Daha da garip olanı ise, bu görüşlerin birbirine yakınlığıdır. Şiddetle birbirini lanetleyen sağ ve solun pratikte, iktidar payını aldığında, despotizm, antidemokratik, antihümanist payda da buluşması tarihin bir cilvesi midir, yoksa iktidarda kalmanın başka yolu yok mudur? “Liberal iktidarlardaki “sermaye gücü” , solun iktidarlarında “polit büro veya parti” özünde tek yumurta ikizidir” İnsan haklarının, evrensel değerlerin, birey haklarının en ateşli savunucusu olan sol söylemin, temel direklerinden biri de ulus devletin “sert çekirdekli saldırgan” tavrını eleştirmesidir. Tarihin garip bir cilvesi olarak yorumlanmalı herhalde, ama sol iktidarların pratik halkçı uygulamaları ile vahşi kapitalizmin “sermaye odaklı” tutumu arasında pek fark yoktur. Her iki pratikte “insan” mutsuz olmuştur , her ikisinde de “insan” ikinci planda kalmıştır. Liberal iktidarlardaki “sermaye gücü” , solun iktidarlarında “polit büro veya parti” özünde tek yumurta ikizidir. 20.yüzyılda bile varlıklarını sürdüren krallıklar ve faşist despotlarla, tek parti veya tek adamlı sol iktidarların ne farkı var? Psikolojide her renk için bir açılım tanılanabilir. Örneğin, “kırmızı” saldırganlığın,şiddet ve kanın simgesidir. “Mavi” huzur ve birlikteliği tanımlar. Bunun konu ile ne ilgisi var diye düşünebilirsiniz. Sağ ve solun bir elmanın benzer yarısı olduğu anlatmanın bir yolu da önder ve taraftarlarının psikolojisini irdelemek ile ortaya konabilir.Sol, sağı saldırganlık ve şiddet ile suçlar. Ama ne ilginçtir ki, dünyadaki bir çok sol- marksist parti ve hareketin bayrağı kırmızıdır. Hatta komünistler için kısaca “kızıllar” tabiri kullanılır. SSCB, Çin gibi simge bayrakları düşünün, bir de demokratik yapılanmalarını hatırlayın. Ben hiçbir zaman kendimi sağcı olarak hissetmedim, ama dünyadaki sol pratiklere baktığım zaman doğrusu solcu da değilim. Küba’nın tek adamı Castro sol söylemin simgelerinden biridir. Ama neden Castro hep iktidardadır, neredeyse yarım asırdır üzerindeki askeri üniforma neden çıkmamıştır. Amtimilitarist sol söylem ile Castro’nun yarım asırdır beynimize kazınan askeri görüntüsü nasıl örtüşebilmektedir? Bu görüntüsü ile Castro’nun , Güney Amerika’nın diğer faşist diktatörlerinden ne farkı var? Sosyalist Arap lider Kaddafi’nin, sol dikta partisi Baas’ın despot lideri Saddam’ın, komünist Mao’nun, efsane Stalin’in, sosyalist Suriye lideri Hafız Esad’ın, milyonlarca yurttaşını öldüren Vietnamlı komünist lider Pol Pot’un, Kuzey Kore liderlerinin, Arnavutluk ve Afrika’nın sosyalist iktidarlarını hatırlayınca sosyalizm ile faşizm arasındaki farkı bulmak hiç kolay değil... Ne büyük çelişkidir ki, “halk iktidarları” olarak yönetime gelen bu sol yönetimler bu yüzyılın “despotizm” kaleleri oldular. Bu sol despot iktidarlarda ilk ayak altına alınan demokrasi oldu. Bu sosyalist iktidarlar neredeyse kralları aratır uygulamalar yaptılar. Tam bir gelen, gideni aratır durumu... Sadece halkın temsil gücünü elinden almakla kalmadı bu iktidarlar, sol söylem adına çok da kan akıttılar. İnsan hakları ayaklar altına alındı. Kapitalist ülkelerdeki insan hakkı ihlalleri için hiç olmazsa bağımsız mahkeme yolu varken, bu sol iktidarlarda “ses çıkarma” olanağı bile yoktu. Tüm despot uygulamalar, insan hakları ihlalleri ne garipdir ki hep “halk için” ve “halkların kardeşliği” için yapıldı. “ideolojiyi” yükselttiler, ama “insanı” alçalttılar Liberal ülkelerde iktidarlar hep değişti ama düzen hiç değişmedi. Sermaye emek çatışması bitmedi,bitmeyecek. Parlamentolar özgür bireyler tarafından çok seçenekli aday listeleri içinden seçimle göreve geldiler. Sivil toplum örgütleri tarafından denetlendiler. Gün geldi tek bir bireyin çabası ile, gün geldi basının ve kamuoyunun baskısı ile yaptıklarının hesabını verdiler. İktidarlarını kaybettiler. Ama insanca değerlerin savunucusu ve halk iktidarlarının simgesi sol liderler koltuklarına yapıştılar, iktidarı ya yandaşlarına ya da krallar gibi çocuklarına bıraktılar. Göstermelik seçimlerle tek partili parlamentoların dünyadaki nadir örnekleri olarak kaldılar. En önemlisi “ideolojiyi” yükselttiler, ama “insanı” alçalttılar. Ve sonunda “insanlar” isyan etmeye başladı. Yarım yüzyıl önce aynı isyan ile despotlara, sömürgecilere karşı çıkan bu insanlar, şimdi kendilerine cennet vaad eden sola karşı kenetlenmişti. Sağ despotizme alternatif olma iddiasını gerçekleştiremeyen sol, insan alt yapısı gelişmiş toplumlarda hızla kan kaybetti ve neredeyse aylar için yıkıldı. Cehaletin ve fakirliğin kol gezdiği ülkelerde hala umut olmaya devam eden sol ve sağ despotlar şimdilik iktidarda... Sağ ve solun bu benzer iktidarları bu yüzyılda yeryüzünden silinecek gibi görülüyor.
Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız
Yazar & Kaynak: ceyhun irgil
Eklenme tarihi: 13-2-2008 Okunma: 157
Ekleyen: ceyhun irgil
|
| Bu Makaleye Verilen Puan: |
Bu makaleye puan verilmemiş.
|
Kullanıcı Yorumları
Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !
|
|
|