Anasayfa > Tarih > 1954 Seçimleri ve Demokrat Parti

1954 Seçimleri ve Demokrat Parti




 

ÖNSÖZ

 

 

     Demokrasi; ne olduğu yada ne ifade ettiği üzerine henüz tam olarak ortak bir noktada buluşulmayan kavram. Ama her dönemde popülaritesini koruyan, hele özellikle de 21. yüzyıla damgasını vuran yakın zamanımızın da değişmeyen siyasi yönetim tarzı olma serüvenini koruyan anlayış. Yakın tarihimizdeki Irak savaş’ının nedeni olarak gösterilen, hala da Demokrasi adına bir çok ülkenin baskı altında bulunması gerçeği, bu kavramın ne denli karmaşık olduğuna kanıt olarak gösterilebilir.

 

      Demokrasi’nin Türkiye’deki  serüveni ise, karmaşık olduğu kadar kararsızlık da arz eder. Bir imparatorluğ’un çöküşünden sonra yeni bir devlet’in kurulması ve yine monarşik yapının değişmesiyle beraber gelen Cumhuriyet anlayışının doğal sonucu olarak gelişen Demokratik hayat. Ancak; Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulanan baskıcı politikaların, demokrasi’yle bağdaşmamasına rağmen yeni devlet’in oturması için bu uygulamaların doğru görülmesi, demokrasi kararsızlığının en açık delili olsa gerek. Lakin; Türkiye Cumhuriyet’inin, kuruluş aşamasındaki bu anti demokratik yaptırımlar ve tek parti’nin varlığı ileride doğacak büyük bir muhalefet’le son bulacaktır.

 

       Demokrasi; özellikle de Türkiye’de belirli dönemlerde muamma göstermektedir. Türkiye’de belirli dönemlerde Demokrasi’nin hep geldiği söylenilmiş; ancak ne zaman, nereye, nasıl gittiğini kimse anlayamamıştır. Türkiye’deki Demokrasi  anlayışı, kazan’anın haklılığını öngörmektedir. Ki, bakıcı bir döneme başkaldırıp tam anlamıyla çok partili yaşamı gerçekleştiren Adnan Menderes’in, 1954 milletvekili seçimlerinden önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin mallarına el koyması üzerine, gelen tepkilere karşı haklı olup olmadığını seçimlerde milletin göstereceğini beyan etmesi buna en güzel örnek olmalı. Halbuki Demokrasi, çoğunluğ’un kararlarını daima haklı görmemesi olduğu gibi azınlığın da aynı suretle haksız olduğu kanısına varmamak olmalı. Yani, bugünkü TBMM’deki iktidar partisi’nin milletvekili çoğunluğuna sahip olması, muhalefetin de bu azınlıkta kalması iktidarın her kararını haklı  göstermediği gibi muhalefeti de aynı şekilde haksız göstermemeli.

     Türk Demokrasisi’nin partiler bazındaki uygulaması da tuhaflık arz eder. Partilerin muhalefetteyken istedikleri demokratik talepleri, iktidar’a geldikleri zaman aynı düşüncede olmayıp demokrasi’nin nimetlerine ket vurdukları görülmektedir. Nitekim, Demokrat parti’nin de bu tür uygulamalarla karşımıza çıkması buna kanı olarak kabul edilebilir. Demokrat parti’yi doğuran ve yükselten ihtiyaçlar ne ise, Demokrat parti’yi tarih sahnesinden silen unsurlar da aynı sebepler olmuştur.

      Bütün bu olumsuzluklara rağmen, 20 küsür yıllık tek parti anlayışına sın veren Demokrat parti’ye hak ettiği saygıyı sunmak gerekir ki, bugün hala da o dönemin demokrasi anlayışına tam olarak sahip olmadığımız gerçeği ortadadır. Bugün bile kimi partilerin Demokrat parti’yi rehber aldıklarını belirtmeleri ve o ruh’a sahip olma istekleri buna bir kanıt olarak gösterilse yeri olacaktır.

      Bu çalışmada; Tarih sahnesinde önemli bir yer işgal eden Demokrat parti’nin 1954-1957 dönemi demokrasi uygulamalarını ele aldım. Çalışmam da Kütahya ilindeki Vahidpaşa, Mustafa Yeşil, Üniversite kütüphanelerinin yanında Atatürkçü Düşünce Derneğ’inin kitaplığından faydalanma imkanına sahip oldum. Çalışmamı iki ana bölümde ele aldım. İlk bölümde 1954 seçimlerinin öncesini ve sonrasını; ikinci bölümde demokratik uygulamaları siyasi kronolojiye göre ele aldım. 

 

                      I. BÖLÜM

               1954 SEÇİMLERİ

     A- Seçimlerden Önceki Siyasi Durum

 

 

          a-1 CHP’ye Karşı Tutum

 

   Demokrat Parti önderleri, halkevleri ve halkodalarının elinden aldıkları  (1952) CHP’nin malvarlığı haksız olarak elde ettiğini iddia edip bu kez de mallara el konulması ve hazineye devredilmesini istemişlerdi. Demokrat partililer, CHP’ye bütçeden 21 milyon, başbakanlıktan da 9 milyon lira aktarıldığını öne sürmüştü. Buna karşın CHP’nin haksız olarak kazandığı mal varlığı da 500 milyon olarak hesaplanmıştı. Adnan Menderes, bu paranın 350 milyonun halkevleri ile halkodalarının mallarının hazineye aktarılmasıyla karşılandığını, geriye kalan 150 milyonun da, muhalif bir partinin varlığının uygun bulmasından dolayı ve yaklaşan seçimlerde Demokrat parti adına dezavantaj olmamamsı için dokunmadığın ifade etmiştir. İsmet İnönü ve Adnan Menderes’in, CHP’nin malvarlığına el konulmasına ilişkin meclisteki karşılıklı konuşmalarından sonra, 8 Aralık’ta Samet Ağaoğlu’nun grup toplantısındaki konuşması, Demokrat parti’nin amacını açıkça ortay koymuştu :    ‘‘ Teklif ettiğimiz kanun tasarısı CHP’nin mevcut emlakine topyekün el koymak, haksız iktisap olduğu için tamamını elinden almaktır. Bu hal, partiyi mefluç (felçli), parasız hale getirmek, siyasetten öldürmektir.’’ Bu konuşmanın ardından, 9 Aralık 1953’te Demokrat partili 92 milletvekilinin hazırladıkları tasarı, meclis’e sunulup komisyonlardan geçirilerek 14 Aralık’taki genel kurul gündemine alınmıştır. Bu tasarıyı eleştiren İsmet İnönü, bunun tümüyle Anayasa ve insanlık haklarına aykırı olduğunu beyan edip bu tutumun, TBBM’yi yargı kurumuna dönüştüreceğini vurgulamıştır. İnönü konuşmasına damga vuran şu cümleyi kullanmıştır : Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum : Suçluların telaşı içindesiniz.’’ Meclis’teki karşılıklı atışmalardan sonra, tasarı aynı gün oylanıp 5’e karşı 341 oyla kabul edilip yasalamıştı. Ancak Demokrat partiden 120 milletvekili oylamada yer almamıştı. 15 Aralık 1953’te Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından, onaylanarak yürürlüğe giren yasayla CHP’nin taşınır-taşınmaz tüm malvarlığı hazineye devr olunacaktı. Yalnız parti binası ve maliye bakanlığınca kabul edilecek olanlar CHP’ye bırakılacaktı. Bu olaydan sonra kamuoyunda hatta Demokrat parti grubunda da tepkiler doğmuştu. Adnan Menderes, Demokrat parti grubunda gelen eleştirilere yanıt vererek İnönü’nün TBMM’ye sürekli hakaret ettiğini konu gayri meşru saydığını anlaşmazlığın seçimlerde giderileceğini belirtip ‘‘önümüzde seçimler vardır.Haksız olup olmadığımızı seçimlerde millet tayin edecektir.’’ demişti. Nitekim 1954 seçim sonuçlarına göre Adnan Menderes’in ifadesiyle bu durum haklı olarak değerlendirilmiştir[1].

 

       Bütün bunların yanında CHP’ye karşı işlenen ve demokrasi’ye  darbe vurabilecek bir uygulama daha vardı : Bu uygulama üniversite profesörlerinin partilerde fiili görev almamaları gerektiği kanun tasarısı idi. Demokrat parti’nin bundaki amacı üniversite çevrelerinin CHP’ye olan yakınlığı ve aktif olarak birçok profesörün CHP içinde görevde bulunmasını engellemekti. Demokrat parti bu gücü CHP’den uzak tutmak için ‘‘üniversite profesörlerinin siyasetle uğraşmalarını yasaklayan’’ bu tasarıyı hazırlayıp nihayet 21 Temmuz 1953’te kanunlaşmasını sağlayarak CHP’yi seçimler öncesi etkisiz hale getirmeyi bir nebze olsun başarmıştır[2].

       Bu durum; Demokrat parti’nin, ileride anti demokratik yollara sapacağını ve böylece baskı rejimine doğru ilerleyeceğinin küçük bir göstergesi durumunu ifade etmektedir.

 

       a-2 Demokrat Partinin seçim Yatırımı

 

       Demokrat parti’nin, seçmenlere hoş görünmek için giriştiği teşebbüslerin en önemlisi Aralık 1953’te çıkarılan ve memurlara fazla maaş verilmesini öngören kanundur. Alınan liberal iktisadi politika kararları sonucu fiyatlar hızla yükselmiş, sabit gelirli bir tabaka olan memurların durumu iyice sarsılmıştı. Bunu telafi etmek amacıyla Demokrat parti iktidarı, memurlara yılda fazladan üç maaş ödemek kararını aldı. Bu ka-rar olumluydu ve az da olsa memurların durumunu düzeltti.

       İkinci bir olumlu girişim, muhalefetin arzusuna uyularak seçim kanununda yapılan değişikliktir. Meclis’in 17 şubat 1954’te kabul ettiği bu değişikliğe göre, seçmen kütüklerinin partilere verilmesi hususunda kanuna bir hüküm eklenmiştir[3].

 

       a-3  Millet Partisinin Kapatılması

 

       Demokrat parti 1950-60 döneminde siyasi partilere karşı yoğun bir baskı politikası uygulamış ve küçük partileri kapattırmıştır. Bundan dolayı, dini oylara yönelik olarak kendisine rakip gördüğü Millet partisi’ni sindirmek için her türlü fırsatı kullanmıştır. Her iki partinin de benzer çevrelere hitap etmeleri yüzünden , Demokrat parti ile Millet partisi arasındaki ilişkiler dostane olmamıştır. Millet partisi liderleri ve özellikle Osman Bölükbaşı Demokratlar’ı sürekli eleştirirken, Demokratlar da Millet partisi’ne karşı tavır almışlardır. 5 Mart 1953 tarihinde Menderes bir basın toplantısında Millet partisi’ni dini siyasete alet etmekle suçlamış ve partiye karşı alacağı tavrı geçici bir süre ertelediğini bildiren bir açıklama yapmıştı. Bundan kısa bir süre sonra , Demokrat parti’nin çoğunluğunu oluşturduğu Millet Meclisi, dini siyasi amaçlar için kullananlara verilen cezaları artıran ve suçun sahasını genişleten yeni bir kanun çıkardı ve böylece Millet partisi, din mezhep ve tarikat esaslarına dayalı bir kuruluş olduğu suçlamasıyla, ceza mahkemesinde yargılanmaya başladı. Ekim 1953 tarihinde mahkeme Millet partisi’nin amacını gizleyen, dine dayalı bir cemiyet olduğu sonucuna vararak partinin faaliyetlerini yasakladı[4].

 

 

       a-4  Basının Sindirilmesi

 

       Demokrat parti seçimler yaklaştıkça, eleştirilere karşı tahammül edemeyip sert tedbirlere başvurmuştur. Bu tepkilerin odak noktasında da tarafsız basın göze çarpmaktaydı. Basını sindirmek için daha önceden de çıkarılan, resmi kararnamesiyle

(1951) tarafsız basına ilk darbe vurulmuştu. Bunu müteakip Temmuz 1953’te Ceza Kanunu’nda yapılan bir değişikle, o zamana kadar, sıfat ve hizmetlerinden dolayı bakanlara yapılan hareketin takibi ilgili bakanın şikayetine bağlı iken, bundan böyle savcılık kendiliğinden kovuşturma açabilecek, bakanın sadece onayını alması gerekecekti. Basın Kanunu’nun değiştirilmesi için şubat 1954’te meclis’e verilen tasarı, yayın yoluyla ve radyo ile işlenecek bazı yeni cürümler getiriyor ve bunları ağır müeyyidelere bağlıyordu. Basın yoluyla itibarı kıracak, şöhrete veya servete zarar verebilecek bir hususun ardından altı aydan üç seneye kadar hapis ve 1.000 liradan 10.000 liraya kadar ağır para cezası getiriyordu. Ki bu suçlar  resmi sıfat’a haiz olanlara karşı yapıldığında, cezalar üçte birden yarıya kadar artırılacaktı. Devletin siyasi veya mali itibarını sarsacak nitelikte yalan bir haber halinde ise bir seneden üç seneye hapis ve 1.000 liradan 10.000 liraya kadar ağır para cezası konmuştu. İşin en kötüsü, suçlandırılan gazeteciye iddiasını  ispat etme hakkı da verilmiyordu.[5]  Bu haksızlık bir çok DP milletvekilini bile isyan ettirdi. 19 Demokrat partili milletvekilinin ‘‘ispat hakkı uğrunda verdikleri savaşım’’ Adnan Menderes tarafından alay konusu yapılıp neticede sonuçsuz kalınca, bu milletvekilleri Demokrat partiden ayrıldılar ya da çıkarıldılar. 19’ların içinde Turan GÜNEŞ, Ekrem ALİCAN, Fevzi Lütfi KARAOSMANOĞLU, Ekrem Hayri ÜSTÜNDAĞ gibi isimler vardı. Bu kişiler ileride Hürriyet Partisini (1955)  kuracak isimler olacaktır[6]. Tasarının genel  kurulda görüşülmesi 7 mart’ta başlayıp büyük tartışmalara neden oldu. Ancak, tasarı 9 mart 1954’te kabul edilerek yasalaşmıştı[7].

 

 

       B -  1954 Seçimleri

 

       Seçimler , Başbakan Menderes’in Demokrat Parti grup toplantısında 2 Mayıs’ta yapılmasını önermesi üzerine 12 Mart 1954 günü TBMM’de seçimlerin bu tarihte yapılmasına karar vermiştir. Bu arada seçim yasalarında yapılan değişiklikle bazı aksaklıklar düzeltilmiş ve seçim tutanaklarının onaylanması TBMM’den alınıp Yüksek Seçim Kurulu’na verilmiştir. Seçimlere 4 parti katıldı : Demokrat parti ve Cumhuriyet Halk Partisi bütün illerde, Cumhuriyetçi Millet Partisi 40 ilde, Türkiye Köylü Partisi 19 ilde. Seçimlerde partilere rekor sayıda başvuruda bulunuldu. Sadece Demokrat parti ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne 14.000 müracaat yapıldı.

        Demokrat Parti aday tespitini 28 Mart 1954 Pazar günü yaptı. Listede, Demokrat partili 260 milletvekili yer alırken, yeni isim sayısı 281’i bulmuştu. 1950 seçimlerinde 12 kişi iki ilden adaylık koymuşken, 1954 seçimlerinde bu sayı 4’e inmişti : Parti’nin dört kurucusu dışında iki ilden birden aday olan başka kimse yoktu. Demokrat parti listelerinde 11 isim de bağımsız aday olmuştu[8].

      Bu seçimde Demokrat parti listesinde : Orgeneral Nuri YAMUT, Hikmet BAYUR, Behçet UZ, Nuri DEMİRAĞ, Lütfi KIRDAR, Ahmet TEKELİOĞLU, Rauf ONURSAL, Ord.Prof. Kara Kemal gibi tanınmış simalar da vardı[9].

 

 

      b-1 Seçim Kampanyaları

 

     Cumhuriyet Halk partisi, 1954 seçim kampanyasını üç ana noktada topladı : İsmet İnönü şahsiyeti, Demokrat parti ile Menderes’in partizanlığı ve ekonomik konular.

     İsmet İnönü CHP’nin diğer önderleri, petrol kanunu’nun (yabancı sermaye ile işletmecilere geniş haklar tanıyan yasa) yeni bir kapitülasyon olduğunu, yabancı sermayenin (yabancı yatırımcıların Türk vatandaşlarına tanınan kolaylıklara eşit olarak faydalanması, dışarıya çıkarılacak kar oranlarındaki % 10 sınırlandırmanın kalkması) Türkiye’ye gelişinden duydukları rahatsızlığı belirtip Menderes’i ciddiyetsiz olarak tanımlıyorlardı. İktidara gelirlerse ne yapacakları yine meçhuldü. Cumhuriyet Halk parti’liler radyodan muhalefetin de yararlandırılacağı sözü hariç, herhangi bir vaatte de bulunmadılar[10].

      Demokrat partililer ise seçim yaklaştıkça, birtakım tantanalı temel atma ve kurdele kesme törenleri düzenliyorlardı. 4 Nisan’da 1954’te samsun limanının temeli atıldı; 22 nisan’da Celal Bayar, İzmit’teki üçüncü kağıt fabrikasını hizmete açtı; 26 nisan’da mersin limanının inşaatına başlandı. Bu törenler vesilesiyle yapılan konuşmalarda kalkınma hareketleri övülüyor, vatandaşın kafasında Demokrat parti lehindeki hava daha da kuvvetlendirilmeye çalışılıyordu[11].

   

        Bütün bu çalışmaların yanında, Demokrat parti seçim kampanyasını temel olarak 1950-54 arasındaki dört yıllık hizmetlerine oturttu. Barajlar, köprüler, limanlar, köy içme suları kampanyada sıkça değinilen konular arasındaydı. Partinin dört yıl boyunca uyguladığı ve köylüyü çiftçi yapan tarım politikaları (Traktörleşme, zirai krediler vb.) Demokrat Parti’nin köy oylarını almada sıkıntısının olmayacağının kanıtıydı. Zaten o tarihlerde köy oylarını alan seçimi de alıyordu. Ayrıca Demokrat parti Kore savaşı ve dış potitika, petrol ve yabancı sermaye kanunu gibi konulardaki icraatıyla da oy istemiştir. Vatan gazetesinin 1954 seçimleri için yaptığı kamuoyu araştırma sonuçlarının 24 nisan 1954’teki sonuçlarına göre ‘‘Demokrat parti  % 59.9 oyla birinci parti olurken, Cumhuriyet Halk partisi  % 25.2  oyda kalıyordu.  % 14.5 oranındaki seçmen karışık listelere oy vereceğini belirtirken, Cumhuriyetçi Millet partisi ve Türkiye Köylü partisi’nin toplam oy oranı % 0.4’’ olarak ilan edilmiştir. Seçim sonuçlarından sonra, Cumhuriyet Halk partisi genel merkezi’nin hazırladığı rapora göre  ‘‘Cumhuriyet Halk Partisi seçimler için 158.000 lira harcarken Demokrat Parti’nin kasasından 1.500.000 lira çıkmıştı.’’[12]

 

      b-2  Seçim Sonuçları

 

     1954 seçimleri kendinden önceki 1950 seçimlerindeki gibi çoğunluk usulü’ne göre yapılmıştır. Yani, çoğunluk usulü uygulamasının doğal sonucu olarak partilerin, kazandıkları oylar oranında parlementoda temsil edilememeleri söz konusudur.

 

     1950 yılında kurulan meclis’in normal süresinin tamamlanması sonucu yapılan bu seçimlerde de yine 5545 sayılı yasa uygulanmıştır. Sadece 17.02.1954 tarih ve 6272 sayılı yasa ile teknik konularda birtakım önemsiz değişikliklere gidilmiştir.[13] 1954 seçimlerinde Demokrat parti, sandalyelerinin % 93’ü gibi bir oranına sahip olmuştur.

 

 

    Seçimlerde partilerin aldığı oy oranı ve çıkardığı milletvekili sayıları şöyledir :

 

Parti           Oy             %        Milletvekili                 %                  CHP        3.161.696         34.8            31                  5.8    DP          5.151.550        56.6              505             93.2

MP         434.085            4.8               5                  0.9

KP          57.011              0.6                -                  -

Bağımsızlar    137.318      1.5              1                0.02

 

 

      1954 seçimlerine katılım bir önceki seçimde olduğu gibi oldukça yüksektir, katılımın %88.6 gibi bir orana ulaştığı 1954 seçimlerinin sonuçları çoğunluk sisteminin en zayıf karekteri olan adaletsizliğe açık bir örnek olarak gösterilebilir. Muhalefetin, oyların %41.7’sine sahip olmasına rağmen sandalyelerin %56.6’sını alıp sandalyelerin % 93.2’sini alıp sisteminin değişikliği için muhalefeti harekete geçirmiştir[14].

    

       Seçim sonuçlarına bakıldığında Cumhuriyet Halk partisi, 1950 seçimlerine göre 304.000 oy fazla almıştır. Demokrat parti ise 1950 seçimleri baz alındığında 375.000 oy kaybetmiştir. Fakat seçim sisteminin azizliğinden dolayı Demokrat parti 505 ve Cumhuriyet Halk partisi 31 milletvekilliğine sahip olabilmişti. Seçim sonuçlarını müteakip Adnan Menderes’in durum değerlendirmesi de şöyle olmuştur : ‘‘bu 31 milletvekili, koca bir savaş cephesinde, ancak bir tümenlik bir kuvvet’’ demekti. Yani Adnan Menderes’e göre; bu tümenciğin hiçbir stratejik değeri yoktu[15].

 

 

       b-3  Seçimlerden Sonraki Durum

 

       1954 seçimlerini, ezici çoğunlukla kazanan Demokrat parti, Türk siyasi tarihinde ilk kez rastlanan bir çeşit ‘‘Gerrymandering’’ gerçekleştirmiştir. 10 Şubat 1954’te kurulup 1954 seçimlerine katılan Cumhuriyetçi Millet Partisi’nin Kırşehir’de büyük başarı kazanması üzerine, bu ilin ilçeleri başka bir ile bağlanmıştır.(Nevşehir iline) Yine Cumhuriyetçi Halk partisi’ne daha önceden oy veren Malatya da Malatya ve Adıyaman diye ikiye ayrılmıştır.

 

      Bütün bunların yanında, 30 Haziran 1954’te ‘‘Milletvekili Seçimi Kanunu’’ ile muhalefeti hedef alan birtakım değişikliklere gidilmiştir. Buna göre ; muhalefetin radyo kullanması yasaklanıp büyük bir propaganda aracı elinden alınmakta, bir  siyasi partiden adaylığı reddedilmiş bir kimse, başka bir siyasi partiden ya da bağımsız olarak aday olamamakta, memurların adaylığı için de seçimden 6 ay önce istifa etmesi koşulu getirilmiştir. Ayrıca siyasi partilerin ortak liste ile aday gösteremeyeceği, yani muhalefet partilerinin seçimlere ittifak yaparak girmeleri önlenmiş olunuyordu[16].

    

       Milletvekili seçim kanunu ile 30 hizmet yılını bitirmiş olanlar ile 60 yaşını doldurmuş memurların kurumlarınca emekliye gönderilmelerini öngören, emekli sandığı yasasındaki süreleri indirerek 25 yılı dolduranları emekliye göndermelerini sağlayacak değişikliğe gidilerek buna karşı da yargı yolu kapatılmıştır. ‘‘Aynı amaçla 6422 sayılı yasa ile Yargıtay, Danıştay başkan ve üyeleri ile Cumhuriyet baş savcısının ve üniversite profesörlerinin emekli olmaları için hizmet sürelerini, memurlar gibi 25 yıla indiriliyor. Böylece partizanlığa alet olmayacak kıdemli memur, üst kat yargı organları başkanları ve üyeleri ile üniversite profesörlerinin genç yaşlarda, iktidarın isteklerine uymamaları halinde, emekli edilmeleri yasallaştırılıyor ve yargı yolu da kapatılıyor’’ idi.Seçim yasasında da güvenceden yoksun istenildiğinde atılabilecek yargıçların denetiminde ve iktidarın öngördüğü biçimde bir seçim yapılmasını sağlayacak değişiklikler yapılmıştır.[17] Bu uygulamalarla, Demokrat parti ileride gerçekleşecek olan 1957 seçimlerine adeta iktidarın tek adayı olarak kendisini gösterecek gerekli koşulları, demokratik olmayan düzenlemelerle bir nevi garanti altına almıştır.

 

      b-4  Yerel Seçimler

 

      Genel seçimlerden altı ay sonra, 7 Kasım 1954’te muhtar ve ihtiyar heyetleri için seçimlerde Demokrat parti, ezici bir çoğunluk sağladı. Demokrat parti en düşük oyu mahalle muhtarlığı için % 71.20 oranı ile almıştı. Köy muhtarlıkları için kullanılan oylarda oy oranı  % 76.56’ya ulaşıyordu. Cumhuriyet Halk partisi ise % 13.79 ile % 17.37 arasında oy oranına sahipti. Bunlara göre Demokrat parti, 1950’deki muhtarlık sayısını 31 binlere yükseltirken, Cumhuriyet Halk partisi ise 1950’de kazandığı 13.152 muhtarlık sayısını 6 binlere düşürmüştür[18].

   

         Seçimlerin ardından, Ulus gazetesi seçimlerde baskı yapıldığını iddia etmiştir. Bunun üzerine Demokrat parti ‘‘ Bursa milletvekili Hulusi Köymen, başbakan tarafından cevaplandırılması isteğiyle, soru önergesi verdi. ‘‘ Önerge 15 Kasım 1954’te meclis’te görüşülmeye başlanıp tartışmalara neden olmuştur. Tartışmalar sırasında Adalet Bakanı Osman Çiçekdağ, 1946 seçimlerindeki usulsüzlüklerden söz edince, buna karşın İnönü bu seçimlerin tamamen meşru olduğunu savunmuştur. Bu tartışmalar sırasında Menderes’in konuşması şöyle olmuştur: ‘‘ İsmet İnönü kah melekene, kah Peygamberane bir uslupla, kah profesyonel bir cani’nin soğukkanlığı ile konuşuyor.Fakat İnönü’nün şu kürsüye çıkarak demokrasiden bahsetmesi, sadece adaletin tecellisinden ibarettir.      Türk milletinin 1950’deki sillesi, dünkü müstebiti bugün hürriyet  müdafi yaptı. ‘‘Bunun üzerine İnönü bulunduğu yerden müdahale yapıp ‘‘ gözüme bak paşa, gözüme bak ! senin kazip  şöhretinden çekinecek, korkacak kimse yok burada.’’ Diye yanıt vermesi üzerine Menderes de ‘‘ 1946’daki cinayeti’nin cezasını çekeceksin ‘‘ karşılığını vermiştir. İnönü’nün, Adnan Menderes’e verdiği cevap da şöyle olmuştur : Başvekil’in ne kadar muzdarip olduğunu görüyor, acıyorum. Istırabın sebebi sinirlerinin bozulmuş olmasıdır. Düşmanlık politikası bırakıldığı zaman huzura kavuşacaktır. Bu vehimlerden kurtulması lazımdır. ‘‘ diye olmuştur[19].

 

      1954’teki, Milletvekili seçimlerinde ve onu müteakip gerçekleşen muhtarlık ve ihtiyar heyetleri seçimlerinden sonra iktidar ve muhalefet arasındaki kızışmalar iyice su yüzüne çıkıp daha da şiddetlendiği görülmektedir.

 

 

                 II. BÖLÜM

      1955 ve SONRASI DURUM

 

1- Kıbrıs ve 6-7 Eylül Olayları

 

       1954 Ağustosunda Kıbrıs sorunu gündeme gelmişti. Yunanistan, adayı ilhak etmek için Birleşmiş Milletlere başvurmuş, bunun yanında mitinglerle de konuyla ilgili kamuoyu oluşturmuştu. Yunanistan, aramızın bozuk olduğu (İsrail yüzünden) Araplarla yakın ilişkiye girerek taraf toplamıştı. Birleşmiş Milletler konu’nun kendisine intikal etmesinden sonra her iki ülkeyi de görüşmeler için Londra’ya davet etmiştir[20]. Bu sırada, Dışişleri Bakanı Fuat Köprüsü’nün  ‘‘ Kıbrıs diye bir sorunumuz yoktur.’’ demesi Yunanlıların iştahını tam olarak kabartmıştır.     Londra’daki  konferans’a, Fatih Rüştü zorlu başkanlığındaki heyet gitmiştir. Görüşmeler sırasında Zorlu’nun başbakan’a çektiği telgrafta şunlar yazılıydı : ‘‘ Ancak bizim haklarımızda ne dereceye kadar ısrar edeceğimiz hususunda kararsızlık içinde oldukları anlaşılmaktadır. Bu kararsızlığı eylemli davranarak gidermek gerekir. Sizin bu hususta vereceğiniz buyruğun yararlı olacağını saygıyla sunarım. Yani buyruğunuzla eyleme geçilirse iyi olur.’’ Bu telgrafla anlaşılacağı üzere Türk tezi’nin kabul görmesi için gösterilerin yapılmasını uygun görüldüğüdür. Yani, daha önceden tertiplenen bir oyun’un oynama zaman’ının geldiği şifre ile bildirilmiştir. Bu sahne  de İstanbul, Ankara ve İzmir’de oynanılacaktı[21]. Olaylar 6 Eylül 1955 günü Selanik’te Mustafa Kemal’in doğduğu evin ve Türkiye’nin Selanik Konsolosluğu’nun bombalandığı haberinin radyodan yayınlanması ve İstanbul Ekspres gazetesinin ikinci baskısından duyurulması üzerine İstanbul ve İzmir’de olay başladı. Özellikle 6 Eylül’ü 7 Eylül’e bağlayan gece, İstanbul’un hemen hemen bütün semtlerinde, Rumlar’ın evleri, işyerleri, kiliseleri saldırıya uğramıştır. Benzeri olaylar İzmir’de de vuku buldu. Bu, durum üzerine 1924 Anayasa’sına göre ‘‘ Harp halinde veya harbi gerektirecek bir durum baş gösterdikte veya ayaklanma olduğunda veya vatan ve Cumhuriyet’e karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma olduğunu gösterir kesin belirtiler görüldükçe Bakanlar Kurulu, süresi bir ayı aşmamak üzere yurdun bir kesiminde veya her yerinde sıkıyönetim ilen edebilir. ‘‘ maddesine dayanarak sıkı yönetim ilan edilmiştir.Bu sıkıyönetimle ilgili birtakım tuhaflıklar söz konusuydu. Bunlar : Anayasaya göre, Bakanlar kurulu en fazla bir ay süreyle sıkıyönetim ilan edebilir. Ama, Bakanlar Kurulu’nun ilan ettiği bu sıkı yönetimin süresi belirtilmemişti. Bir diğer, aksaklıkta Bakanlar Kurulu’nun sıkıyönetim ilan’ının aynı gün ya da bir sonraki gün yayınlanması gerekirken ‘‘ 12 Eylül 1955 tarihli 9101sayılı sayısında ‘‘ yayınlanmasıydı. Ayrıca, sıkıyönetim ilan’ının meclis’te onanması gerekirken çağrı 7 Eylül’de yapılıp 12 Eylül’de toplantının yeni yapılmasıydı.Bu durumda 7-12 Eylül tarihleri arasında uygulanan sıkıyönetim’in hukukiliğine kuşku getirmiştir.  Çünkü bu dönemde komutanlar atanmış , sıkıyönetim askeri mahkemeleri kurulmuş , binlerce kişi tutuklanmış ya da göz altına alınmıştır. Sıkıyönetim resmi gazetede yayınlandığı 12 Eylül tarihinide olaylar artık son bulmuştur.[22]  6-7 Eylül , olayları Cumhurbaşkanı , başbakan , içişleri bakanı , emniyet örgütünün en üst katlarda hazırlanan bir olaydan ibarettir. Bu durumun devletçe , hazırlandığının en büyük kanıtı başbakan’ın özel kalem müdürü Muzaffer Ersü’nün odasında söylediği şu cümle kanıtlıyor : ‘‘ Biz istedik ne yapalım , sineye çekeceğiz , maliye bakanı bu konuda hazırlıklı olsun.’’ diye devam eden sözleridir[23].

 

 

      2 – Hürriyet Partisinin Kurulması

 

      6-7 Eylül olaylarında bir ay sonra Demokrat parti’nin 4. büyük olağan kongre hazırlıkları sürerken , Demokrat partili 11 milletvekili ispat hakkı sorunu’nu gündeme getirmişlerdir. Bu sorun 1947’de Hasan Ali Yücel-Kenan Öner davasında ortaya çıkmıştı. Davalı Öner , Yücel’e yüklediği suçlamaları kanıtlamak için ceza yasasının 481. maddesine dayanarak ispat hakkı tanınmasını istemişti. Mahkeme kendisine bu hakkı tanımıştı ancak ; Yargıtay bakanların , memurların , sayılamayacağı iddiasıyla onlara ait duvarlarda bu hakkın tanınamayacağını belirtmişti. Ama , devam eden basın davaları nedeniyle bu konu tekrar gündeme gelmişti. Özellikle Menderes’in kimi parti ileri gelenleri arasında görüş ayrılıkları ve anlaşmazlıkları artınca haklarında dava açılan basın mensuplarına bu hakkın tanınmasını isteyen[24] milletvekilleri yayın organları’nın kolayca sansür edilmesinin önüne geçilmesini istediler. Bu 11’lerin arasında Ekrem Alican , Enver Güreli ve Fethi Çelikbaş  da yer alıyordu. 11’ler Muhlis Ete , Dr. Ekrem Hayri Üstündağ ve Fevzi Karaosmanoğlu gibi önemli kişileri yanlarına alıp 19 kişiye ulaştılar. Demokrat parti Haysiyet Divanı 4. büyük kongre öncesi 19’ları bölmek için , 9’unu partiden ihraç edip geri kalan 10 kişi ise istifa etmişlerdir.      Ondokuzlar partiyi kurmak için Demokrat  parti kongresinin bitmesini bekleyip 7 Kasımda partiyi kurmaya karar verdiler ; ancak parti tüzüğünün belirlenmesi 6 haftalarını aldı. Bu sırada basın ve kamuoyunun desteğini kaybettiler. Parti’ye bekledikleri katılım da olmadı. Hatta Kasım Küfrevi , Demokrat parti’ye , Burhan Feyzioğlu da Cumhuriyet Halk partisine katılmışlardır.  Neticede 20 Aralık 1955’te parti Demokrat parti’den ayrılan 28 milletvekili tarafından kuruldu. Hürriyet parti’sine Cumhuriyet gazete’sinin sahibi Nadir Nadi , bu gazete de olmasa bile kendisine ait olan bir başka gazete olan Yeni Gün’de destek vermiştir. Parti kapan’ana kadar bu gazete parti’nin yayın organı niteliğinde olmuştur[25].

 

     Parti programında : ‘‘ demokratik bir parlemento ve çalışma ortamında bahsedilmiş ayrıca Anayasa’da teminatları bulunan adliye , tarafsız idare , muhtar , üniversite , hür basın , tarafsız radyo , hür bağımsız sendikalar , amme hürriyetlerinin hukuk devleti mefhumuna göre düzenlenmesi , siyasi partiler temel müesseselerin cemiyetimizde tahakkuk ettirilmesi ‘‘ istenmiştir. Hürriyet parti’si , 24 Kasım 1958’de olağanüstü bir kongre yaptı. Kongre’ye gelen hükümet komiseri , kongreyi dağıtmak için emir aldığını belirtmiştir. Görüşmelerden sonra 5’e karşı 175 delegenin oyuyla kongre ve parti aynı gün kapatılmıştır.[26]

 

 

     3 – Demokrat Parti Kongresi

 

       Demokrat parti Genel idare Kurulu 3 Ağustos 1955 günkü toplantısında 4. büyük kongre’nin 15 Ekim 1955 tarihinde yapılmasına karar vermişti. Tüzük gereği Kongre’nin iki yılda yapılması gerekiyordu. Ancak , 3. büyük kongre 1951’de yapılmasına rağmen 4. kongre 1953 yılında yapılmayıp gecikmeyle 1955’te yapılabilmiş ve Demokrat parti’nin son kongresi olmuştur. Memleketin her tarafından 1300 civarında delege kongreye katılmıştır. Kongre başkanlığına Tevfik İleri getirildi.  Menderes , açılış konuşmasında hizipçilere çatıp 1950 öncesi defterleri açmak suretiyle Cumhuriyet Halk parti’sine saldırıp dış politikada paktları savunup tarafsızlık siyasetini reddetmiştir. Kongre zamanında ispat hakkı, sorun’unun gündeme getiren ve Hürriyet  parti’sini kuran 19’lara karşı şöyle konuşmuştur : ‘‘ Her sabah uyanınca sırtımızda hıyanetin hançerini mi hissedeceğiz ? Mebus seçildikten sonra parti’yi tekmeleyenlere karşı elbette tedbir alacağız. Şunu arz edeyim ki mesele ispat hakkı değildir. Bunu sadece bayrak yapmak istiyorlar.’’ diye çıkışmıştır[27].

  

      Adnan Menderes’in açılış konuşmasına bakıldığında hükümetin muhalefet dışında uğraşmak zorunda kaldığı başka bir sorunun daha olduğunu görürüz. Bu sorun da: Demokrat parti’nin ‘‘ kendi içindeki ayrılıkları olmuştur. Parti içinde parti yönetiminin baskıcı tutumuna karşı başlatılan muhalefet partilerden ayrılmalara ve atılmalara ‘‘ yol açıp yeni partilerin kurulmasına neden olmuştur. Ancak, parti içi anlaşmazlıkların nedeni yalnız baskı politikası olmayıp bunun yanında ‘‘ parti’nin temsil ettiği çıkarlar arasındaki zıtlaşmalara da dayandığı görülmüştür’’.Büyük toprak sahiplerinin çoğunlukta olduğu meclis’te, ticari burjuvazisinin de etkin rol oynamaları neticesinde aralarındaki çatışma siyasal düzeyde olmayıp ekonomik ve mali alanda cereyan etmiştir[28]. Kongrede çeşitli manevralarla ispat hakkı teklifi’nin görüşülmesi önlenilmiştir. Bunun yanında Demokrat parti’den istifa etmiş ya da çıkarılmış milletvekillerinin meclis üyeliğinin kaldırılmasını amaçlayan kanunun meclis’e götürülmesi kabul edildi. Ancak teklif’in anayasa ve demokrasi’nin kurallarına aykırı olması ve yurt genelinde yapılan protestolar neticesinde meclis’e sevk edilmedi.Kongre, sarol-köprülü mücadelesi gibi şahsi çekişmelere sahne olarak bitti. Ancak parti içi hoşnutsuzluk kendini iyice göstermiştir. Parti’nin kurucularından Refik Koraltan, meclis başkanlığı’na zorlukla 198 oyla seçilip tanınmamış olan rakip milletvekili 147 oy almıştır. Ki o zaman kadar Koraltan hep oybirliği ile seçilmişti. Meclis başkanı vekilleri ise parti liderlerinin desteklemedikleri başka kişiler arasından seçilmiştir. Tüm bunların yanında Demokrat parti politikalarına son tepki de parti meclis grup toplantısından gelip artan hayat pahalılığı, üzerine açılan görüşmelerde milletvekilleri maliye, ticaret ve dışişleri bakanlarının istifaya mecbur bırakılmaları olmuştur. Adalet bakanı da aynı duruma düşmemek için kabinenin çekilmesini teklif etmiştir. Bunun üzerine Menderes, sadece kendisi için güvenoyu alınca da kabineyi kurma işine girişmişti.Demokrat partideki, bu çalkalanmalar ‘‘ yeni bir anayasanın yapılacağı, ikinci bir meclis’in kurulup üniversite muhtariyetine saygı gösterileceği, 1950’den sonra çıkan antidemokratik kanunların kaldırılacağı, ispat hakkı tanınacağı, hayat pahalılığı ile savaşılacağı ‘‘ gibi demokratik düzenlemelerin yapılması kaydıyla bastırıldı. Bu vaatler Adnan Menderes’in yeni hükümet programını da oluşturuyordu.[29] 

 

      Demokrat parti’nin içindeki bu fikir ayrılıkları ve çatışmaları, parti’nin ‘‘ parti içi demokrasi kurallarını mümkün mertebede işletmeye çalışmış bir siyasi ‘‘ kurum olduğunu göstermekle beraber bugün dahi merkez sağdaki parti’lerin Demokrat parti’nin, 1946’da başlattığı hareket’e ‘‘ 46 ruhu ‘‘ adı altında sahiplenmelerine neden olmuştur. Bu misyon bugün bile Türk siyasetindeki etkisini sürdürmektedir[30].

 

 

      4 -  Artan Baskı Politikaları

 

      1956 yılında muhalefet, yasal baskıların ağırlığına karşın, daha güvenli ve saldırgan olmaya başlamıştır. Muhalfet’de CHP, nüfuz ve prestij olarak gerilemeye başlamış ancak Hürriyet parti’si, meclis’teki 32 milletvekiliyle ana muhalefet konumuna gelmiştir[31]. Yine bu yıl da dikkat çekici bir noktada nisan-mayıs aylarında Demokrat parti’lilerin Genel İdare Kurulu’nun ve kabine üyelerinin Çankaya’da yaptıkları toplantılar olmuştur.     Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkan’ının köşkünde bu tür toplantıların olması ‘‘girişilecek olan taarruz politikası’’ için Celal Bayar’ın onayının alındığı yorumlarına sebep olmuştur. Yeni baskı politikalarının ilk işaretini Adnan Menderes, 10 Nisan 1956’da Gaziantep’teki nutkunda vermiştir. Buradaki konuşmasında ‘‘muhalefet ve basının açmış olduğu şiddetli ateşin himayesinde birtakım komünistlerin hareket hazırlıklarında oldukları görülüyor. Kanunlar kâfi gelmiyorsa kanun hükümleri getireceğiz. Eğer adalet mekanizması, mevcut kanun hükümlerini anlamakta müşkilat çekiyorsa bunları sarahate götüreceğiz. Ta ki ihtilalci metodlar, bu fitne artık bitsin’’ diye muhalefet’e gönderme yapmıştır. Bu sözlere İnönü’nün yanıtı daha sert olmuştur. İnönü: ‘‘Demokratik rejimi geriye çevirmek herhangi babayiğidin harcı değildir. Kim buna teşebbüs ederse, daha o günün akşamı dünya başına zindan olacak kendisini, arkadaşlarını, teşkilatını bir kabusa atacaktır[32].’’ diye karşılık vermiştir.

 

 

       4-a  Basına Karşı Baskılar

 

       Muhalefet olarak basın’ın bir güç konumunda olmasından doğan neticelere bakıldığında basın Demokrat parti’yi şu konularda eleştiriyordu:’’Radyo tekeli ve bunun tek yanlı kullanımı, resmi ilanlar yoluyla besleme basın yaratılması, antidemokratik düzenlemeler, zamlar ve hayat pahlılığı’’ gibi konularda Demokrat parti iktidarı tenkid’e uğruyordu. Nitekim Demokrat parti haziran 1956’da ‘‘Basın kanun’unun bazı maddelerinin tadiline ve kanun’a muvakkat bir madde ilavesine dair kanun’’ile baskılarını daha da artırmak istediği görülmektedir.     Demokrat parti yöneticilerine göre, her türlü eleştiri ‘‘küfür’’ idi ve yasal düzenlemelere göre de ‘‘cezalandırılmalıydı.’’ Nitekim bu dönemde birçok gazete, dergi ve benzeri basın-yayın organları ciddi para cezalarına çarptırılmıştır. Para cezaları o yıllarda maddi sorunlarla boğuşan basın ve aydınlar için yıldırıcı olmuştur. ‘‘Yeni Halkçı’da Nihat Erim, Dünya’da Bedii Faik para cezalarıyla hizaya getirilenlerdendiler.’’

 

    Basın’a karşı para cezasının yanında hapis cezası da boy gösteriyordu. Bu konuda Cüneyt Arcayürek’in şu sözleri durumu daha iyi anlatmaktadır. ‘‘Basına büyük özgürlükler vereceklerini muhalefet yıllarında vaad eden Demokrat parti, iktidara geçtikten sonra basın’a karşı şiddetli önlemler almaya başladı.Her Perşembe Ankara Adliyesine gider, saatlerce, birbiri ardına svcılığın açtığı davalar da savunmamızı yapardık. Çoğu perşembeler, adliye koridorları basın’ın buluşma yeri haline gelirdi.’’       Demokrat parti iktidarı, bakanlarını ve yöneticilerini eleştiren yazıları nedeniyle tutuklanan ve hapsedilen pek çoktur. ‘‘1954-1958 arasında 1161 basın mensubu hakkında tahkikat yapıldı. Bunlardan 238’i mahkumiyetle sonuçlandı.’’ Bu dönemde muhalif basın’a kağıt satmama durumu söz konusudur. Basın karaborsadan kağıt bulursa yayın’a devan edebilmekte ayrıca karaborsayı da genelde iktidara yakın olmaları sonucu ellerinde bol kağıt’ı olan basın patronları yapıyordu. Muhalif basın’ın yurtdışından yeni makine ithal etmesi engellenip baskı yerleri kuşatılmaya uğramakta idi. Gazeteciler, polisler tarafından izlenip rahat çalışmalarına imkan tanınmıyordu. Halbuki 1950 seçimlerinden sonra, Başbakan yardımcısı Samet Ağa oğlu, ‘‘Cumhuriyet Halk Parti’si döneminde gazetecilerin telefonlarının nasıl dinlendiğini, nasıl izlenildiklerini basın toplantısında açıklamış ve bu tür şeylerin artık bir daha yapılmayacağını belirtmişti[33]’’. Ancak verilen bu tür sözler ma’alesef tutulmamıştı.

 

     4-b  Adalete, Üniversiteye ve Sendikalara

           Karşı Baskılar

 

     1956 yılının 3 mayıs’ında, Adalet teminatı ile iktidara gelen Demokrat parti’nin ikinci döneminde, Adalet Bakanlığının kararı ile 16 hakim, aniden emekliye sevkedildi. Bunlardan ikisi daire başkanı olmak üzere, üçü de Yargıtay üyesi olanlardı. Halbuki Adnan Menderes, bu tarihten altı ay önce meclis konuşmasında, bu tür tasfiyeleri kınayıp bundan vazgeçileceğini ifade etmişti. Bu olayın tepkisi büyük olup Cumhuriyet Halk partisi meclis tahkikatı istedi. Ankara Barosu toplantı düzenlemesine rağmen hükümet bu toplantıyı yasaklamıştı. Bunu takiben 12 Haziran’da 7 hakim daha emekliye ayrılmıştır.Bunlar Yargıtay başkanı, Yargıtay birinci ve ikinci daire başkanları ve Yargıtay üyeleriydi. Adliye bakanını yalnızca ‘‘bakanlığın tasarruf hakkından bahsediyordu.‘‘ Yargıtay başkanı ise bu kararı öğrendiği zaman ‘‘mevcut parasının, altı liradan ibaret olduğunu’’ beyan etmiştir. Üniversite üzerine de bazı uygulamalar yapıldı. Temmuz 1954’te memur hakkında çıkarılan bir kanun, üniversiteye de atf edilmişti. 1956 Aralık ayında Ankara Üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi dekan’ı Feyzi oğlu’nun ders yılı açılış nutkunda söylediği: ‘‘Nabza göre şerbet vermeyin’’ sözü bir suç olarak değerlendirilip kendisi vekalet emrine alınmıştır. Bu olay protestolara neden olup Doçent Muammer Aksoy, Münci Kapani, Aydın Yalçın, Asistan Coskun Kırca ve Şerif Mardin istifa ederek iktidar aleyhine üniversitelerde bir hava yarattılar. Bu arada öğretmenler arasında da ikilik doğmuştur.   Demokrat parti, 1957 Nisan’ında sendikalara karşı hareket’e geçip 20 Nisan’da işçi sendikaları konfederasyonu’nu kapattı. Devamında Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerde 5 sendika birliğini daha aynı muameleye tabii tuttu. Tüm bu yapılanlar tek parti iktidarı olmasına rağmen Demokrat parti’nin ‘‘otoriter devlet sistemine doğru da yönelmesinin bazı işaretleri’’ gibiydi. Bu da gösteriyor  ki bu antidemokratik uygulamaları iktidar için faydalı olacağına inanların varlığını gösteriyordu. Bu durum, ‘‘büyük gafletti’’ ki Adnan Menderes ve arkadaşları zemin kaybına uğruyorlardı[34].

   

     4-c Muhalefete Karşı Tepkiler

 

     Demokrat parti’nin, en kötü olarak bilinen kanunlarından biri muhalefet partilerini sindirmek için 27 Haziran 1956’da kabul edilen yeni kanunla siyasal partilerin seçim propaganda devresi dışında açık hava toplantıları da mahallin en büyük mülki amirin iznine bırakılmıştır.  Kanun’un 12. maddesine göre: ‘‘Her nerede olursa olsun tezahürat veya gösteri veya protesto maksadıyla yahut maksadı mahsusa müstenit, olarak toplanılması veya böyle bir toplantıya bilerek sebebiyet verilmesi suç’’ sayılmıştır. Ayrıca, aynı kanun’un 13. maddede; suç sayılan toplantıların dağıtılması için hedef gözetilmek sizin ‘‘ateş açılabileceği’’ kabul edilmiştir.      Bu kanun üzerine Cumhuriyet Halk Parti’liler meclisi terk etmeye başlamışlardı.Yine bu günlerde Demokrat Parti’nin kurucularından olan Fuad Köprülü, ikinci defa olarak dışişleri bakanlığından istifa etmiştir. Muhalefet’in Meclis’i terk ederek boykot etmesi bir sonuç getiremeyip 11 Temmuz 1956’da üç parti de meclis’e dönünce: Adnan Menderes ‘‘Tıpış tıpış döndüler’’ diyerek onlarla alay etmiştir.Üstelik aynı toplantıda ‘‘keyfi bir idarenin yeni bir örneği verilerek’’ 1956 ara seçimlerinin yapılmaması kararı alındı[35]. Temmuz ay’ının sonlarında (1956) Cumhuriyet Halk Parti genel sekreteri Kasım Gülek’in Karadeniz gezisi antidemokratik uygulamalara sahne olmuştur.  Rize’de  Halk parti’lilerin ellerini sıkması suç sayılıp kendisi altı aya mahkum edilmiştir. Köylü-Millet ve Hürriyet Partisi mensuplarının uğradığı muamele de aynı türdendi. 7 Ağustos 1956’da, Hürriyet partisi başkanı ile il başkanlarının Anıtkabir’e çiçek koymaları yasaklanıp aynı gece başkanın evindeki yemek, vali tarafından men edilmiştir.  16 Eylül’de, Kırşehir’i ziyaret eden Bölükbaşı’yı karşılayanlara karşı kullanıp hepsi dağıtılmıştır[36].

 

      Bütün bu antidemokratik uygulamaların üzerine, İsmet İnönü, taktik değiştirip 1957 sonlarına doğru Menderes’e yakınlaşmayı denemiş tabiiki bu bir zorlama ve tek taraflı bir hareketi. Ancak; bu atılım bir sonuç vermeyip üstelik de diğer muhalefet partileriyle inönü’nün arasını açmıştı. Adnan Menderes’in yumuşamaması ve sertlik potikasına devam etmesi üzerine İnönü, ‘‘balayı siyasetini’’ biraz daha sürdürmesi durumunda muhalefet’i de kaybedeceği tehlikesiyle 27 Mayıs 1957’de bir bildiri yayınlamıştır. Bu bildiride: ‘‘üç aydır süren yumuşak tutumun yararsızlığını ve savaşın yeniden’’ açılacağını ilan etmiştir.Bu karşılıklı atışmaların sonucunda Menderes’i müteakip İnönü de sertlik tutumunda karar kılıp bu durumu 27 Mayıs 1960’ kadar hiç değiştirmeden sürdürmüştür[37].

     4-d  Hürriyet Andı

 

     Demokrat parti’nin artan baskı politikaları sonucunda muhalefet partileri (CHP,CMP,HP) güç birliğine girişmişlerdir. Bundan dolayı Demokrat parti bu ittifak’ı çözme ve seçimlere daha olumlu koşullarda girmeyi politika olarak benimsemiştir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 9 Eylül 1957’deki 12. kurultayına Hürriyet Partisi genel başkanı F.L. Karaosmanoğlu ile Cumhuriyetçi Millet Partisi temsilcilerinin izlemesi muhalefetteki yakınlaşmayı daha açık olarak ortaya çıkarmıştır. Yapılan konuşmalarda ‘‘Birleşmiş muhalefet cephesi diye anılan partiler arası ortak görüşün sergilenmesi doğrultusunda olmuştur.’’ Kongre güç birliğinin yanında Demokrat Parti iktidarına karşı hürriyet savaş’ımının sürdürülmesi için and içilmiş ve üzerinde durulan ilkeleri açıklayan bir bildiri yayınlamıştır.     Bildiride şöyle denilmiştir: ‘‘Ülkenin bugünkü siyasi durumu ve bu durumunun tarihi partimizin 12. kurultayına yüklediği tarihi görev, Birleşmiş Muhalefet Cephesinin bir üyesi olan biz CHP’liler Türk milletini layık olduğu ileri demokratik rejime ve vatandaşlar arasında eşit muameleyi ilke edinen hukuk devletine kavuşturmayı ve millet iradesinin tecellisine engel olmak isteyenlerin karşısında hiçbir şeyden yılmadan, kanun’a uyup ulu Tanrı’ya sığınarak mücadele etmeye and içtiğimizi, iş bu Hürriyet And’ı ile kabul ve ilan ederiz.’’      Cumhuriyet Halk Partisi’nin Hürriyet And’ı, ondan 10 yıl önceki Demokrat Parti’nin yayımlamış olduğu ‘‘Hürriyet Misak’ını anımsatır içerikteydi.’’ Yani yıllar, partiler ve roller değişmekle beraber sorunlar değişmemişti. Karşıt partilerin ortak olarak seçimlere girmelerini engelleyen Demokrat parti’liler 1958’de yapılması gereken milletvekili seçimlerini, 27 Ekim 1957’de yapılmasını kararlaştırmışlardır[38]. Demokrat parti seçim tarihini belirledikten sonra 3’lü hareket eden muhalefet’in birliğini bozmak için çeşitli tarihlerde kanun değişikliklerine giderek bu birliği bozmuştur. 

 

      7 Temmuz 1957’de değiştirilen 6428 sayılı kanunla, bir adayın ‘‘aynı seçim çevresinde iki ayrı siyasi partiden’’ aday gösterilmesi yasaklanıp bir parti listesine bağımsız olarak girmesi de yasaklanmıştır. Seçmenin karma liste yapması da ‘‘kurşun kalem de bir teksir aletidir’’ gerekçesiyle kısıtlanmıştır. Partilerin ortak olarak matbu liste düzenlemeleri de kaldırılmıştır. 13 Eylül 1957’de kabul edilen yeni seçim yasasıyla da seçimden 6 ay önce bir partiden istifa eden bir kimsenin başka bir partiden aday olması yasaklanmıştır.(Burada partiden istifa eden Köprülü hedef alınmıştır. 7053 sayılı kanun)  Demokrat parti bu değişikliklerle partiler arası işbirliğine ve kendisinden ayrılıp Hürriyet partisi’ne geçenlerin seçime katılmalarını engellemiştir[39]. Seçim yasalarındaki düzenlemelerden sonra iktidar ve muhalefet artık 1957 milletvekili seçim kampanyalarını başlatıp seçimlere girmişlerdir.

     

 

 

SONUÇ

 

 

     Demokrat parti; Türk siyasi hayatında tek partili yaşama son vermiş bir parti olarak kimilerine göre: Atatürk’ün inkılaplarını hedef almış bir parti, kimilerine göre de yaşam mücadelesi sadece demokratik hayat için gösterdiği fedakarlıktan dolayı tarihi değere  layık olan bir parti olmuştur. Demokrat parti’nin siyasi yaşama gerçekten de demokratik hedeflerle, girdiği ve bunu mümkün olabildiği kadar uygulama çabasında olduğu görülür. Kendi içindeki muhalefeti de aynı düzeyde devam ettirmiştir. Bugün bile Demokrat parti’nin, parti içi demokrasi anlayışını yakalayamamış partilerin varlığı görülmektedir.

 

       Çalışmamdaki Demokrat parti’nin 1954-1957 dönemi ise yukarıda bahsettiğim Demokrat partideki  demokrasi anlayışının en zayıf döneminin hakim olduğu süreçtir. Bu dönemde Demokrat parti, 1954 seçimlerinin getirdiği başarıyla halktan temsil yetkisinin verdiği güvenle, kendisini iktidara götüren demokratik taleplerin karşısında olmuştur.

 

     Bu dönemde Demokrat parti genelde basın, üniversite ve özellikle de muhalefeti sindirecek antidemokratik uygulamaları gerçekleştirmiştir. Bu durum bir iktidar sarhoşluğu mu yoksa intikam alma hırsı mıydı? Bunu  tam olarak kestirmemekle beraber bu dönemin demokrasi anlayışının, tek partili sürecin demokratik hayatını andırır bir halde olduğu kabul edilmelidir.

 

         Yine de bütün bu antidemokratik uygulamaları, Demokrat parti’nin uzun süren tek partili hayata son verişinin getirdiği bir iktidar heyecanı sayıp Demokrat parti’nin dolayısıyla da Adnan Menderes’in uğradığı abartılı ve haksız sondan dolayı, Demokrat parti’ye biraz daha olumlu bakmak gerektiği kanısındayım. Çünkü Demokrat parti’nin getirdiği demokrasi anlayışını bugün bile siyasi partilerimizin yakalayamamış olduğu gerçeği gözler önünde cereyan etmektedir.

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

 

AKŞİN Sina; Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, İmaj Yayıncılık, Ankara, 2001.

 

AYDEMİR, Ş.Süreyya; Menderes’in Dramı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1999.

 

………………………..;  Ve 27 Mayıs İhtilali, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1990.

 

EROĞUL, Cem; Demokrat Parti –Tarihi ve İdeolojisi- İmge Kitabevi, Ankara, 1997.

GÜZEL, Şehmus; Türk Usulü Demokrasi, Doruk Yayıncılık, Ankara, 1997.

ÜSKÜL, Zafer; Siyaset ve Asker –Cumhuriyet Döneminde Sıkıyönetim Uygulamaları- Afa Yayıncılık, İstanbul, 1989.

 

KAÇMAZOĞLU, H. Bayram; Demokrat Parti Dönemi Toplumsal Tartışmaları, Birey Yayıncılık, İstanbul,1988.

 

KARPAT, H. Kemal; Türk Demokrasi Tarihi, Afa Yayıncılık, İstanbul, 1996.

 

SEZEN, Saim; Seçim ve Demokrasi, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1994.

 

TÖKİN, F. Hüsrev; Türkiyede Siyasi Partiler ve         Siyasi Düşüncenin Gelişmesi, Elif Yayınları,         İstanbul, 1965.

 

TOKGÖZ, Zübeyir; Demokratikleşme Sürecinde        Siyasal Partiler, Günce Yayıncılık, Ankara, 1999.

 

TURAN, Şerafettin; İsmet İnönü –Yaşamı Dönemi ve Kişiliği- Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2000.

 

TURGUT, Nükhet; Siyasal Muhalefet, Birey            Toplum Yayıncılık, Ankara, 1984.

 

YÜCEL, M.Serhan; Demokrat Parti, Ülkü             Kitapları, İstanbul, 2001.

 

YILDIZ, Ahmet; İhtilalin İçinden Anılar       Değerlendirmeler, Alan Yayınları, İstanbul, 2001.

 

VARLIK,Ülkü-ÖREN, Banu; Seçim Sistemleri ve  Türkieye’de Seçimler, Der Yayınları, İstanbul, 2001.

 

 



[1]  Şerafettin Turan, İsmet İnönü Yaşamı, Dönemi ve Kişiliği, Kültür Bakanlığı Yayınları

      Ankara, 2000,  s.319-325.

[2]  Cem Eroğul,  Demokrat Parti Tarihi ve İdeolojisi, İmge kitabevi, Ankara, 1990, s. 77.

[3]  Eroğul,  a.g.e,  s.84.

[4]  H.Bayram Kaçmazoğlu, Demokrat Parti Dönemi Toplumsal Tartışmaları, Birey yayıncılık,

      İstanbul, 1988,  s.153.

      

[5]   Eroğul, a.g.e,  s. 84-85.

[6]   Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi,  İmaj Yayıncılık, Ankara, 2001,  s.233.

[7] -  Turan, a.g.e,  s.237.

[8]   M. Serhan Yücel, Demokrat parti, Ülkü Kitapları, İstanbul , 2001,  s. 105.

[9]   Eroğul, a.g.e,  s. 86.

[10]  Yücel, a.g.e,  s. 105.

[11]  Eroğul, a.g.e, s. 87.

[12]  Yücel, a.g.e,  s. 105-106.

[13]  Ülkü Varlık-Banu Ören, Seçim Sistemleri ve Türkiye’de Seçimler, Der Yayınları, İstanbul, 2001, s.90.

[14] Saim Sezen, Seçim ve Demokrasi, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1994, s. 233-234.

[15]  Şevket Süreyya Aydemir, Menderes’in Dramı,  Remzi Kitabevi, İstanbul, 1999, s. 225.

[16]  Sezen, a.g.e, s. 244.

[17]  Ahmet Yıldız, İhtilalin İçinden Anılar, Değerlendirmeler, AlanYayınları, İstanbul, 2001, s. 89.

[18]  Yücel, a g.e,  s. 108-109.

[19]  Eroğul,  a.g.e.,  s.104-105.

[20]  Yıldız, a.g.e,  s.93.

[21]  Yücel, a.g.e,  s.109.

[22]  Zafer Üskül, Siyaset ve Asker Cumhuriyet Döneminde Sıkıyönetim Uygulamaları, Afa     Yayıncılık, Ankara, 1989,  s. 70-74.

[23]  Yıldız , a.g.e,  s. 95.

[24] Turan, a.g.e,  s. 347.

[25]  Yücel, a.g.e,  s. 111-112.

[26]   Firuzan Hüsrev Tökin, Türkiyede Siyasi Partiler ve Siyasi Düşüncenin Gelişmesi,

       Elif Yayınları, İstanbul, 1965, s. 89.     

[27]   Yücel, a.g.e,  s. 113.

[28] -  Nükhet Turgut, Siyasal Muhalefet, Birey Toplum Yayıncılık, Ankara, 1984, s. 273.

[29]  Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, Afa Yayıncılık, İstanbul, 1996, s. 334-335.

[30]  Zübeyir G. Tokgöz, Demokratikleşme Sürecinde Siyasal Partiler, Günce Yayıncılık,

     Ankara, 1999, s. 135.

[31]  Ahned, a.g.e, s.69.

[32]  Eroğul, a.g.e, s.118-119.

[33]  M. Şehmus Güzel, Türk Usulü Demokrasi, Doruk Yayımcılık, Ankara, 1997, s. 156-159.

[34]  Ş. Süreyya Aydenmir, Ve 27 Mayıs İhtilali, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1990, s. 251-252.

[35] Eroğul, a.g.e, s. 121-122.

[36] Aydemir, 27 Mayıs ihtilali, s. 253-255.

[37] Eroğul, a.g.e, s. 122-123.

[38] Turan, a.g.e, s. 350-351.

[39] Varlık-Ören, a.g.e, s. 92-93.


Bu makale hakkında ek bilgi eklemek için buraya tıklayınız

Bu makalenin yazar yada kaynağını bildirmek için tıklayınız.

Digg this Post! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post!
Eklenme tarihi: 15-12-2007  Okunma: 1020

Ekleyen:  tekin şeker

Bu Makaleye Verilen Puan:    Bu makaleye puan verilmemiş.
Bu Makaleye Puan Ver  

Bölüm Başlık Kullanıcı Yorumları


Bu makaleye yorum gönderilmemiş, ilk yorumu sen gönder !
Reklam Netinternet
Bazı hakları saklıdır: İçeriğin editör ve yazarlarımız tarafından oluşturulan kısımları ve site tasarımının hakkı saklıdır.  Bu sayfa en iyi 1280x1024 ve 1024x768 çözünürlükte izlenir.
Powered by BilgiPortal v2.2
Resim Emlak Canlı TV Firma Rehberi Firma Ekle Estetik çiçek Makale izafet ADSL Teknik Servis Yorumlar Müzik estetik evden eve nakliyat evden eve nakliyat