Bilgisayar,
belirli komutlara göre veri işleyen bir makinedir.
Bilgisayarlar çok
farklı biçimlerde karşımıza çıkabilirler. 20. yüzyılın ortalarındaki ilk
bilgisayarlar büyük bir oda büyüklüğünde olup, günümüz bilgisayarlarından
yüzlerce kat daha fazla güç tüketiyorlardı. 21. yüzyılın başına varıldığında ise
bilgisayarlar bir kol saatine sığacak ve küçük bir pil ile çalışacak hâle
geldiler. Toplumumuz kişisel bilgisayarı ve onun taşınabilir eşdeğeri, dizüstü
bilgisayarını, bilgi çağının simgeleri olarak tanıdılar ve bilgisayar kavramı
ile özdeşleştirdiler.
Bilgisayar tarihçesine baktığımızda, bilgisayar fikrinin çok
eskilere dayanmadığını görürüz. 1830′larda Charles Babbage (1792-1871) fark
makinesini ve ardından analitik makineyi yapmasıyla hesaplama işlerinin elektro
mekanik araçlara yaptırılması ve sonuçların elde edilmesi görüşü doğmuştu.
Charles Babbage yaptığı bu makineler ile başarılı sonuçlar elde edememesine
rağmen, bilgisayarların temelinin onun tarafından atıldığı kabul
edilmektedir.
1850 yılında
Ge
orge
Boole kendi adıyla anılan ve sadece "1" ve "0" rakamlarının kullanıldığı Boole
Cebiri sistemini bularak, bilgisayarların gelişimi üzerinde önemli rol
oynamıştır.

1890′da Herman Hollerith tarafından, delikli kartlarla
bilgilerin yüklenebildiği ve bu bilgiler üzerinde toplama işlemlerinin
yapılabildiği bir elektro mekanik araç geliştirdi. Bu hesaplayıcı ABD’nin 1890
nüfus sayımında başarılı biçimde kullanıldı.
İlk analog
bilgisayar 1931 yılında Vannevar Bush tarafından gerçekleştirildi. Buna
karşılık, ilk sayısal bilgisayarı George Stibiz 1939′da New York’taki Bell
Laboratuvarında üretti. Stibiz ikili sistemi bu makinaya uygulayarak komplex
sayılarla aritmetik işlemler yapılmasını sağladı.
Bilgisayarlar
konusunda en önemli ve hızlı gelişmelerin 2. Dünya Savaşından sonra başladığı
görülüyor. Haward Aitken IBM ile işbirliği yapmak suretiyle 1944′de MARK I’i
tamamladı. Bu bilgisayar küçük kapasiteli olmasına rağmen o günün koşullarında
büyük bir başarı olarak kabul edildi. MARK I’e bilgiler delikli kartlarla
veriliyor ve sonuçlar yine delikli kartlarla alınıyordu.
Bir grup bilim
adamı tarafından 1945′de ENIAC isimli bir bilgisayar yapıldı. ENIAC askeri
amaçlar için geliştirildi. Radyo lambaları kullanılıyordu ve MARK I’e göre
oranla oldukça hızlıydı. Bu bilgisayar ile elektronik bilgisayara geçiş başlamış
ve mekanik donanım yerini elektronik devrelere bırakmıştır.
Ticari amaçlarla
kullanılabilen ve seri halde üretimi yapılan ilk bilgisayar UNIVAC I oldu. Bu
bilgisayarın giriş-çıkış birimleri manyetik bant idi ve bir yazıcıya sahipti.
Aynı yıllarda IBM 7
01
bilgisayarı piyasaya çıktı. Bu bilgisayarın vakum tüplü ve basit biçimde
programlanabilen bir yapısı bulunuyordu. IBM firması 1958′den itibaren
bilgisayarda vakum tüpleri yerine diot ve transistorları kullanmaya başladı.
Buna bağlı olarak daha küçük, hafif ve daha az ısınan bilgisayarlar pazarlandı.
Ayrıca bilgi depolama ortamları olarak disk ve tamburlar kullanılmaya
başlandı.
1964 yılından
itibaren transistorların yerini bütünleşik devrelerin alması bilgisayar
alanındaki gelişmelere ivme kazandırmış; daha hızlı, güvenilir ve maliyeti daha
ucuz bilgisayarlar üretilmeye başlanmıştır. 1970 yılından itibaren geniş çapta
bütünleşik devrelerin kullanılmaya başlanmasının bilgisayar devrimine yeni
boyutlar kattığı görülmüştür. Özellikle 1993 yılından itibaren geniş bellekli ve
hızlı bilgisayarlar yanı sıra güçlü programlama dilleri ve işletim sistemlerinin
ortaya çıktığı dikkatleri çekmektedir. Artık eski bilgisayarlarda kullanılan
çekirdek bellek yerine daha ucuz manyetik iç bellekler kullanılmakta ve
bilgisayar maliyetleri gün geçtikçe düşmektedir.
İLK
BİLGİSAYARLAR
1980′lerden bu
yana kişisel bilgisayarları ya ana kartının genel mimarisi, ya da ana işlemcinin
modeline göre türlere ayırmak gelenek oldu. Şimdi PC dünyasına biraz daha
yakından bakabiliriz:
IBM-PC:
Bilgisayar
çılgınlığını başlatan bu cihaz, 1981 yılında piyasaya sürüldüğünde, hangi tür
mağazalarda satılabileceği bile belli değildi. İki adet 5.25 inçlik floppy
disket sürücüsü olan IBM PC’nin sabit diski yoktu. Ana işlemcisi Intel 8086 idi;
beş adet kart yuvası vardı. Bir süre sonra IBM bu modele sabit disk koydu; ama
RAM çipi denilen bilgisayarın hafızasını oluşturan çipi alakartla birleşik
olduğu için arttırılması mümkün değildi. Elinizde böyle bir antika bilgisayar
varsa, yenilemek güncelleştirmekten vazgeçin; olduğu gibi saklayın. Bir süre
sonra antikacılara ya da bilgisayar-teknoloji müzelerine
satabilirsiniz.
IBM XT:
IBM
firmasının 10 megabyte sabit disk koyduğu ilk kişisel bilgisayarı olan XT’nin
CPU’su da ilk PC’ye göre daha hızlı Intel 8088′di. Kart yuvası sayısı 8′e
çıkartılmıştı. 8-bit tabir edilen standartta kart kabul eden bu bilgisayarın da
bugün layık olduğu tek yer müze!
IBM AT
1985′te piyasaya sürülen ve bugünkü şekliyle PC’nin gerçek büyükannesi
olan AT, Intel 80286 CPU üzerine inşa edilmişti. Orijinal PC’ye göre beş kere
daha hızlıydı ve 16-bit standardında kart kabul ediyordu. IBM firması, bu
bilgisayarla, ISA denen ana kart mimarisini bütün endüstrinin yararlanabileceği
şekilde kullanıma açtı. ISA bütün bilgisayar endüstrisi için standart mimari
anlamına geliyordu; nitekim öyle de oldu. Bir anda yüzlerce şirket, AT ile
uyumlu cihazlar imal etmeye başladı. Modemlerin, tarayıcı ve diğer harici
cihazların bilgisayara bağlanmasında kullanılan ara-birim kartlarının bir anda
mağazaları doldurması, bu standardın gerçekten bütün endüstri tarafından kabul
edilmesiyle mümkün oldu. Ancak AT bilgisayarların ana kart hızı bugünkülere
oranla son derece düşük olduğu için böyle bir bilgisayarın yeni kartlarla
güncelleştirilmesi, yeni kartlara verilecek paranın çöpe atılması olur. IBM-AT
bilgisayarın ana kart büyüklüğü, günümüzdeki modern kartlarla aynı olduğuna
göre, kasasının boş kutu olarak değerlendirilip, içindeki herşeyi değiştirmek
mümkündür. Ancak orijinal AT’nin güç birimine ayırdığı yer çok küçük olduğu
için, yenilemek için göstereceğiniz zahmet, boş kutu masrafından sağlayacağınız
tasarrufa değmeyecektir.
PCjr ve
PS/2
ISA standardının kabulü ile IBM dışındaki firmaların IBM-uyumlu denilen
bilgisayar imalatı da hızlandı. IBM’in ilk AT bilgisayarları oldukça pahalı idi.
Diğer firmaların IBM-uyumlu bilgisayarları ise çok daha ucuzdu. IBM, 1986 ve
1987 yıllarında çıkarttığı PCjr modeli ile diğer firmalara kaptırmaya başladığı
ev-bilgisayarı pazarını geri almaya çalıştı. PS/2 ise, IBM başka firmalar
tarafından benzerinin yapılmasına izin vermediği bir mimari ile yapılıyordu. IBM
bu mimariye MCA (Micro Channel mimarisi) adını veriyordu. ISA’dan farklı,
günümüzdeki Tak-Çalıştır türü kartlar gibi, MCA bilgisayarları için yapılacak
kartların ayarlarının kullanıcı tarafından değil, bilgisayar tarafından otomatik
yapılacak olmasıydı. Ne var ki, bu strateji tutmadı. PCjr, çok az yetenekli
oluşu; PS/2 ise herhangi bir mağazadan satın alınabilecek ISA kartları kabul
etmediği ve MCA kartları diğerlerine oranla üç-dört kat daha pahalı olduğu için
PS/2 bilgisayarları birkaç kişi ve firmanın antikaları arasında yer aldı. IBM,
daha sonra fazla duyurmadan, PS/2 bilgisayarların ISA modellerini de çıkarttı.
Eğer böyle bir bilgisayara sahipseniz, anakart yeri yeni anakartları alacağı ve
güç birimine ayrılan köşe oldukça geniş olduğu için her şeyi yenilemek şartıyla,
boş kutusu olarak kullanabilirsiniz. Ancak dökme-metal şasesi yüzünden yerinden
kaldırması zor olan PS/2, kullanıcıya hayatı bayağı zorlaştırabilir.
386, 486
ve PENTIUM
Ve geldik günümüzün
modern bilgisayarlarına. 1987′den itibaren Intel firması her iki yılda bir
ana-işlem çipini daha hızlı ve daha çok işlem yapabilen modellerle geliştirmeye
başladı. 486′yı 586 izledi. Bu sırada diğer firmalarda CPU üretmeye ve kendi
çiplerine Intel-benzeri isimler vermeye başlamışlardı. Intel firması, rakamdan
oluşan marka ve mamul adlarının telif hakkını korumanın güç, hatta imkansız
olduğunu acı şekilde öğrenince, 586 çipine “beş kelimesinin Latincesinden
(Penta) türetme Pentium adını verdi. (Pentium adı o kadar tuttu ki, Intel 686 ve
786 olması gereken çiplerine Pentium II ve Pentium III adını verdi.)
İntel Ailesinin Gelişimi
Intel firmasının 386 çipi ile geliştirdiği bilgi işlem yöntemi, daha
sonraki bütün çiplerinde aynen uygulanmıştır.Bir başka deyişle 486 ve Pentium
çipleri sadece daha gelişmiş 386′dır. Bugün sadece “386-çipi” diye adlandırılan
ISA mimarisinde inşa edilmiş bilgisayarlar, hafıza ve sabit disk alanına göre
modern işletim sistemlerinin bir sürümü ile çalışırlar. Bu tür bilgisayarlarda
CPU, RAM ve Sabit Disk imkanlarına göre Windows 3.1, Windows 3.11, Windows
95…2000,Windows NT işletim sistemini görebilirsiniz. “Açık sistem” veya GNU
gurubu denilen işletim sistemleri (Linux gibi) 386-tipi bilgisayarlarda yeni
Windows sürümlerine göre daha rahat çalışır.
Intel 386 veya
Intel 486 (ve bunların dengi olan AMD ve Cyrix çipleri) bulunan bilgisayarlar,
ISA ve bunun geliştirilmişi olan EISA mimariye sahiptir; yani çarşıdan
alacağınız herhangi bir ara-birim kartını takabilirsiniz. Fakat Intel, ISA’nın
ve EISA’nın en büyük zorluğu olan, takılan kartın ince ayarlarının kullanıcı
tarafından yapılması zorunluluğunu ortadan kaldıran ve adına kısaca PCI dediği
yeni bilgisayar mimarisi geliştirdi. PCI mimarisinin en büyük özelliği bu
mimariye uygun kartlar katıldığında kartın bilgisayarla uyumlu hale getirilmesi
için hiçbir ayarının yapılması zorunluluğu (ve çoğu zaman imkanı) olmamasıdır.
Bu tür bir kartı ISA ve EISA bilgisayara takamazsınız, ama PCI mimarisindeki ana
kartlarda genellikle birkaç ISA, hatta EISA kart yuvası
bulunabilir.
Çeşitli ana kart
firmaları, 386 çipinden CPU’yu takılıp çıkartılabilen tarzda yapıyorlar. Ayrıca
386-tipi ile bilgisayarın hafıza çiplerinin de değiştirilmesi ve artırılması
mümkün hale geldi. Bu tür bir ana karta sahipseniz, büyük bir ihtimalle
bilgisayarınızın CPU, RAM ve benzeri birçok unsurunu
yenileyebilirsiniz.
Intel Firması 1968 yılında hafıza tüm devreleri yapmak
üzere kuruldu. Üretecekleri bir hesap makinesi için CPU tüm devresi isteyen,
hesap makinesi üreten bir firmanın talebi; ve yine üretecekleri bir terminal
için yine özel bir tüm devre isteyen, diğer bir firmanın isteklerini karşılamak
için, Intel firması 4004 (1971) ve 8008 (1972) CPU’larını yapmıştır.

Mikroişlemciler ve mikrobilgisayarların sınıflandırılmasında en temel
bir ölçü, mikroişlemcinin tümdevre-üzerinde işlem yaptığı en uzun verinin bit
sayısı, yani kelime uzunluğudur (word length). 4-bit işlemci olan 4004 ve 8-bit
işlemci olan 8008′den başlayarak, mikroişlemciler ve mikrobilgisayarlar için,
4-bit, 8-bit, 16-bit, 32-bit, 64-bit gibi veri uzunluk standartları
doğmuştur.
Intel, bu ilk
müşterilerden başkasının, 4004 ve 8008 tüm devrelerine ilgi göstereceklerini
tahmin etmediği için, üretim hattını düşük kapasitede tutmuştu. Fakat
tahminlerinin aksine, bu tüm devrelere çok büyük bir ilgi oldu. Bunun sonucu ve
aynı zamanda 8008′in 16K’lık hafıza limitini aşmak amacıyla, Intel firması 1974
yılında genel-amaçlı 8080 CPU’sunu üretti. Birden bu tüm devreye büyük bir talep
oldu ve kısa bir süre içinde 8080, 8-bit mikroişlemci endüstri standardı oldu.
Intel, iki yıl sonra 1976′da, gelişmiş bir 8080 işlemcisi olan 8085′i piyasaya
sürdü.
Intel 1978
yılında ilk 16-bit mikroişlemci olan 8086′yı üretti. 8086 daha önceki 8080/8085
ürününe bazı yönlerle benzemesine karşın, iki işlemci ailesi birbiri ile uyumlu
değildi. Bir yıl sonra 1979′da üretilen, 8086′nın 8-bit veri yoluna sahip sürümü
olan 8088, 1981 yılında üretilen IBM PC mikrobilgisayarlarının ilk işlemcisi
olmuştur. Kısa sürede endüstrinin 16-bit mikroişlemci standardı olan 8086/8088,
günümüze kadar uzanan pek çok değişik ürünüyle , x86 ailesi diye adlandırılan
mikroişlemci ailesinin çekirdeği (core) oldu.
İNTERNET'in
Hayat Hikayesi

İlk geniş alan ağı olan ARPANET 1960′lı yılların
ortasında askeri amaçlarla ortaya çıktı. Nükleer bir savaş esnasında telefon
hatlarının çoğunun tahrip olması durumunda bilgisayar iletişiminin sürdürülmesi
amaçlanıyordu. Paul Baran, Rand Corp. adına paket-anahtarlamalı ağ fikrini
gelişdi. Paket anahtarlamalı ağlarda, her mesaj küçük parçalara bölünür ve bu
parçaların varış noktasına başarı ile ulaşıp orijinal mesajın oluşturulması
sağlanır.
1969 yılında DARPA
(Defense Advanced Projects Agency) Amerika’da örnek bir paket anahtarlamalı ağ
oluşturulması için bir proje başlattı. Bu ağın adı ARPANET’ dir. ARPANET, veri
haberleşmesindeki tekniklerin öğrenilmesi amacı ile oluşturulmuştur. 1972,
ağların ağı ortaya çıkmaya başladı. 40 bilgisayardan oluşan bir ARPANET
gösterisi yapıldı. 1975 yılında başarılı bir biçimde ARPANET işlevsel bir ağ
konumunu aldı, birçok organizasyon bu ağa katıldı.
1983 yılında,
Internetworking Working Group (INWG) TCP/IP’ye temel halini verdi. TCP/IP
protokolleri de askeri standart olarak (MIL STD) uyarlanmıştır. Aynı yıllarda
Internet terimi yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. TCP/IP protokolünün
Unix işletim sistemine eklenmesinin ardından, 1984 yılında DNS (Domain Name
System) tanıtılmıştır. DNS’ in tamamlanması 4 sene sürmüştür. 1985 yılında,
NSFNET süper bilgisayarlar arası TCP/IP tabanlı ağın oluşturulup çalıştırılması
için kuruldu.
Eski ARPANET,
MILNET ve daha küçük ARPANET (DDN: Defense Data Network) olmak üzere ikiye
ayrılmıştır. 1990 yılında ARPANET varlığını yitirmiştir.
İnternet orijinal
ARPANET’ den doğmuş, bağlantılı ağların dünya çapında bir koleksiyonudur. Bu
ağlar değişik fiziksel ağlardan tek bir mantıksal ağa bağlantı için Internet
protokolü (IP) kullanırlar.
1990 dan sonra internetin gelişimiyle beraber bilgisayarlar artık
televizyon ve telefon gibi alışılmış birer aygıt hâline gelmişlerdir.